Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

LDP eski Genel Başkanı Cem Toker: Türkiye'de liberallere vebalı muamelesi yapılıyor

euronews_icons_loading
LDP eski Genel Başkanı Cem Toker euronews'e konuştu
LDP eski Genel Başkanı Cem Toker euronews'e konuştu   -   ©  euronews
Metin boyutu Aa Aa

Liberal Demokrat Parti'nin (LDP) eski Genel Başkanı Cem Toker erken seçim olasılığı, siyasi partiler yasasındaki değişiklik hazırlıkları ve yeni muhalif partilerin pozisyonu başta olmak üzere gündeme ilişkin konuları euronews Türkçe'ye değerlendirdi.

'Erken veya baskın seçim olasılığı görmüyorum'

Mevcut ekonomik şartlarda bir baskın seçim olasılığı görmediğini belirten Toker, Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı seçimini erken seçim yapsa da yapmasa da kaybedeceğini düşünmediğini ancak parlamentodaki çoğunluğu kaybedebileceğine dikkat çekti.

Son günlerde gündeme getirilen yeni siyasi parti yasası hazırlıklarına ilişkin olarak ise şunları söyledi:

"Evet, bu hazırlıklar elbette seçimle ilgili ancak temsili ve katılımcı demokrasiyi geliştirme amaçlı değil aksine AK Parti ve payandası MHP'nin mevcut gücü koruyabilmesi için; çünkü ittifakları ve vekil transferlerini tehdit olarak görüyorlar."

'Yeni partilere tedbirli iyimserlikle yaklaşıyorum'

Gelecek ve DEVA gibi yeni muhalif partilere nasıl baktığını ve söylemlerini 'liberal' bulup bulmadığını sorduğumuz Toker, sağda veya solda yeni kurulan her partinin önce liberal söylemlere sığındığını ileri sürdü.

DEVA ve Gelecek partilerinin liberal olduklarının düşünülmesi konusunda ise siyasi İslamcılardan liberal çıkacağına inanmadığını ancak tedbirli bir iyimserlikle yaklaştığını şu sözlerle aktardı:

"Tek başına 'liberal' yetmez. 'Liberal demokrat' olabilmektir mühim olan çünkü Türkiye'nin derdi sadece liberalleşme değil aynı zamanda demokratikleşmedir.

Bakın örneğin, Davutoğlu'nun bir cümlesi şöyle: 'Geleneklere bağlı özgürlüklere saygı göstereceğiz' Ben orada dururum mesela. Kimin geleneği nasıl bir gelenek? Laz'ın geleneği Çerkez'in geleneği mi? Türk'ün geleneği mi? Sünni'nin mi? Kimin? Yani hemen sulandırıyorlar. Çünkü muhafazakar kesime hitap edeceklerini biliyorlar.

Liberal demesi kolay bakalım LGBT özgürlüğüne izin verecek mi? Diyanete nasıl bakar? Her parti kurulurken tüzüğünden programından bal damlar. Mühim olan tutarlılıktır, geçmişteki sicil ve siyasi karakterdir."

'Liberal' kelimesi ile parti kurmak hataydı'

Eğer toplumda 'liberal değerlere ve politikalara' karşı olumlu bir yaklaşım varsa neden doğrudan LDP bir teveccüh olmadığını sorduğumuzda Toker, bunun 'liberal' kelimesine yönelik bir tür antipatiden kaynaklandığı ve partiye bu ismin verilmesinin bir hata olduğuna değindi:

"Partinin ismi farklı olsaydı belki farklı sonuç doğururdu. Örneğin Özal kendisine hiç 'liberal' demedi. Kısmen ekonomide uyguladığı politikalar liberal olduğu için bu kendisine gazeteciler ve akademi tarafından yakıştırıldı. Ancak Özal daima bir muhafazakar olduğunu vurguladı. Ağzından 'Ben liberalim' ifadesi çıkmadı.

Bildiğim kadarıyla bizim partide siyaset yapanlar dışında ben hiçbir siyasetçiden bu tarz net bir ifade de duymadım. Toplum aslında liberalizmi yaşamak istiyor ama onun liberalizm olduğunun farkında değil."

'Baraj altı partilerin yüksek egoları'

Toker 2007 seçimleri öncesi baraj altında olan partileri birleştirmek ve büyük bir ittifak gerçekleştirebilmek için LDP'nin girdiği ancak sonuçsuz kalan çabaları anlatıyor:

"2002'de baktık ki seçmenin yüzde 48'inin oyu çöpe gitti biz de 2006'da notere bir planımızı tasdiklettik. Biz dedik ki geçmişin köklü partileri bile artık barajı hayallerinde görür dolayısıyla geçici bir birliktelik yapalım fikriyle lidere gittik.

Anavatan'a, DSP'ye önce gittik. Erkan Mumcu ve Zeki Sezer ile görüştük. Dedik ki küçük sağ partiler ANAP altında sol partiler de DSP altında birleşsin bu şekilde 8-9 parti seçime birlikte girsin. Baraj geçilirse 60-70 vekil garanti olacaktı. ANAP ve DSP'ye grup kurabilecek kadar 20şer sandalye bırakılacaktı. Diğer partiler de 2-3 milletvekili ile temsil olanağı bulacaktı.

ANAP listesinden girilecek DSP'li bir isim başbakan adayı oılarak lanse edelim yok eğer DSP logosu ile girilecekse ANAP'tan bir ismi başbakan adayı gösterelim dedik: Erkan Mumcu çok beğendi hatta "bu şekilde iktidarı bile zorlarız" dedi. Medyada da çok yer buldu bu fikir. DSP'den Zeki Sezer de olumlu baktı ama plan binde birlik partilerin egosuna takıldı."

'Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk 'Benim adım yüzde 12 eder' dedi'

Bir baktık kimsenin baraj sorunu yok. Örneğin Doğu Perinçek'in İsviçre'de yargılandığı dönemler çok gündemde olduğu dönemler. "Anadolu'da gümbür gümbür büyüyoruz baraj sorunumuz yok" dedi.

Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk "Benim adım zaten yüzde 12, ne barajı kardeşim, geçin arkama benim partimde birleşin" dedi.

Saadettin Tantan "Türkiye dürüst bir lider arıyor onun peşinden yürüyecek, benim baraj sorunum yok" dedi. Alacaklarını söyledikleri oyu toplayınca yüzde 200 ediyor! Bir AK Parti bir LDP baraj altı kalıyor. Sonra seçim oldu hepsi ağzının payını aldı oturdu."

'Liberallere vebalı muamelesi yapılıyor'

Benzer bir girişim bir sonraki seçimde başarıya ulaşabilir mi diye sorduğumuzda ise Toker, son seçimlerde bir ittifak oluştuğunu ancak LDP'ye vebalı muamelesi yapıldığını ve herhangi bir davette bulunulmadığını ifade ederek liberallerin sağ ve sol kesim tarafından vebalı gibi görüldüğünü anlatıyor.

"Türkiye'de sağcısı solcusu herkes kahrolsun liberalizm derken bütün hayalleri "ah kapağı bir Almanya'ya atsak, Kanada'ya atsak, Hollanda'ya atsak"

'Top artık ana muhalefet partisinde'

Toker küçük partilerin liderlerinin meclise taşınması ile iligili olarak da bu kez Kemal Kılıçdaroğlu'na ait duyduğu bir anektodu şöyle aktarıyor:

"Bana iki duayen gazeteci anlattı. Kılıçdaroğlu ile röportajlarında ona diyorlar ki madem barajın kalkmasını istiyorsun sağ sol deme çok marjinal radikal olmayan partilerin liderlerini taşı en azından meclise, sonra izin ver kendi partilerine geçsinler. Kılıçdaroğlu biraz düşünüyor, "Bunun benim partime bir getirisi olmaz" diyor ve elinin tersi ile itiyor."

İçinde bulunduğumuz sistemde top artık ana muhalefet partisinde. İstedikleri partileri meclise taşımaya karar verebilirler veya bunu yapmayabilirler."

'Demokrasi yok ki vekil transferi ona halel getirsin'

Vekil transferinin demokrasiye ve temsile bir halel getirebilmesi için önce Türkiye'de demokrasi olması gerektiğini söyleyen Toker şöyle konuştu:

"İyi Parti olayında kötü bir tokat yediler son seçimde. Benzer bir durumun önüne geçmek için şimdi bu söylemleri çıkarıyorlar ama ben AK Partililere hatırlatayım her seçim yüzde 10 barajı sayesinde bilhassa da 2002'de yüzde 33 oyla yüzde 66 sandalye almışlardı. Milli iradeyi biz temsil ediyoruz diye meclise girmişlerdi.

Zulu kabilesinde uygulanmayan yüzde 10 seçim barajını değiştirmeyen AK Parti'nin vekil transferi konusunda "seçmen iradesine aykırıdır" demesi komedidir, palyaçoluktur."

'Eşitler arasında birinci Mansur Yavaş'

Cumhubaşkanlığı adaylığı noktasında Mansur Yavaş'ın üslubunu ve performansını daha çok beğendiğini dile getiren Toker şöyle devam etti:

"Yavaş fazla politikaya ve polemiklere girmeden işine bakmak istiyor. O yönünü seviyorum. Ayrıca muhafazakar kökenden bir siyasetçi olduğu için Türkiye seçmenine hitap ediyor. Onları anlaması ve seçmenden ilgi duyması olasılığını daha yüksek görüyorum. Buna eşitler arasında birinci diyebiliriz. Kesinlikle İmamoğlu başarısız demek değildir ama iktidar da dikkat ederseniz Yavaş'a hiç bulaşmamaya çalışıyor çünkü kendi seçmen tabanında ters tepebileceğini görüyor."

'Millet İttifakı'nın zayıf halkası Meral Akşener'

Meral Akşener'e ilişkin değerlendirmelerini de sorduğumuz Toker, Akşener ve çevresinin tıpkı MHP gibi milliyetçi, muhafazakar ve bazen de kafatasçı zihniyette olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"İki kasaba yargıcının MHP tüzük kongresi ile ilgili aldığı karar olmasa bugün İyi Parti yoktu ve tüm üyeleri de MHP yönetiminin üst seviyelerindeydi. Türkiye'yi geren ve bazen de kafatasçılığa giden politikalarını sürdüreceklerdi. Ben şahsen Millet İttifakı'ndaki en zayıf halkanın İyi Parti ve Meral Akşener olduğunu düşünüyorum. Erdoğan orayı kaşıyacaktır, tırtıklayacaktır."

'Umudum kalmadı ama baskıyı da sürdürmek şart'

Gençlere yutdışına gidin diyecekseniz siyaset yapmanın muhalif söylemlerde bulunmanın ne anlamı var? şeklindeki sorumuza ise Toker, parti başkanlığını umudunu kaybettiği için bıraktığnı ancak Erdoğan üzerindeki baskının da durmaması ve artması gerektiğini düşündüğü için açıklamalar yapmaya devam ettiğini söylüyor.

Kendisine siyasetten bireysel olarak hiçbir teklif de gelmediğini anlatan Toker, böyle bir teklif gelmesi halinde tek şartının meclise girer girmez kendi partisi olan LDP'ye geçmesi olduğunu belirtiyor.

Kurucu başkan Besim Tibuk sonrası da 18 yıl boyunca partiyi bir şekilde ayakta tuttuklarını anlatan Toker, partinin ülkenin pek çok yerinde az da olsa üyesi ve temsilcisi olduğunu kaydederek özellikle gençlerin çok aktif şekilde yer aldığını, amaçlarının da bayrağı bu şekilde gençlere devretmek olduğunu dile getiriyor.