Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Şiilik nedir, nasıl ortaya çıktı? Sünnilikten farkı ne? 6 soruda bilinmesi gerekenler

euronews_icons_loading
Lübnan'da Süleymani'nin öldürülmesini protesto eden Şiiler
Lübnan'da Süleymani'nin öldürülmesini protesto eden Şiiler   -   ©  AFP
Metin boyutu Aa Aa

İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi sadece memleketi İran'da değil, Şii nüfusun yaşadığı birçok ülkede protesto edildi. Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler Şiilik kavramını bir kez daha gündeme getirdi: Şiilik nedir? Nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Homojen bir yapı mı? Sünnilikle benzer ya da farklı yönleri neler?

Şiilikle ilgili bu soruları konunun Türkiye'deki önde gelen uzmanlarından, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Onat, euronews Türkçe için yanıtladı.

Şiilik nedir, ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Şiilik, Hicri birinci asrın son çeyreğinde (8. yy'ın başı), vasîlik (Hz Peygamber’in vasiyetiyle Hz. Ali’nin Müslümanların imamı olduğuna inanmak) ve mehdîlik (İslâm’ı aslî hüviyetine kavuşturacak olan beklenen idareci) fikirleri etrafında, özellikle mevalî adını verdiğimiz, Arap olmayanlar arasında oluşmaya başlamış bir mezheptir.

Bu fikirler, Hicri ikinci asırda, Ali'nin soyu ile ilişkilendirilmiş, eski Sasanî kültüründen gelen bazı motiflerle de bütünleşerek karşımıza Şiîlik olarak çıkmıştır. Elimizde mevcut olan en eski Şiî kaynak eserlerden yol çıkarak Şia'yı şöyle tarif etmek mümkündür: "Şia, Ali b.Ebî Talib'in Hz.Muhammed'den sonra nass (dini delil) ve bizzat Peygamber'in tâyiniyle halife olduğuna inanan, imamlığın (ümmetin liderliğinin) kıyamete kadar onun soyundan geleceğini ileri süren, bu imamların mâsum-günahsız olduklarını iddia eden toplulukların müşterek adıdır".

Şiilere göre Şiiliğin tohumları, Hz.Peygamber'in sağlığında atılmış olup, Hz. Peygamber, Kur'an'ın emriyle Ali'yi imam tayin etmiştir. Şiî kaynaklar, bu imam tayin etme işinin Veda Haccı dönüşü Gadir Hum denilen bir yerde gerçekleştiğini ileri sürmektedir.

Bu konudaki rivayetlere göre, Hz. Peygamber, Maide sûresinin 67. âyeti ile (Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun.Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kafirlere yol göstermez), Ali'nin imam olduğunu ilan etme emrini almış ve Gadir Hum denilen yerde, Hacdan dönen Müslümanları toplayarak, kızgın güneş altında onlara hitabetmiş; "men kuntu mevlahu fehuve Aliyyun mevlahu" (Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) buyurarak bu işi gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine dinin tamamlandığını bildiren Maide suresinin 3. âyeti nazil olmuştur. Dinin tamamlanması işi, Ali'nin imametinin (ümmetin liderliğinin) ilanıyla sağlanmıştır.

Ümeyye Oğlulları (Emeviler) ile yaşanan iktidar mücadelesi sırasında Hz. Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin'in öldürülmesini takip eden süreçte özellikle ezilen Arap olmayan olmayan nüfus arasında su yüzüne çıkmaya başlayan "mehdîlik", "vasîlik" gibi “İlk-şii” fikirler, ikinci asırda, hem yayılma hem de tutunma imkanı bulmuştur. İşte Şiilik bu fikirlerin sistematik bir yapı kazanması sonucu, Hicrî ikinci asırda “Şia” şemsiye kavramının içinde kendisine yer bulan pek çok fırka ortaya çıkmıştır.

Şiilik homojen bir yapı mı? Kendi içlerinde kaç temel fraksiyondan oluşuyor?

“Şia” (Şiilik) şemsiye bir kavramdır. Kaynaklara göre Şiiliğin 42 alt kolu mevcut olmuş; bunların çoğu tarihin karanlıklarında kaybolup gitmiştir. Halen varlığı sürdüren Şiî fırkalardan bazıları şunlardır: İmamiye, İsmailiye, Zeydîlik, Nusayrîlık, Dürzîlik. Nusayrilik İmamiyye’nin, Dürzilik ise İsmailik’in alt kolu olarak ortaya çıkmıştır.

İmâmiye

İmâmiye, bugün İran'ın resmi mezhebidir. Bugün Şiilik dendiği zaman, ilk akla gelen İmamiye olmaktadır. Bu fırkaya, Cafer es-Sadık'a dayandırılmasından dolayı Caferiye; nass ve tayinle imam olduğuna inanılan kimselerin sayısının 12 olması dolayısıyle "İsnâ-aşeriyye" adı da verilmektedir.

İmamet nazariyesi (İslam ümmetinin liderinin Hz Ali'nin soyundan gelmesi gerektiği inancı), Şiiliğin bel kemiğini oluşturmaktadır. Şia, bu konudaki görüşleri ile diğer mezheplerden ayrılmıştır. Bu imamlar, tek tek, Allah'ın emriyle Hz.Peygamber tarafından belirlenmiş, hatasız günahsız masum kimselerdir. İmamların her sözü, Hz. Peygamber'in sözleriyle eşdeğerdedir; o da Kur'an'la eşdeğerdedir.

Temel ibâdetler konusunda, genelde Sünnilerle benzer görüşleri paylaşan İmâmiye, bu ibâdetlerin ayrıntılarında farklı görüşlere sahiptir. Namaz beş vakittir; oruç Ramazan ayında tutulur. Hacc ve zekâtın da farz olduğuna inanılır.

Diğer yandan kendilerinden olmayanların yanında inancını gizlemek anlamına gelen 'takiyye'nin de inanç esasları arasında mütalaa edildiğini görmekteyiz

Zeydiye

Her ne kadar Şia'nın bir alt kolu olarak görülse de tıpkı Haricilik, Mürcie gibi müstakil bir mezhep sayılabilecek bir oluşumdur. İmâmiye'nin dördüncü imamı olarak kabul edilen Ali Zeynelabidin'in oğlu İmam Zeyd'i imam olarak kabul edenlere verilen isimdir.

Şiî mezhepler arasında Ehl-i Sünnet'e en yakın olan Zeydiyedir. Bugün Yemen'in resmî mezhebi olarak varlığını sürdürmektedir. Şiî kaynaklar, Zeydiye'yi Şia'nın kolları arasında pek saymazlar.

Zeydilere göre Hz.Peygamber, isim ve şahıs belirterek kimseyi imam tayin etmiş değildir. İmam, ancak vasıfları ile belli olur.

İsmâiliye

İsmâiliye, Cafer es-Sadık'ın büyük oğlu İsmâil'in adına izafeten ortaya çıkmış bir mezheptir. Muhtelif batınî (Kur'an ayetlerinin görünür anlamlarının dışında, daha derinde gerçek anlamları bulunduğu inancı) fikirler etrafında 8. yy'da kurulmuştur.

İsmailiyenin bir kolu olan Nizariler, Fatimiler döneminde Alamut kalesinde üstlenen Hasan Sabbah ile birlikte (1124) bir hayli güçlenmişler ve zaman içinde Hz.Ali'nin ilâh olduğunu ileri süren Ali İlâhîler grubunu oluşturmuşlardır.

Nizarilerin görüşleri Yunan Felsefesinden ve eski Orta Doğu dinlerin alınmış bazı fikirlerin, yer yer İslâmî motiflerle süslenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Onlara göre, din anlayışının temelini Hz.Ali'nin velâyeti fikri oluşturur. İmân sadece velâyetle mümkün olur. Allah'ı tanımak, zamanın imamını bilmek demektir. İmamı tanıyanlar için, haram diye bir şey yoktur. Zekât, imama veya yardımcılarına verilir. Namaz, imâmın bilgisine ve gerçek dine ulaşmak demektir. İmamların esas vazifesi, Peygamberlere gelen âyetlerin batınî yorumunu yapmaktır.

Nusayrîlik

Nusayrîlik, Muhammed b.Nusayr en-Nemirî (270/883) tarafından kurulmuş bir mezheptir. Kuruluş dönemi hakkında fazla bilgi yoktur. Asırlardır, Suriye dolaylarında, gizlilik içinde, kapalı bir cemiyet olarak varlığını sürdürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesini müteakip, Fransızların desteği ile önemli bir konuma yükselen Nusayrîlik, bugün, Suriye'de siyâsî iktidarı elinde tutan mezheptir.

Konu üzerine bir kitap kaleme alan ve "Arap Aleviliği" ifadesini kullanan Ömer Uluçay'a göre “Nusayrilik'te din İslam, kitap Kur'an, Peygamber Hz. Muhammed'dir. Mezhep Caferi, Hz. Ali tarafları, Ehli Beyt takipçileri ve Oniki İmamcıdırlar."

Dürzîlik

Dürzîlik, Fatımî halifelerinden Hakim bi-Emrillah'ın (375-441/985-1020) zamanında, ona yönelik uluhiyet iddiaları etrafında, İsmaili geleneğin içinde oluşan bir mezheptir. Dürziler asırlardır Suriye'nin orta kısımlarında ve Cebel-i Duruz olarak bilinen dağlarda yaşamaktadırlar.

Dürzilere göre cemaat dini bakımdan Akıllılar ve Cahiller olmak üzere iki tabakaya ayrılır. Akıllılar din işlerini bilen kimselerdir. Cahiller ise, sadece akıllıların verdikleri bilgilerle yetinmek durumundadırlar.

Şiilik ve Sünnilik arasındaki temel farklar neler?

Farklılıklardan önce ortak unsurlardan söz etmek gerekirse; hem Şii, hem de Sünni gelenekte İslam’ın kurucu ortak paydası olan Tevhid, Ahiret ve Nübüvvet inancı mevcuttur. Her iki gelenekte var olan ortak paydada yorum farklarına rağmen Tevhid inancı, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna, meleklere ve kitaplara iman ve öldükten sonra dirilmeye iman bulunur.

Şia’yı Ehl-i Sünnet’ten ve diğer mezheplerden ayıran en temel görüş İmamet meselesiyle ilgilidir.

Şii gelenekte vahyin sürekliliği anlayışı vardır; masum imamlar da, peygamberler gibi olmasa bile Allah’tan özel bilgi alırlar. Şia’nın bu "özel bilgi" yaklaşımına benzer bir anlayış Sünni Sufi yapılanmalardaki keşf, keramet ve ilhama benzetilebilir.

Şii geleneğe göre, Ebu Bekir ve Ömer, Hz Ali'nin hakkını gasbetmişlerdir. Ali de, İslam’ın daha öncelikli olduğunu düşünerek -veya takiyye gereği- onlara karşı çıkmamıştır.

Ancak Ehl-i Sünnet geleneği imamet meselesini iman meselesi olarak görmez. Hilafet sıralamasının aynı zamanda fazilet sıralaması olduğunu kabul eder.

Hem Şii, hem de Sünni gelenekte, Şia’nın bazı alt guruplarındaki farklı yorumlara rağmen, Namaz, Oruç, Hacc ve Zekat gibi temel ibadetlerde çok büyük farklar yoktur. İmamiyye’nin yoğun olduğu yerlerde, “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah” ilavesiyle, her gün üç vakit ezan okunur ve Sabah, Öğle, Akşam vakitlerinde, öğle ve ikindi, akşam ve yatsı birleştirilerek cemaatle namaz kılınır. Abdest alırken Şiiler çıplak ayağa mesh ederler. Şiiler namazda secde esnasında Kerbela toprağından yapıldığı söylenilen “secde taşı”nın üzerine secde ederler.

Qries