Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarmasıyla Türkiye’ye Ege'de yüzde 10'dan az bir alan kalacak

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan karasuları sorununun temelinde Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi'nde tesis edilen dengenin zaman içerinde Yunanistan lehine bozulması yatıyor. Yunanistan 1936 yılında tek taraflı Lozan’da 3 mil olarak belirlenen karasularını 6 deniz miline çıkarmış, o dönem Türk-Yunan ilişkilerine hakim olan olumlu hava nedeniyle Türkiye, bu karara itiraz etmemiştir.

Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması ile Türkiye’ye Ege Denizi’nin %10’undan daha az bir alan kalacaktır.

Mehmet Cem Demirci Deniz güvenliği uzmanı

Türkiye de 1964 yılında Kıbrıs sorunu nedeniyle Yunanistan’ın Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması sonrasında karasularını 6 deniz miline çıkarmıştır.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Yunanistan Ege Denizi’nde açık deniz alanı olarak kabul edilen alanların büyük bir kısmını kendi egemenliğine almak için, karasularını 12 deniz miline çıkarma girişiminde bulundu. Türkiye 15 Nisan 1976 tarihinde Yunanistan’ın bu girişimini savaş sebebi (casus belli*) sayacağını dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yazılan bir mektup ile Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) bildirdi.

Zaman içerisinde soğuyan mesele; 1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin kıyıdaş ülkelere karasularını 12 deniz miline kadar ilan etme hakkı vermesi ile tekrar gündeme geldi. Yunanistan, 1995 yılında Türkiye’nin taraf olmadığı sözleşmeyi yürürlüğe koydu. Yunan Parlamentosu, 1 Haziran 1995 tarihinde kendi stratejisine uygun olan bir zamanda, Ege’de karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını saklı tuttuğunu ilan etti.

12 deniz mili Türkiye için ne anlama geliyor?

Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 deniz miline çıkarması Ege Denizi’nin %40’ını oluşturan Yunan karasuları büyüklüğünü %70’e yükseltecek, açık deniz alanının büyüklüğünü %51’den %19’a düşecektir. Nihayetinde Türkiye’ye Ege Denizi’nin %10’undan daha az bir alan kalmış oluyor.

Türkiye zorlayıcı diplomasi kapsamında; Yunanistan’ın Ege’nin büyük bir kısmına hakim olmasının önüne geçmek için, 8 Haziran 1995 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bulunan tüm parti temsilcilerinin ortaklaşa hazırladığı bildiri ile, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin ötesine çıkarması halinde, bu durumun savaş sebebi sayılacağını, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne askeri bakımdan gerekli olanlar da dahil olmak üzere tüm yetkilerin verileceğini beyan etti.

1997 yılında olası bir Türk-Yunan çatışmasının engellenmesi tansiyonun düşürülmesi maksadıyla, ABD’nin girişimiyle Madrid’de yapılan NATO Zirvesi öncesinde her iki taraf bir mutabakat metni imzaladı. Bu metne göre taraflar, barış, güvenlik ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi, birbirlerinin egemenliklerine saygı gösterilmesi, anlaşmazlıkların, ortak rızaya dayanarak, kuvvet kullanımı ve tehdit olmadan, barışçıl yollardan çözülmesi konularında mutabık kaldılar. AB ile ilişkilerin geliştirilmesine matuf olarak Türkiye’nin çağrısı üzerine 2002 yılında Yunanistan ile ikili görüşmeler süreci başladı. Bugüne kadar yapılan toplam 60 görüşmede somut bir ilerleme kaydedilemedi.

‘Türkiye hep tepki veren ülke konumunda kaldı’

Karasuları sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinde donmuş bir çatışma alanı olarak yerini muhafaza ederken, Yunanistan Dışişleri eski Bakanı Kocias’ın karasularının kademeli olarak 12 deniz miline çıkarabileceğini açıklamasıyla sorun tekrar gündeme geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy; Ekim 2018 tarihli açıklamasında “İki ülkenin karşılıklı kıyılarının bulunduğu Ege’ye yönelik, ikili mutabakatın olmadığı adımlara müsamaha göstermemiz mümkün değildir. Yüce Meclisimizin 8 Haziran 1995 tarihli bildirisi bu bağlamda gerekli siyasi ikazı havi olup, geçerliliğini bugün de korumaktadır. Konuya ilişkin görüş ve uyarılarımız, Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi'ne de iletilmiştir.” cevabı tansiyonu yükseltti.

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Dimitris Giannakopoulos tarafından yapılan açıklamada ise; ulusal egemenlikten kaynaklanan hiçbir hakkın kimseyle müzakere edilmeyeceği ifade edildi. Özellikle, karasularının 12 deniz miline çıkarılmasına yönelik düzenlemenin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yerine, yasa tasarısı şeklinde meclise getirilerek görüşülecek olmasının dış politikanın özünde bir değişikliğe neden olmayacağı, vurgulandı.

Açıklamalardan anlaşılacağı üzere taraflar krizi tırmandırma yönünde kararlı tavır sergilemektedir. Krizi doğru değerlendirebilmek için Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan karasuları sorununu uluslararası konjonktür, Kıbrıs meselesi, Doğu Akdeniz enerji güvenliği, Türkiye-AB ilişkileri ve her iki ülkenin iç politik gündeminden ayrı düşünmemek gerekmektedir.

Yunanistan 1936 yılından itibaren istikrarlı bir şekilde devlet politikası ile karasularını genişletirken, Türkiye devamlı tepki veren ülke konumunda kaldı. Türkiye’nin tepkisini yönlendiren ana etken Kıbrıs meselesi nedeniyle iki ülke ilişkilerinde yaşanan gerginlik oldu.

‘Yunanistan, Türkiye’nin maruz bırakıldığı izolasyondan faydalanıyor’

Doğu Akdeniz’de İsrail, Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan arasında AB’nin de teşvikiyle oluşan koalisyon Türkiye’yi yalnızlığa itti. Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaşadığı izolasyondan istifade ederek 12 mil konusunu tekrar gündeme getirdi, daha sonra Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarının belirlenmesinde Türkiye’nin görüşlerini dikkate almayacağını ifade etti.

Yunanistan, dış politikasının tarihi seyrinden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’yi hem Ege’de hem de Doğu Akdeniz’de çift cepheli bir gerginliğe zorlayarak inisiyatifi elinde tutmak istemekte, Türkiye’yi hem Ege’de hem de Doğu Akdeniz’de zorlayıcı bir dış politikaya sürükleyerek dengesini bozmaya çalışmaktadır. Böylece Türkiye’yi dünya nezdinde uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan mütecaviz ülke konumuna sokmak istemektedir.

Çünkü Yunanistan karasularını 12 mile çıkarma hakkının kendisine BM’nin verdiğini, Türkiye’nin casus belli kararı ile uluslararası hukuk kurallarını hiçe saydığını söylemekte, bu konuda AB başta olmak üzere uluslararası toplumunun desteğini beklemektedir.

Yunanistan zamanlaması ve hedefleri doğru belirlenmiş politik manevralar ile Türkiye’nin sinir uçlarına dokunmakta, uluslararası kamuoyunun tepkisini ölçmektedir.

AB, 12 mil konusunda nerede duruyor?

Ancak Suriye krizinin devam ettiği ve AB’nin düzensiz göç konusunda Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyduğu bir ortamda, AB’nin Yunanistan’a olası tam bir destek ihtimali düşükken, Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetleri nedeniyle Fransa'nın Türkiye ile yaşadığı gerginlik bu ihtimali kuvvetlendiriyor.

*Casus belli: Türkçe'ye savaş sebebi olarak çevrilen uluslararası ilişkilerde kullanılan terim.

Yazar: Mehmet Cem Demirci, Deniz güvenliği uzmanı

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz.