Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Çin'in Müslüman azınlıklara yönelik tutumu ve Batı'nın sessizliği

Access to the comments Yorumlar
 Nureddin İzbasar
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.

15 Kasım 2012 tarihinde Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) başına geçen Şi Cinping, iktidara geldikten sonra parti içi disiplin ve yolsuzluğa karşı mücadele bahanesiyle muhalif olanları temizlerken, Çin milliyetçiliğini daha ön plana çıkararak Etnik Han Çinli halkın beğenisini kazanmaya çalıştı.

1949 senesinden buyana çeşitli komünist söylemlerle kitleleri harekete geçirebilen ve belli oranda desteklenen dönemsel söylemler, ekonominin gelişmesi, ÇKP yöneticilerinin yolsuzluk ve rüşvette sınır tanımamaları, baskıcı ve despotik yönetim sistemi, sosyal olayları acımasızca bastırması gibi nedenler ile etkisini kaybetmiş durumdaydı.

ÇKP yönetimi Çin’de artık çıkar odaklı dev bir sistematik devlet makinesi haline gelmişti. Çin’deki merkezi otoriter devlet mekanizması ve düşük ücretli işçi potansiyeli dünya üzerindeki büyük sermayelerin Çin’e akışını hızlandırdı, sermayeler kendi çıkarlarını korumak için de ÇKP’nin devamlı olarak iktidarda kalmasını arzu ediyordu.

Ülkesinin ekonomik olarak kalkınması ve kendi iktidarının da bu paydan yararlanması için sermayelerin garantörü yine ÇKP iktidarı idi. Sermayeler de ülkelerindeki hükümetleri Çin ile iyi geçinmesi için baskı yapıyordu.

Çin dünyanın üretim üssü haline gelmişti. 2012 senesi Şi Cinping iktidara geldiğinde Çin’in milli geliri 8,561 trilyon dolara ulaşmıştı. Şi, iktidara geldikten kısa süre sonra “Bir Kuşak Bir Yol” projesini açıkladı. Açıklanan bu proje asrın en büyük projesi olarak lanse edildi.

Tam da bu sırada Doğu Türkistan’da toplama kampları için uygun araziler seçilerek inşaata başlanmaya hazırlanıyordu. Çünkü bu projenin bir kuşak denen kısmı Doğu Türkistan topraklarından geçmek zorundaydı ve Çin için fırsat bu fırsattı bu projenin güvenliğini bahane ederek Doğu Türkistan’da soykırım yaptığında ülkeler bu soykırıma ses çıkarmayacaktı.

Dolayısıyla Doğu Türkistanlıları terörist ilan etmenin zamanı gelmişti. Nitekim Doğu Türkistanlıların en hassas noktalarına saldırmak, kadınların başörtüsünü açmak için ailelerine kadar girip tacizde bulunarak cinnet geçirtmek ve radikal tepkiler vermesini sağlamak hedeflendi.

AP Photo
Çin'in özerk Sincan bölgesinde üzerinde "Sincan'ı yasalara göre yönetmek, bölgeyi birleştirmek ve istikrara kavuşturmak" yazılı bir bilboardAP Photo

Bu alanda çeşitli istihbarat çalışmalarıyla uygun ortam oluşturuldu ve verilen tepkileri hem Çin kamuoyuna hem uluslararası kamuoyuna terör olayları olarak gösterdiler. Ancak bütün olaylarda aşırı güç kullanımı ve geniş çapta tutuklamalar yapılarak olayların sebeplerinin açığa çıkmasını engellediler. 2013 senesinden itibaren her türlü dini ibadetlerin yasak olduğu halde Doğu Türkistan’ın dört bir yanında Çin istihbarat elamanları yoğun bir şekilde IŞİD terör örgütünün propagandasını örtülü bir şekilde yapmaya başladılar. Amaçları insanları IŞİD saflarına yönlendirmek idi.

Doğu Türkistan’da ise toplama kamplarına götürülecek olanların belirlenmesi gerekliydi. Pekin, Tibet bölgesi ÇKP genel sekreteri Chen Quanguo’yu 2016 senesi ağustos ayında Doğu Türkistan’a genel sekreter olarak atadı. Tibet Özerk Bölgesi Komünist Parti sekreterliği yaptığı dönemlerde bölge halkına uyguladığı aşırı baskı ve cezalandırma politikalarına dayanamayıp çok sayıda Tibetli kendi vücudunu yakmıştı.

Chen, Doğu Türkistan’da göreve geldikten sonra ilk icraat olarak her Türk ailesine birer Çinli görevli yerleştirmeyi hedefleyen “Çifte Akraba Projesi” yürürlüğe sokuldu.
Nureddin İzbasar
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği

Chen, Doğu Türkistan’da göreve geldikten sonra ilk icraat olarak her Türk ailesine birer Çinli görevli yerleştirmeyi hedefleyen “Çifte Akraba Projesi” yürürlüğe sokuldu. Böylece her aile için özel sicil kayıtları tutulmaya, Çin için ne kadar “tehdit” olabileceği, sülale yapısı, dini yaşamı, örf ve adetlerine bağlılığı gibi her şeyi kayıt altına aldılar.

Kısacası bu sicil ile Çinlileşmeye “elverişli” olamayanları, gelecekte Çin’e “tehdit” olma ihtimali olanlar not edildi. Bütün bu “tehdit”lere neden olarak ise Doğu Türkistanlı din adamları, aydınlar, kanaat önderleri, zenginler, özel hastane açanlar ve hemşirelik yapanlar kayıt altına alındı. 2017’den sonra yurt dışında eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrencileri mayıs ayına kadar yurda dönmeleri için tebligat gönderdi ve öğrenciler yerel polislerce aranıp tehdit edilerek geri gelmesi talep edildi. Bu baskılara en çok maruz kalan Mısır’da eğitim görmekte olan öğrenciler oldu ve birçoğu baskı ve tehditlere dayanamayıp yurda geri döndü.

Ancak dönenlerin hepsinin tutuklandığı ve akıbetlerinin meçhul olduğu haberi geldi. Geri dönmek istemeyen öğrencilere gözdağı vermek ve yurt dışında yaşayan öğrencilere korku salmak amaçlı 2017 senesi 7 Temmuz günü Mısır’ın başkenti Kahire’de Çin istihbaratı ile Mısır güvenlik güçleri ortaklaşa operasyon düzenleyerek Uygur öğrenci avına çıktı, 90’dan fazla öğrenciyi tutuklayıp 24 öğrenciyi Çin’e gönderdi.

Operasyondan önce 5000 kadar Doğu Türkistanlı Mısır’da eğitim amaçlı ikamet etmekteydi ve operasyon sonrası sadece 50 aile Mısır’da kalmıştı. 29 Ağustos 2017 tarihinden itibaren ise Doğu Türkistan’daki tüm okullarda Uygur Türkçesi yasaklandı, dersler tamamen Çince okutulmaya başladı. Bütün bu uygulamalara eş zamanlı olarak yurt dışında yaşayan Doğu Türkistanlıların süresi dolmuş pasaportlarının uzatma başvuruları reddedilmeye başladı.

01 Nisan 2017’den sonra Doğu Türkistanlıların yurt dışına çıkması yasaklandı. Geniş çapta tutuklamalar başladı ve ceza kamplarına götürüldü. Kısa sürede bir milyon insanın kampa götürüldüğü haberleri geldi. Ayrıca bu kamplara daha önce baskılara pek fazla maruz kalmayan Doğu Türkistan Türklerini oluşturan Kazak Türkleri de götürülmeye başladı.

Çünkü ÇKP Doğu Türkistan’da artık Çinli olmayan hiç kimseyi istemiyordu. Kazakistan’da akrabaları bulunan çok sayıda Kazak Türkünün sürekli olarak Kazakistan dışişleri bakanlığına haber alamadıkları akrabaları hakkında soruşturma dilekçelerinin verilmesi ilk önce Kazakistan’ı harekete geçirdi.

ÇKP, önce kampların ve herhangi bir eğitim merkezinin olmadığını iddia etmiş ise de Kazakistan’ın girişimleri sonucu kamptan kurtulup Kazakistan’a gelen ve gördüğü her şeyi basına anlatan Ömürbek Bekali’nin verdiği röportajlar üzerine gözetim altında tutulan insanların olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

7 Nisan 2018’de Avrupa Parlamentosu ajansına verdiği röportajda yaşadığı psikolojik şiddetin çok ağır olduğunu ağlayarak: kamptaki 20. günün sonunda kendini öldürmek istediğini söylemişti. Sekiz ay sonra kamptan çıktığında ise 40 kilo zayıfladığını fark etmiş ve Kazakistan’a geldikten sonra uzun bir süre yoğun bakımda kalarak hayata geri dönebilmişti.

2018 senesi ağustos ayında BM, Doğu Türkistan’da bir milyondan fazla Müslüman Türkün toplama kamplarında tutulduğunu açıkladı. Bu tarihten sonra özellikle batı ülkeleri ve özgürlük savunucuları olan kuruluşlar Doğu Türkistan’daki meseleye dikkat çekmeye başladı, ancak uluslararası bağımsız kuruluşların raporlarında 1400’den fazla toplama kamplarının olduğu ve bu toplama kamplarına en az 3 milyon insanın kapatıldığını gösterse dahi birçok batı ülkeleri Çin’i kınamaktan öteye gitmedi.

Demokrasinin beşikleri sayılan ve ülkelere demokrasi dersi veren batılı ülkelerin cılız tepkileri hatta Avrupa Parlamentosunun hiçbir ciddi adım atmaması elbette ki Çin ile aralarında imzalanan ticari anlaşmalar ve Çin’deki fabrikalarının zarar görmelerini istememeleridir.
Nureddin İzbasar
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği

Anti demokratik ülkelerin Çin’in tarafını tuttuğu açıkça ortadayken demokrasinin beşikleri sayılan ve ülkelere demokrasi dersi veren batılı ülkelerin cılız tepkileri hatta Avrupa Parlamentosunun hiçbir ciddi adım atmaması elbette ki Çin ile aralarında imzalanan ticari anlaşmalar ve Çin’deki fabrikalarının zarar görmelerini istememeleridir.

2021 yılının sonuna kadar Kanada başta olmak üzere toplam yedi ülke parlamentosu Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarını soykırım olarak tanıdı. Ancak Trump yönetimi hükümet düzeyinde Doğu Türkistan konusundan hiçbir ciddi adım atmazken seçimleri kaybederek iktidarı devretmeden kısa bir süre önce Çin’in Uygurlara soykırım yaptığını açıkladı ve hiçbir yaptırım gücü olmaksızın iktidar değişikliğiyle bu söylem uçup gitti.

ABD Başkanı Biden ise soykırım kelimesini ağzına bile almazken arada bir Çin’i incitmeden kınamaya devam etti. İngiltere’nin tutumu da hiç iç açıcı değil, bir kuşak bir yol projesinin son durağı olan İngiltere ise adeta sessizliğe bürünmüş durumdadır. Fransa ve Almanya Çin ile ilişkilerinin bozulmaması için azami çaba gösterirken parlamento düzeyinde dahi bir hareketlilik söz konusu değil. Nitekim parlamentoların aldığı soykırım kararlarının hiçbir yaptırım gücü olmamakla birlikte devlet politikalarını dahi etkilemekten uzaktır.

Birçok insan hakları savunucu kuruluşların raporları ortadayken demokrasi savunucu kuruluşların hukuki söylem olarak gidebildiği son nokta İnsanlığa Karşı Suç olmuştur. Newlines Enstitüsü gibi kuruluşların yayımladığı raporlarda ve Çin’den sızan belgelerde Çin Komünist Partisi yönetiminin soykırımın maddi ve manevi tüm unsurlarını barındıracak politikalar izlediği açıkça göze çarpmaktadır.

2. Dünya savaşından sonra en büyük çapta ve şiddetli bir şekilde insanlığın gözünün önünde yapılmakta olan bu soykırıma ne demokrasi savunucu ülkelerden ne de etkili kuruluşlardan yaptırım gelmemiştir. Birçok batılı firma bizzat Çin’in soykırım sisteminin bir parçası olan köle işçilik zincirinde yer almaktadır. İnsanlık tarihinin en büyük soykırımı yaşanırken bu cılız tepkiler ve sahte kınamalar Çin’i gücendirmemek üzere yemin etmişçesine devam etmektedir.

Nureddin İzbasar- Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği