Rıza Pehlevi, kendisini bir 'iktidar adayı' değil, İran’ı otoriterlikten demokrasiye taşıyacak ulusal bir geçiş sürecinin emanetçisi olarak tanımlıyor. Ancak hem destekçileri hem de sert eleştirmenleri olan bu figür, İran’ın geleceği tartışmalarında derin bir kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor.
İran’da Ayetullah Ali Hamaney liderliğindeki İslam Cumhuriyeti’ne karşı protestolar ülke geneline yayılırken, tartışmalı bir isim yeniden gündemin merkezine oturdu: İran’ın devrik son şahının oğlu Rıza Pehlevi.
Son haftalarda Tahran, Meşhed ve birçok büyük kentte protestocuların “Pehlevi geri dönecek” ve “Seyyid Ali devrilecek” sloganları atması, sürgündeki veliahtı hem içeride hem dışarıda yeniden görünür kıldı.
Rıza Pehlevi, kendisini bir “iktidar adayı” değil, İran’ı otoriterlikten demokrasiye taşıyacak ulusal bir geçiş sürecinin emanetçisi olarak tanımlıyor. Ancak hem destekçileri hem de sert eleştirmenleri olan bu figür, İran’ın geleceği tartışmalarında derin bir kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor.
Devrilen bir hanedanın varisi
31 Ekim 1960’ta Tahran’da doğan Rıza Pehlevi, İran’ı 50 yılı aşkın süre yöneten Pehlevi Hanedanı’nın son temsilcisi. Babası Muhammed Rıza Şah Pehlevi, 1979’daki İslam Devrimi’yle devrildi; İran’da 2 bin 500 yılı aşan monarşi sona erdi ve Ruhullah Humeyni liderliğinde İslam Cumhuriyeti kuruldu.
1967’de veliaht ilan edilen Pehlevi, devrim sırasında ABD’de savaş pilotluğu eğitimi alıyordu. Devrimin ardından ailesiyle birlikte sürgünde kaldı; babası sığındığı ülkeler arasında dolaştıktan sonra Mısır’da kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Genç yaşta iktidarını, ülkesini ve vatandaşlık statüsünü kaybeden Pehlevi için sürgün yılları aynı zamanda aile trajedileriyle de geçti: Kardeşlerinden ikisi intihar etti ve hanedanın sembolik liderliği Pehlevi’ye kaldı.
ABD’de geçen sürgün hayatı
Rıza Pehlevi, devrimden bu yana ABD’de yaşıyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi aldı, İran asıllı Amerikalı avukat Yasmine ile evlenerek üç kız çocuğu sahibi oldu.
Washington yakınlarında görece sakin bir yaşam süren Pehlevi, destekçileri tarafından “ulaşılabilir” biri olarak tanımlanıyor.
Uzun yıllar boyunca, İran’daki değişimin “içeriden” gelmesi gerektiğini savundu. 2022’de kendisine yöneltilen “Protestoların lideri misiniz?” sorusuna eşiyle birlikte “Değişim içeriden gelmeli” yanıtını verdi. Ancak son yıllarda, bölgesel krizlerle birlikte söylemini belirgin biçimde sertleştirdi.
Protestolara açık destek ve 'geçiş liderliği' iddiası
Son protesto dalgasında ise Rıza Pehlevi, İran halkına açık çağrılar yaparak sokaklara çıkmalarını istedi.
Sosyal medyada paylaştığı gönderilerde, internet kesintilerine ve güvenlik güçlerinin sert müdahalelerine rağmen protestoların sürdürülmesini savunarak gösteri güzergahlarının birleştirilmesi çağrısında bulundu.
Washington Post’ta yayımlanan bir yazısında, İslam Cumhuriyeti’nin 1979’dan bu yana “en zayıf ve en bölünmüş” döneminden geçtiğini savunan Pehlevi, kitlesel tutuklamalar ve idamların rejimin korkusunun göstergesi olduğunu yazdı.
Protestolarda kendi adının da özgürlük ve ulusal birlik çağrılarıyla birlikte anıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bunu iktidar talebi olarak görmüyorum. Halkın, tiranlıktan demokrasiye geçişi yönlendirecek birleştirici bir figüre ihtiyaç duyduğunun farkındayım. Bu nedenle kendimi, bir yönetici olarak değil, demokratik geçişin emanetçisi olarak görüyorum.”
Pehlevi, olası bir rejim çöküşü durumunda 100 günlük bir geçiş planından da söz ediyor; serbest seçimler, hukukun üstünlüğü ve kadın-erkek eşitliği vaat ediyor. Nihai rejim biçiminin -örneğin monarşi mi, cumhuriyet mi?- ise halk oylamasıyla belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
Batı, Trump ve İsrail tartışması
Rıza Pehlevi son dönemde Batılı başkentlerle temaslarını yoğunlaştırdı; ABD ve Avrupa’dan siyasi destek arayışını açıkça dile getiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik övgü dolu ifadeleri ve onu “özgür dünyanın lideri” olarak tanımlaması dikkat çekiyor. Ancak Trump, Pehlevi ile görüşmenin şu aşamada uygun olmayacağını söyleyerek, Washington’un açık bir “halef” desteklemekten kaçındığı mesajını verdi.
Pehlevi’nin İsrail ile yakın ilişkileri ise en tartışmalı başlıklardan biri. 2023’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesi ve bir Holokost anma etkinliğine katılması, bazı çevrelerce “köprü kurma” adımı olarak görülürken, bazı İranlılar tarafından Filistin meselesi nedeniyle sert biçimde eleştirildi.
Son İsrail saldırılarının ardından “rejimi zayıflatan her şeyin” İran halkı tarafından memnuniyetle karşılanacağını söylemesi de tartışmaları büyüttü.
Destekçiler ve muhalifleri ne düşünüyor?
Pehlevi’nin destekçileri, onu şiddeti reddeden, uluslararası tanınırlığı olan ve İran muhalefeti içinde isim bilinirliği en yüksek figür olarak görüyor.
Pehlevi dönemini, modernleşme ve Batı ile entegrasyon yılları olarak hatırlayan kesimler özellikle ekonomik kriz ve baskılar karşısında nostaljik duygular içinde.
Muhalifleri ise farklı bir tablo çiziyor: Pehlevi döneminde sansür, işkence ve Savak istihbarat teşkilatının yarattığı korku atmosferi hâlâ hafızalarda.
Ayrıca Pehlevi’nin 1980’de Kahire’de kendisini sembolik olarak “şah” ilan etmesi, bugünkü demokratik söylemiyle çeliştiği gerekçesiyle eleştiriliyor. Muhaliflerine göre, 40 yılı aşkın sürgün hayatına rağmen ülkede güçlü bir örgütlenme ya da bağımsız bir medya ağı kurabilmiş değil.
Cevapsız sorular
Bugün Rıza Pehlevi'nin İran’da gerçek desteğinin ne kadar olduğu, bağımsız anketler olmadan ölçülemiyor.
Bazı İranlılar için Pehlevi adı hâlâ istikrarın simgesi; bazıları için ise halkın iradesiyle devrilmiş bir rejim anlamına geliyor.
Babasının naaşı hâlâ Kahire’de; kraliyet yanlıları bir gün naaşı İran’a getirmeyi hayal ediyor.
Rıza Pehlevi’nin bu hayalin bir parçası mı, yoksa İran’ın sancılı dönüşüm sürecinde geçici bir figür mü olacağı ise merak konusu.