Son Dakika

Türkiye'de HIV pozitif sayısı yıldan yıla artıyor: Tek çözüm, farkındalığı artırmak

Türkiye'de HIV pozitif sayısı yıldan yıla artıyor: Tek çözüm, farkındalığı artırmak
Telif hakkı
Anadolu Ajansı
Metin boyutu Aa Aa

Dünyadaki azalma trendine rağmen Türkiye’de HIV pozitif kişi sayısı yıldan yıla artış gösteriyor. Bu konuda etkin önlemler alınmaz, tedavi süreçleri teşvik edilmez ve farkındalık çabaları yoğunlaştırılmazsa halk sağlığını ciddi anlamda etkileyebilecek bir riske dikkat çekiliyor.

İstanbul’da yaşayan 41 yaşındaki Fuat, Türkiye’de yaşayan HIV pozitif kişilerden sadece biri. Kendisi, 2000 yılında HIV ile enfekte olduğunu öğrendi ve bu yılın sonunda tedavi sürecinde 20.yılını doldurmuş olacak.

Euronews Türkçe’ye konuşan Fuat, “21 yaşındaydım, trafik kazası geçiren bir akrabama kan vermek için ailecek hastane gitmiştik. Kan verdim. Bir hafta sonra beni arayarak tekrar gelmemi istediler,” diye anımsıyor o günleri.

Tedavisi mümkün

O zamana dek vücudunda taşıdığı HIV enfeksiyonuna rağmen hiçbir sağlık sorunu olmayan Fuat, o yaşta yeterince bilinçli olmadığını ve bunda eğitim sistemi ile kültürel yapısının kendisini şekillendirme biçiminin etkili olduğunu söylüyor.

“Genelde de zaten hep beklemediğimiz anlarda öğrenmiş oluyoruz durumumuzu,” diyor.

Ama bilmek ve korkmamak gerekiyor; zira HIV (insan bağışıklık yetmezlik virüsü) tedavisi mümkün olan ve hayat boyu baskılanarak kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürdüğü bir sağlık durumu. Sosyal Güvenlik Kurumu, tüm tedavi testlerini ve ilaçlarını karşılıyor.

Fuat şu anda sigortalı olarak özel sektörde yönetici olarak çalışıyor. Durumu sebebiyle başlarda işsiz kalmaktan korksa da, 2012 yılında genel sağlık sigortası başladığında, işsiz kalırsa ayda 70 TL ödeyerek tedavi masraflarının karşılayacağını bilmek onu rahatlatmış.

“Üniversite sonrasında iş başvurularında sağlık raporu istendiğinde durumum ortaya çıkar diye çok tedirgin olurdum. Hep gergin geçmiştir iş görüşmelerim bu yüzden. O yıllarda HIV çok bilinmiyordu ve farkında da değildi çoğu kişi. Şimdilerde ise ilgili ilgisiz tüm sektörlerde herhangi bir mevzuat olmadığı halde HIV testi istiyor kurumlar,” diye aktarıyor Fuat.

Çalışmaya engel değil

Ancak, ölümcül olmayan HIV ile enfekte olmak, çalışmaya engel bir durum değil, zira aynı ortamda bulunmakla, aynı tuvaleti kullanmakla yani hayatı paylaşmakla bulaşmamasına rağmen insanlardan bu testin işe girişlerde isteniyor olmasını, Fuat bir ayrımcılık olarak görüyor. Kendisinin, HIV testi pozitif olunca işe alınmayan çok fazla arkadaşı olmuş.

“HIV ile yaşayan bireylerin yaşadığı zorlukları, ayrımcılıkları, hak ihlallerini anlamak için HIV pozitif olmamız gerekmiyor,” diyor Fuat.

Özel bir perhiz uygulamayan Fuat’ın her gün ve düzenli olarak aldığı bir tane hap ve beraberinde altı ayda bir doktor kontrolleri, HIV'in çoğalmasını engelliyor ve virüsün belirlenemez dereceye inmesini ve o seviyede kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla, farklı nedenlerden dolayı her gün ilaç kullanan insanlardan bir farkı yok.

Uzmanlara göre, Türkiye’de HIV ile enfekte olan kişi sayısı son on yılda ciddi bir artış eğiliminde. Etkin bir tedavinin olmasına rağmen ancak AIDS evresine gelindiğinde tanı konuyor olması da ciddi bir risk.

12 Kasım’da İstanbul’da gerçekleşen IV. Ulusal Duyarlılık Konferansı’nda konuşan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof.Dr. Deniz Gökengin, Türkiye’de son 10 yılda HIV tanısı alan kişilerde ciddi bir artış olduğu konusunda uyarırken, Türkiye’de her yıl 3-4 bin arasında yeni vaka eklendiğine ve bunların ancak bir kısmına tanı konabildiğine dikkat çekti.

Ancak toplumda halen bu konuda farkındalık noksanlığı, HIV ile yaşayan ama farkında olmayan kişilerin erken dönemde test yaptırıp tedavi aşamasına geçmesinin önünde büyük bir bariyer oluşturuyor.

Erken tedavi kilit önemde

Kişilerin erken dönemde HIV statülerini öğrenerek tedaviye başlamaları, vücutlarındaki viral yüklerini saptanamaz durumuna getiriyor. Bu, kişinin sağlığını korurken, virüsün aktarılmasında engel oluşturuyor. Yani yayılımın durması için tedavi çok önemli.

HIV pozitif olan fakat test yaptırmayıp durumundan haberdar olmayan ve bu nedenle tedavi almayan kişi ise bir süre sonra bir sendromlar bütünü olan AIDS’e (Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) doğru ilerleyebiliyor ve kişi çeşitli enfeksiyonlarla karşı karşıya kalabiliyor. AIDS evresine geldiğinde tanı alan kişiler tedaviye başladıklarında, yüksek oranda bulgusuz döneme geri dönebiliyor.

Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Serhat Ünal’a göre ise, HIV/AIDS’e bağlı ölüm oranları global düzeyde düşerken, Türkiye’de HIV’le yaşayan kişi sayısı son on yılda yüzde 465 oranında arttı. Uzmanlara göre, HIV ve AIDS’e dair veriler ulusal boyutta daha etkin toplanıp analiz edilmeli ve buna uygun eylem planları yapılmalı, HIV ile yaşayan bireylere dair veri toplama sürecinde ise kişisel gizliliğe ve mahremiyete dikkat edilmeli.

Türkiye’de HIV tedavi ve takibini birçok devlet ve üniversite hastanesinin enfeksiyon bölümlerinde yaptırmak mümkün. HIV ile yaşayan bireylerin yaşam boyu düzenli kontrollerini yaptırmaları ve ilaçlarını düzenli kullanmaları gerekiyor.

Anonim test nerede yapılıyor?

Ancak devlet hastanelerinde anonim testin mümkün olmaması sebebiyle, HIV pozitif olabileceğinden şüphelenen kişiler kimliklerinin açığa çıkmasını istemiyorlar ve bu da geç tanı alınmasının sebeplerinden biri. Anonim testin uzun yıllardır yapıldığı tek adres, Şişli belediyesi. Yaklaşık bir yıldır Beşiktaş, Çankaya, Konak, Bursa / Nilüfer ve Mersin belediyeleri de bu konuda çalışmalar yürütse de, henüz başlangıç aşamasında.

Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Volkan Korten, dünyada HIV’in en çok arttığı bölgelerin eski Sovyetler Birliği bölgesi (Rusya, Ukrayna, Orta Asya Cumhuriyetleri, Gürcistan gibi) olduğunu ve bu bölgeyle Türkiye’nin ilişkilerinin fazla olmasının enfeksiyonun yayılmasındaki etmenlerden biri olduğunu kaydediyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Prof. Korten, “Ön çalışmalar tanı konulan 1 hastaya karşılık en azından 1 tanı almamış hasta olduğunu gösteriyor. Bunların tespit edilememiş, dolayısı ile tedavi almıyor olmaları vaka sayısını arttırıyor” diyor.

Korten’e göre, başka bir neden de korunmadan erkeklerle seks yapan erkekler ve seks işçileri gibi anahtar popülasyonlara ulaşmadaki zorluk ve buralarda bulaşma vakalarının hızlanmış olması. Öte yandan, yasal göçmenlerle ilgili sağlıklı bir veri olmamasının ve ekonomik güçlükler nedeniyle ticari sekse yönelenlerde artış olabileceğini de kaydediyor Korten.

Peki HIV nasıl bulaşıyor? Tedavi altında olmayan HIV pozitif olan kişilerin vücut sıvılarının, yani kan, sperm, vajina salgısı ve anne sütünün, HIV negatif kişilerin vücuduna girmesi ile bulaşabiliyor. Sosyal ilişkilerle, tuvaletten, banyodan, aynı tabaktan yemek yemekle, aynı bardaktan su içmekle bulaşmıyor.

Her ne kadar sigortalı ve resmi göçmen olan hastaların ilaçlarının tümünü devlet karşılasa da, Korten’e göre bunun dışındaki az sayıdaki hastaya da olayın aynı tüberküloz gibi bir halk sağlığı problemi olduğunu kabul ederek, devletin ilaç sağlaması gerekiyor.

“Bunu belirli merkezlerden ve daha ucuz ilaç vererek de yapabilir. En önemli ihtiyaç, yüksek risk içeren ulaşılması zor gruplara yönelik tarama ve önleme programları geliştirilmesi,” diye ekliyor Korten.

Pozitif-iz Derneği sahada çok etkin

HIV pozitif kişiler ve yakınlarını fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden güçlendirmeyi amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu olan Pozitif-iz Derneği’nden Önder Bora, 20-25 yıldır HIV konusunda farkındalık yaratmak üzere aktivistlik yapıyor.

“HIV, cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için toplumda her zaman bir tabu olarak kabul ediliyor. Frengi, Hepatit B de cinsel yolla bulaşabiliyor, ama konu HIV olduğunda bu ahlakla örtüşen bir konu haline geliyor. Dolayısıyla yeni bilgiler topluma aktarılmadıkça güncellenmemiş bilgilerle yaşamaya ve bu virüsten de onun hakkında konuşulmasından da korkuyorlar. O yüzden de test olmuyorlar, çünkü sonuç pozitif çıkarsa nasıl yaşarım diye düşünüyorlar, gelişmiş tıbbi yöntemlerden bihaberler” diye açıklıyor Bora.

Euronews Türkçe’ye konuşan Bora, cinsel yaşamı aktif olan herkesin HIV testini bir kere de olsa yaptırması gerektiğini ve test pozitif çıkarsa derhal tedaviye başlamalarını vurguluyor.

“Günde 1-2 tabletle ömür boyu normal bir yaşam sürecine devam edebiliyorlar. Bu ilaçlar çok etkili, yan etkileri yok. Ancak bu konuda farkındalık yaratılmaz ve enfekte bireylerin sayısı hızla artarsa o zaman devletin sırtında ciddi bir halk sağlığı sorunu doğabilir,” diye ekliyor Bora.

İlaç tedavisi alan HIV pozitif bireylerin testler sonucunda durumları B=B, yani Belirlenemeyen = Bulaşmayan durumuna geliyor. İşte bu yüzden test olmak, durumunu bilmek ve ilaç tedavisine başlamak yeni bulaşma risklerinin de önüne geçiyor.

"Tedavi altındaki bir HIV pozitif bireyin bulaşma riski açısından HIV negatif bir bireyden farkı yoktur," diyor Bora.

1 Aralık Dünya AIDS günü yaklaşırken, bu alanda çalışan kişilerin ortak bir talebi var: devlet eliyle bu konuda eğitim, farkındalık ve önleme çalışmalarının artması, eğitim sisteminde müfredata girmesi, tıp fakültelerindeki müfredatın da HIV konusundaki güncel bilgilerle gözden geçirilmesi.

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.