Marine Le Pen’in temyiz davası salı günü başlıyor. Yargı kurulunun başkanı ise, davanın sonucuna ABD’nin etki ediyor olabileceği endişesini dile getiriyor.
Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin lideri Marine Le Pen’in temyiz yargılaması salı günü başlıyor. Davanın sonucu, ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerini ciddi biçimde etkileyebilir.
Le Pen, mart ayında Paris’te görülen davada kamu fonlarını zimmete geçirmekten suçlu bulunmuş ve “derhal uygulanmak üzere” 5 yıl boyunca siyasetten men edilmişti.
RN’den 8 Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi ile 12 danışmanları da suçlu bulunarak siyasetten men edildi. Parti ayrıca 2 milyon euro para cezasına çarptırıldı.
Savcılık, Le Pen için ayrıca 300 bin euro para cezası ve 10 yıla kadar hapis talep etmişti. Ancak 3 yargıç savcının taleplerine uymak zorunda değildi.
Paris Ceza Mahkemesi, Le Pen hakkında 2 yılı ertelenmiş olmak üzere toplam 4 yıl hapis (2 yılı elektronik kelepçeyle infaz edilmek üzere) ve 100 bin euro para cezası verdi.
Le Pen kararı “siyasi bir cadı avı” olarak niteledi ve hükmü bozdurmak için tüm hukuki yolları kullanacağını söyledi.
'İlk mağdur vergi mükellefidir'
Geçen yılki ilk kararın ardından Avrupa Parlamentosu’nun avukatı Patrick Maisonneuve, bazı tepkileri ve yargıçların sorgulanmasını sert biçimde eleştirerek, “RN tarafından ‘mağdur’ kelimesinin kullanıldığını duydum. Oysa mahkemelerce mağdur olarak tanımlanan ilk taraf Avrupa Parlamentosu, dolayısıyla vergi mükellefidir,” dedi.
Maisonneuve’e göre mağduriyet söylemi, RN liderleri ve destekçileri tarafından “siyasi olarak gasp edildi.”
“Bazı insanların şaşkınlık ya da kafa karışıklığı yaşadığını duyuyorum. Rahatsız edici olan, 4 milyon euroluk Avrupa fonunun zimmete geçirilmiş olabilmesidir,” diye ekledi.
Daha sonra, davaya konu olan kişilerin suçlu olduğuna ikna olduğunu ve bundan sonra ne olacağı konusunda şüphesi bulunmadığını söyledi: “Artık iki şey var: Mahkûmiyet onanacak ve Avrupa Parlamentosu’nun parası geri ödenecek. Mağdur Avrupa Parlamentosu’dur, roller tersine dönmemeli.”
Temyiz Mahkemesi’nin kararını yaz sonuna kadar açıklaması bekleniyor. Bu takvim, Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağını ilan etmesine imkân tanıyor.
Mahkûmiyet onanırsa, Le Pen’in adaylıktan vazgeçmesi ve muhtemelen RN Genel Başkanı Jordan Bardella’ya alan açması bekleniyor.
Marine Le Pen için son çare: Yargıtay
Buna rağmen, cezası onanırsa Le Pen’in siyasi hedeflerini korumak için son bir seçeneği olabilir: Yargıtay’a (Cour de cassation) başvurmak.
Yargıtay Başkanı Christophe Soulard, mahkemenin kararını “mümkünse” cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce vereceğini belirtti.
“Yargıçlar gerçeklikten kopuk değil. 2027’de bir cumhurbaşkanlığı seçimi olacağını ve Marine Le Pen’in önemli bir aday olduğunu çok iyi biliyorlar, bu nedenle kararın zamanlaması etkili olabilir,” dedi.
Soulard, temyiz mahkemesi kararının onanması ve Yargıtay’a başvuru yapılması halinde, Yargıtay’ın davayı mümkün olduğunca hızlı ele alacağını ifade etti. Bunun Le Pen’e özel bir muamele olmayacağını da vurguladı.
Öte yandan Le Pen, kasım ayında yaptığı açıklamada, yeniden mahkûm edilmesi hâlinde “elbette” aday olmayacağını söylemişti.
ABD müdahalesi mi?
Temyiz davası başlamak üzereyken, Paris Yargı Mahkemesi Başkanı Peimane Ghaleh Marzban, ABD’nin davanın sonucunu etkilemeye çalışıyor olabileceği endişesini dile getirdi.
Mart ayında Alman Der Spiegel dergisi, Trump yönetiminin ilk davaya bakan üç yargıca yaptırım uygulamayı değerlendirdiğini yazmıştı. Habere göre ABD yönetimi, yargıçları Le Pen’i “sansürlemekle” suçladı.
Marzban, “Eğer bu tür iddialar kanıtlanır ya da hayata geçirilirse, bu ülkemizin iç işlerine kabul edilemez ve tahammül edilemez bir müdahale olur,” dedi.
Le Pen’in ilk mahkûmiyetinden birkaç gün sonra ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen’in “ifade özgürlüğünü susturmak için hukuku silah olarak kullanan Avrupalı solcuların yürüttüğü bir cadı avının kurbanı” olduğunu söylemişti.
Trump yönetiminin, Almanya’da Anayasayı Koruma Dairesi’nin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin demokrasiyi ve anayasal düzeni tehdit eden aşırı sağcı bir örgüt olarak sınıflandırılmasının ardından, Alman yetkililere de yaptırım uygulamayı değerlendirdiği bildirilmişti.