Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Suriye'de iç savaşın 10. yılı: Savaşmak ve terk etmek arasında tercihe zorlanan mültecinin hikayesi

Access to the comments Yorumlar
 Anelise Borges
euronews_icons_loading
Suriye'de iç savaşın 10. yılı: Savaşmak ve terk etmek arasında tercihe zorlanan mültecinin hikayesi
©  euronews
Metin boyutu Aa Aa

Ahmed Sheer Arapça öğretmeni ve ressam. Halep'te doğdu ve büyüdü.

Savaşa rağmen ülkeyi terketmeyi reddetti. Bombalar çok yakınlarına düştüğünde güvenli bir yere sığınmak için hamile eşiyle birlikte 3 kilometre koşmak zorunda kaldıklarında bile.

Fakat bir kimlik kontrolü sırasında bir asker zorunlu askerliğini ne olarak yaptığını sorduktan sonra artık kendisinin de savaşmaya zorlanacağını fark etti.

"Öğretmenlik yapıyordum. Bir otobüsteydim. Askeriyeden biri otobüse bindi ve kimlik sormaya başladı. Bana zorunlu askerliğimde ne görev yaptığımı sordu. Suriye'yi terk etmek istemiyordum ama bir savaşa dahil olmak tamamen farklı bir şey. Bunun bir parçası olamazdım."

Arap Baharı'yla başlayan çatışmaların en karmaşık kısmı buydu. Yabancı aktörler birbirleri arasındaki bilek güreşini sürdürmek için Suriye'deki ateşi benzin dökerek alevlendiriyordu.

"Savaş sadece Suriyeliler arasında değil. İlk başlarda öyleydi ve öyle kalması bekleniyordu. Fakat sonra Rusya müttefikini korumak için çatışmaya dahil oldu ve hava gücü ile destek oldu."

İran destekli milisler zaten sahada Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a destek veriyordu. Muhalifler ise Körfez ülkelerinin finansal desteğine dayanıyordu.

Fakat Rusya'nın dahil olması güç dengesi geri dönülemez şekilde değiştirdi.

Rusya'nın Suriye operasyonu 2015 yılının eylül ayında başladı, Ahmed de bundan iki ay sonra yanına alabildiği eşyalarını alarak ve satabildiği mallarını satarak ülkeyi terk etti.

"Kaçışımın fotoğrafı hafızama kazınmış durumda. Bunu oradan söküp atmamın ya da unutmamın imkanı yok. Mümkün değil."

Ahmed'in yolculuğu Türkiye'de başladı oradan Yunanistan ve Kuzey Avrupa'da devam ettikten sonra Belçika'da sonlandı. Yolculuğun tehlikeli olacağını bildiğinden Ahmed ailesini geride bıraktı. Mülteci statüsü aldıktan sonra aile birleşimi yoluyla eşini ve iki çocuğunu yanına aldı.

"Şişme bottayken sadece bir akrabam vardı. Toplamda 40 kişiydik ve çok sayıda çocuk vardı. Bunu unutamam. İzmir'de bir kamyona bindik. 50 kişi üst üsteydik. 5-6 saat yolculuktan sonra deniz kenarına geldik ve botu şişirmeye başladık. Silahlı bir adam her şeyi koordine ediyordu. Herhangi biri yorulup pompalamayı bıraktığında zorluyordu. Bota bindikten sonra 3 saat gittik. Ne bir kara ne de bir ada gördük. Sonra bir tekne yaklaştı. Önce Sahil Koruma sandık ama belli ki onlarla çalışan bir özel şirketti. Bize tekneye çıkmamızı söylediler. Biz reddettik. 4-5 defa ısrar ettiler kabul etmediğimizi görünce botumuzu deldiler ve batmaya başladık..."

Ahmed artık Belçika'da ailesiyle birlikte yaşıyor. Akıcı bir şekilde Flemenkçe konuşuyor, İngilizceyi ise unutmuş.

“Hayatımda yeni bir dönem başladı. Olumlu ya da olumsuz değil sadece yeni bir dönem, vatansız geçirdiğim bir dönem. Ya da kendim ve ailem için yeni bir vatan aradığım bir dönem. Sorun şu, mülteci kelimesinin üzerime yapışıp yapışmayacağını bilmiyorum. Yani Avrupa vatandaşlığı aldığımda bile mülteci olarak kalmaya devam edecek miyim? Ya da vatandaş mı olacağım? Kendi içimi kastediyorum. Bu kısa bir süre mi olarak yoksa kalıcı mı olacak bilemiyorum."