AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas Berlin'de Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ile Ukrayna'ya destek, Kuzey Kutbu ve Grönland çevresindeki güvenlik politikası zorlukları hakkında görüştü.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, yılın ilk resmi ziyareti için salı günü Berlin’e giderek Alman Savunma Bakanlığı’nda Boris Pistorius ile bir araya geldi.
Kallas, askeri tören ve çelenk bırakma merasimiyle karşılandı. Ardından Pistorius ile Ukrayna’ya mali ve askeri desteğin sürdürülmesi, güvenlik garantileri ve “Arktik meselesini" görüştü.
Pistorius'a göre, bu görüşmenin ardından Ukrayna'ya yönelik mali ve askeri destek, güvenlik garantileri ve "Kuzey Kutbu meselesi" ele alındı.
Alman bakan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sürece dahil olmamasına rağmen olası bir ateşkes için çabaların sürdüğünü belirtti.
Pistorius’a göre Putin, Batılı askerlerin Ukrayna’ya konuşlandırılması halinde “meşru hedef” sayılacaklarını söyleyerek tutumunu “çok net” biçimde ortaya koydu.
'Berlin, Kiev’i terk etmeyecek'
Pistorius, Almanya’nın Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğini ve “Kiev’i terk etmeyeceğini” vurguladı. Bu yıl Berlin’in Ukrayna’ya 11,5 milyar euro sağladığını hatırlattı.
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü verilerine göre Avrupa, Rusya’nın işgali başladığından bu yana Ekim 2025’e kadar Ukrayna’ya 130 milyar eurodan fazla destek sağladı.
Bu tutar AB kurumları ve üye ülkelerin katkılarını kapsarken, Şubat 2022’den bu yana yaklaşık 115 milyar euro taahhütte bulunan ABD’yi geride bırakıyor.
Almanya, Mayıs 2025’te Şansölye Friedrich Merz’in göreve gelmesinden bu yana Ukrayna’ya yaptığı askeri yardımların ayrıntılarını paylaşmıyor. Hükümet, bu tutumu Rusya’nın hangi silahların gönderildiğini önceden öğrenmesini engellemeyi amaçlayan “stratejik belirsizlik” politikasıyla açıklıyor.
Buna rağmen Berlin, Ukrayna’nın savunma sanayisini güçlendirmek ve kendi uzun menzilli silahlarını üretebilmesini sağlamak için savunma sektörüne yatırımlar açıkladı. Ancak hangi şirketlerin ve silah sistemlerinin bu kapsama girdiği belirtilmedi.
Pistorius, “her euronun en yüksek etkiyi yaratması” için Avrupa ve Ukrayna savunma sanayileri arasında daha yakın iş birliğinin gerekli olduğunu söyledi. Almanya’nın bu yaklaşımdan olumlu sonuçlar aldığını vurgulayan Pistorius, bu deneyimi kendi silahlı kuvvetlerine de uygulamak istediklerini ifade etti.
AB ve üye ülkeler, yalnızca NATO topraklarına yönelik olası bir Rus saldırısını caydırma ihtiyacı nedeniyle değil, aynı zamanda Arktik’teki güvenlik durumuna ilişkin artan baskılar nedeniyle de savunma kapasitelerini güçlendirmeye yöneldi. Bu baskıların başında, Trump yönetiminin Grönland’ı ilhak etme yönündeki tehditleri geliyor.
Pistorius, Danimarka toprağı olan Grönland’ın NATO’nun sorumluluk alanında bulunduğunu belirterek adanın “korunması gerektiğini” ve “korunacağını” söyledi; Danimarka Krallığı’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine Almanya’nın sarsılmaz bağlılığını yineledi.
Alman Stern dergisi için Forsa tarafından yapılan temsili bir ankete göre, Danimarka’nın NATO’nun karşılıklı savunma maddesini işletmesi halinde Almanların yaklaşık yüzde 62’si acil bir durumda askerî müdahaleyi destekliyor. Katılımcıların yüzde 32’si buna karşı çıkarken, yüzde 6’sı görüş bildirmedi. Kallas ve Pistorius ise kara birliklerinin konuşlandırılması ya da NATO’nun 5. maddesinin devreye sokulması ihtimali hakkında yorum yapmadı.
Pistorius, Grönland’ın geniş coğrafyası ve 55 bin civarındaki seyrek nüfusu (25-30 bini Inuit) nedeniyle geleneksel güvenlik yaklaşımlarının burada geçerli olmadığını belirtti.
Pistorius, Arktik’te güvenliğin yalnızca askerî varlığa değil; izleme, devriye, istihbarat ve düzenli tatbikatlarla kalıcı varlık göstermeye dayandığını vurguladı.
Bu nedenle Grönland ve Arktik’in korunmasının yalnızca ABD’nin değil, NATO ve Avrupa’nın ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.
Kallas da açıklamalarında transatlantik ilişkilere değinerek ABD’yi “vazgeçilmez bir müttefik” olarak nitelendirirken, bağların eskisi kadar güçlü olmadığını kabul etti.
Kallas, Avrupa’nın 80 yıllık transatlantik ilişkilerden vazgeçmeyeceğini ve Avrupa ile ABD’nin birlikte daha güçlü olduğunu söyledi.
Diğer taraftan ABD’nin son dönemde Almanya’dan NATO içinde daha fazla liderlik üstlenmesini istediği belirtiliyor. Haberlere göre Washington, ittifaktaki rolünü azaltarak odağını Batı Yarımküre’ye kaydırmayı değerlendirebilir. Bu yaklaşım, geçen yılın sonlarında yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de yer aldı.
'Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu'
Kallas, Almanya’nın yüksek savunma harcamalarını ve Ukrayna’ya verdiği sürekli desteği de övdü.
“Ülkelerimizi ve insanlarımızı güvende tutmak için Avrupa, savunma hazırlığını daha da artırmalı,” dedi.
Rusya’nın Ukrayna’yı tam kapsamlı işgalinin ardından Almanya’nın savunma harcamaları, hem Olaf Scholz liderliğindeki önceki hükümet hem de mevcut Merz koalisyonu döneminde hızla arttı.
Hedef, orduyu tamamen faal hale getirmek ve ülkeyi savunabilecek kapasiteye ulaştırmak. Muhafazakar CSU partisinden milletvekilleri ise ordunun nihai olarak “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline gelmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak Almanya’nın silahlı kuvvetleri, hem teçhizat hem de personel bakımından bu hedefin hala gerisinde. Yeniden yapılanmayı hızlandırmak için önceki hükümet, muhafazakâr muhalefetin desteğiyle Almanya’nın anayasal “borç freni” kuralını gevşetti.
Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’ini aşan savunma harcamaları ile 500 milyar euroluk özel fon, borçlanma sınırlarının dışında bırakıldı.
Ordu, personel tarafında ise yeni askerlik modeli kapsamında bu yıl en az 20 bin gönüllü toplamayı hedefliyor.