Danimarkalı AP milletvekili Henrik Dahl, Euronews için kaleme aldığı yazıda, ABD’nin Maduro’ya yönelik operasyonunun, uluslararası hukukun bir kez daha devre dışı bırakılmasından dolayı değil, Avrupalıların bunu beklenmedik bir gelişmeymiş gibi karşılamasından ötürü rahatsız edici olduğunu belirtti.
Aslında hiçbir zaman kurallara dayalı gerçek bir uluslararası düzen olmadı. Yeni olan, bunu kabullenmek.
ABD’nin Venezuela’nın diktatörü Nicolas Maduro’yu (ve eşini) askeri güç kullanarak ele geçirmesi, anlaşılır biçimde Avrupa’da pek çok kişinin “kurallara dayalı uluslararası düzenin” ihlal edildiği yönünde yakınmasına yol açtı.
Aşağıdaki değerlendirmelerin amacı, bu varsayımı bir bağlama oturtmak. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleriyle sınırlı kalırsak, Avrupalıların “kurallara dayalı uluslararası düzen” diye adlandırdığı yapıya — az ya da çok tutarlı biçimde — saygı gösteren yalnızca İngiltere ve Fransa’dır.
Rusya, uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek Ukrayna’da savaş yürütüyor. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki tutumunun uluslararası hukuk çerçevesinde yeri yok. ABD’nin Maduro’yu gözaltına alması da aynı şekilde bu çerçeveye sığmıyor.
Diğer bir deyişle, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin çoğu, diplomatik açıdan bakıldığında, BM Şartı ve kurallara dayalı uluslararası düzenin diğer temel unsurlarıyla “rahat” bir ilişki içinde.
ABD, Rusya ve Çin’in kurallara dayalı uluslararası düzenin ilkelerine yalnızca işlerine geldiği sürece bağlı kalması yeni bir durum değil. Aradaki fark daha ziyade bu ihlallerin nasıl meşrulaştırıldığı noktasında yatıyor.
ABD, argümanları zayıf olsa bile, eylemlerini insan hakları, sorumluluk ve uluslararası düzen gibi normatif bir dille meşrulaştırmayı sürdürüyor. Rusya ve Çin ise giderek daha açık biçimde nüfuz alanlarına, tarihsel hak iddialarına ve medeniyet farklılıklarına atıfta bulunuyor.
Rusya’nın — ve ondan önce Sovyetler Birliği’nin — kendi etki alanında yer alan ve hizaya gelmeyen ülkelere müdahale etme konusunda uzun bir geçmişi var.
Çin ise Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ - WTO) 25 yıldır üye olmasına rağmen, örgütün kurallarına hiçbir zaman gerçekten saygı göstermedi.
ABD de İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, BM yetkisi olmaksızın çok sayıda askeri operasyon gerçekleştirdi.
'Normatif bir hayalet'
Dolayısıyla soru, bu üç ülkenin kurallara dayalı uluslararası düzene saygı göstermeyi ne zaman bıtaktığı değil. Asıl soru, bu düzeni retorik düzeyin ötesinde gerçekten hiçbir zaman benimseyip benimsemedikleri.
Daha yakından bakıldığında, “kurallara dayalı uluslararası düzen”in büyük ölçüde normatif bir hayalet olduğu sonucuna varmak kaçınılmaz: küçük ve orta ölçekli Avrupa devletlerinin retorik sadakat göstermeye özellikle meraklı olduğu bir hayalet. Tıpkı başlıca işbirliği kurumları olan AB gibi.
Bu, normların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kurallar önemlidir ancak asimetrik biçimde işlerler. Zayıfları, güçlüleri kısıtladıklarından çok daha etkili bir şekilde disipline ederler.
Günlük hayatta her zaman uyması zor olan prensiplere kadeh kaldırmakta ilke olarak yanlış bir şey görmüyorum. Zaten kadeh kaldırmanın amacı bir ideali, çoğu insanın tanıyıp saygı duyduğu bir anlayışı tesis etmektir. Başarılı olursa bunun iki avantajı vardır.
Birincisi, ihlal edildiğinde başvurulabilecek bir norm sağlar. İnsan her zaman tüm gerçeği söylemese bile, doğruluk normu iyi bir şeydir.
Belirli bir kişinin, belirli bir durumda doğruyu söylemediğine dair meşru eleştiri için bir başlangıç noktası sunar ve bu faydalıdır. İkincisi, normlar kimi zaman onları ihlal edenlerde utanç duygusu yaratabilir ve suçüstü yakalandıklarında kamuoyu önünde teşhir edilmelerine yol açabilir.
Hiçbir toplum bu tür denetim ve özdenetim mekanizmaları olmadan işleyemez. Bu açıdan bakıldığında, Avrupa ülkelerinin ve AB’nin bir bütün olarak kurallara dayalı uluslararası düzene bağlılıklarını dile getirmelerinde elbette yanlış bir şey yok.
Sorun, Avrupalıların dünyanın gerçekten kurallarla yönetildiğine ve ihlallerin tutarlı biçimde kınanıp yaptırıma tabi tutulduğuna samimiyetle inanmalarıyla başlıyor. Neden mi?
Kurallar değil, güç
Çünkü bu, temelde gerçeklikle pek örtüşmez. Dünya işlerinin seyrini nihayetinde belirleyen şey güçtür. Büyük güçler, yalnızca kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece kurallara uyar.
Bu çıkar ortadan kalktığı anda, kurallara uyum da sona erer. Küçük ve orta ölçekli devletler, büyük güçlerin kurallara uymaya devam edeceğini ummaktan başka bir şey yapamaz.
Çünkü uymadıkları takdirde ne olur? Hiçbir şey. Pratikte kurallar geçersiz hâle gelir ve güçlü olanın hukuku hüküm sürer.
Bu nedenle, ABD’nin Maduro’yu tutuklamasıyla ilgili asıl sorun, uluslararası hukukun bir kez daha kenara itilmiş olması değil, tarihsel açıdan bu yeni bir durum da değil.
Yeni olan, Avrupalıların halen buna şaşırıyormuş gibi yapması. Büyük güçlerin “kurallara dayalı uluslararası düzeni” yalnızca işlerine geldiğinde tanımaları yeni değil.
Yeni olan tek şey, bunu giderek daha az gizleme ihtiyacı duymaları. Pornografinin serbestleşmesinden önce de seks vardı. Yeni olan, insanların bir anda daha önce hiç yapmadıkları şeyleri yapmaya başlaması değildi. Yeni olan, artık bundan utanmamalarıydı.
Bu anlamda yeni uluslararası gerçeklik, dünya yatak odalarında gerçekten yeni, çağ açıcı faaliyetlerin ortaya çıkmasından ziyade, pornografinin serbestleşmesine benziyor.
Güçlü aktörlerin açıkça çıkar ve güç temelinde hareket ettiği bir dünyada, daha zayıf olanlar ya gerçek güç inşa etmek, ya güçle hizalanmak ya da önemsizliği kabullenmek zorunda.
Yaptırım gücü olmayan kurallara yapılan çağrılar hiçbir şeyi değiştirmez. Yaptırım kapasitesi bulunmayan protestolar hiçbir şeyi değiştirmez. Maddi araçlardan yoksun ahlaki öfke hiçbir şeyi değiştirmez.
Avrupa açısından bu, artık meselenin kurallara dayalı uluslararası düzenin ihlal edilip edilmediği olmadığı anlamına geliyor. Bu soru konu dışıdır.
Tek anlamlı soru, Avrupa’nın hangi güç araçlarına sahip olduğu — askeri, ekonomik ve stratejik — ve bunları kullanma yönünde siyasi irade olup olmadığı. Eğer yoksa, Avrupa normların dilini konuşmaya devam eder ama güç diline geçmiş bir dünyada bu, zarif olmakla birlikte etkisiz kalır.
Henrik Dahl (EPP) Danimarka'dan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesidir.