İran’da kalıcı hiperenflasyonun tetiklediği ve hayat pahalılığındaki sert artışa yönelik öfkeyle başlayan ülke genelindeki protestolar 18’inci gününe girerken, Euronews rejimin uyguladığı bilgi karartması altında son gelişmeleri aktarıyor.
İran’da hükümetin uyguladığı iletişim kesintisi sürerken, ülke genelindeki protestolar 18’inci gününe girmiş durumda. Birden fazla rapor, can kaybının daha da artmasının beklendiğini ortaya koyuyor.
En düşük tahminlere göre ülke çapındaki gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 2 bin 500 civarında. Ancak bazı kaynaklar, bu sayının şimdiden 15 bine ulaştığını öne sürüyor.
1979 devriminden bu yana İran’daki en büyük ayaklanma olarak tanımlanan protestolar, benzeri görülmemiş enflasyon, gıda fiyatları ve para biriminin değer kaybına duyulan öfke ortamında başladı. Gösteriler kısa sürede mevcut rejimin sona erdirilmesini talep eden daha geniş bir harekete dönüştü.
Protestoların, İran’ın 31 eyaletinin tamamında, 187’den fazla şehirde düzenlendiği bildiriliyor.
Can kaybını netleştirmek zor
Yurt dışındaki bazı Farsça yayın yapan medya kuruluşları ve aktivistler, can kaybının 12 bin ile 15 bin arasında olabileceğinden endişe edildiğini belirtiyor. Bu rakamların doğrulanması hâlinde, yaşananların modern İran tarihindeki en büyük katliamlardan biri olabileceği ifade ediliyor.
Cenevre merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, yalnızca İsfahan’daki adli tıp kayıtlarında hükümet karşıtı protestolarda en az bin 600 ölüm tespit edildiğini açıkladı.
Pazar günü uluslararası medya organları, sokaklardan doğrudan morglara götürülen cenazeler hariç tutulmak üzere hastane kayıtlarına dayanan akademisyenler ve yabancı uzmanlardan oluşan bir grubun, can kaybını yaklaşık 6 bin olarak tahmin ettiğini aktardı. Görgü tanıkları ise basına, Tahran genelinde “yüzlerce ceset” gördüklerini söyledi.
Raporlara göre en az 18 bin 434 kişi gözaltına alındı. İran devlet medyası, şimdiye kadar 97 zorla alınmış itiraf yayınladı.
İslam Cumhuriyeti’nin İran içinde bağımsız soruşturmalara engel olması, bu iddiaların doğrulanmasını güçleştiriyor. Altıncı gününe giren internet kesintisi de bağımsız teyidi daha da zorlaştırıyor.
Bir İranlı hükümet yetkilisi, iç raporlara dayandırarak, siviller ve güvenlik güçleri dâhil olmak üzere yaklaşık 2 bin kişinin öldüğünü doğruladı ancak ölümlerden "teröristleri" sorumlu tuttu. Hükümet, protestolar sırasında 147 asker ve rejim destekçisinin hayatını kaybettiğini savunuyor.
İran devlet televizyonu, Tahran’daki adli tıpta çok sayıda ceset torbası göstererek, ölenlerin “silahlı teröristler” tarafından kışkırtılan olayların kurbanları olduğunu iddia etti.
'Düşmanla bağlantılı terör unsurları'
Tahran, salı günü ABD ve İsrail’i, siviller ve güvenlik personeline yönelik saldırılar düzenlemek üzere ülkeye sözde IŞİD bağlantılı aşırılıkçıları göndermekle suçladı.
İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Abdürrahim Musevi, bu adımın "Washington ve Tel Aviv’in İran’a karşı yürütülen 12 günlük çatışmada yenilgiye uğramasının ardından" geldiğini söyledi.
Bağımsız görüntüler ve raporlar ise şiddetin ağırlıklı olarak askerî güçler, kolluk kuvvetleri ve hükümet yanlısı milisler tarafından uygulandığını gösteriyor.
İran Adli Tıp Kurumu Başkanı Abbas Mescedi, "teröristler ve kışkırtıcıların bazı insanları en vahşi yöntemlerle öldürdüğünü" iddia etti. Bazı kadınların boğazlarının kesildiğini, birçok kişinin bıçaklar ve av tüfekleriyle öldürüldüğünü öne sürdü.
İran Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei de bazı kişilerin "başlarının kesildiğini" ya da "sokaklarda yakıldığını" doğruladı.
İran İnsan Hakları’na ulaşan raporlara göre, öldürülenlerin çoğu, bazıları av tüfeği saçmalarıyla yaralandıktan sonra, baş ya da boyun bölgesine isabet eden mermiler nedeniyle hayatını kaybetti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazartesi günü bazı yaralıların vurulduğunu doğruladı ancak bunu "düşmanla bağlantılı terör unsurlarına" bağladı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve Uluslararası Af Örgütü, İran güvenlik güçlerinin protestocuları bastırmak için gerçek mermi ve metal mermi kullandığını doğruladı.
Kuruluşların topladığı kanıtlara göre, Kürt ve Lur etnik azınlıkların yaşadığı Lorestan, İlam, Çaharmahal ve Bahtiyari, Fars ve Kirmanşah eyaletlerinde en ölümcül baskılar yaşandı.
Kuruluşlar, av tüfeklerinin protestocuların baş ve göz bölgelerinde ağır yaralanmalara yol açtığını belirtti. Güvenlik güçlerinin hastanelerdeki yoğun varlığı, çok sayıda yaralı protestocunun tıbbi yardım aramasını engelleyerek ölüm risklerini artırdı.
Tanıklar katliamlardan söz ediyor
Tahran’da çalışan bir sağlık personeli, Euronews’e protestolara toplumun her kesiminden insanların katıldığını söyledi. “Ne yazık ki hayatını kaybedenler arasında bazı doktor ve diş hekimlerinin cesetlerini de gördük,” dedi.
Sağlık çalışanı, hastanelerde koşulların son derece kötü olduğunu ve tedavi ekiplerinin hastalarla baş etmekte zorlandığını aktardı.
Fars eyaletinden bir İranlı, Mamaseni’deki durumu anlatarak, “Yaralı sayısı o kadar fazla ki sağlık personelinin başa çıkması çok zor,” dedi.
“Doktorlar, yaralanma nedeniyle komada olan bir kişiyi ameliyat edemedi; çünkü yaralarla ilgilenmekle meşguldüler. Yalnızca kanamayı durdurmaya çalıştılar ki en kısa sürede ameliyat edilebilsin,” diye ekledi.
Bir başka İranlı ise İran Sağlık Bakanlığı içindeki kaynaklardan Tahran’daki can kaybına ilişkin bilgi aldığını, Tahran’da öldürülenlerin sayısının yaklaşık 7 bin olarak tahmin edildiğini söyledi.
Bir protestocu, Euronews’e yaptığı telefon görüşmesinde, "Özellikle Devrim Muhafızları’nın ve genç, deneyimsiz seferberlik birliklerinin protestocuları bastırmak için savaş silahlarıyla donatıldığını" söyledi.
Kiş Adası’ndan bir yerleşik, adadaki protestoların yoğun olduğunu belirtti. Sakin bir gösterinin, güvenlik güçleriyle protestocuların çatışmasıyla şiddete dönüştüğünü aktardı.
Euronews, İran’la iletişim kanallarının kapalı olması nedeniyle tanıkların aktardığı ayrıntıları doğrulayamadı. Tüm tanıklar, güvenlikleriyle ilgili ciddi endişeler nedeniyle isimlerinin gizli tutulması şartıyla konuştu.
Emsalsiz suçlara dair raporlar
Batı İran’daki İlam’da, yayımlanan görüntülere göre güvenlik güçleri hastane yerleşkelerinde metal mermi ve göz yaşartıcı gazla ateş açtı, cam kapıları kırdı; hastaları, yakınlarını ve sağlık personelini darp etti.
Keyfi gözaltılar, evlere gece baskınlarıyla sürüyor. İnsan hakları örgütleri, zorla kaybetmeler ve keyfi tutuklamalara ilişkin çok sayıda rapor yayımladı; gözaltına alınanların işkenceyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.
Ülkenin başsavcısı, protestocuların “mohareb” (Allah’a karşı savaş açmak) olarak değerlendirildiğini açıkladı.
İslam Cumhuriyeti yasalarına göre bu suçlama idam cezasına yol açabiliyor. Gözaltına alınanların dosyalarının “özel (Devrim Mahkemesi) şubeleri” belirlenerek “olağanüstü ve öncelikli” biçimde ele alınacağını söyledi.
Aileler yalnızca yakınlarını kaybetmenin acısını değil; güvenlik tehditlerini, gizli defin baskılarını, yargı yollarına erişim eksikliğini ve yakınlarıyla ilgili haberlerin sansürlenmesini de yaşıyor.
Bazı vakalarda, güvenlik güçlerinin cenazelerin defnedilmesini dahi engellediği; bunun, yas törenleri düzenlenmesinden duyulan korkuya işaret ettiği belirtiliyor.
İran yargı makamları, gözaltındakiler için hızlandırılmış yargılamalar ve yakın zamanda infazlar başlatmayı planladıklarını açıkladı.
İran İnsan Hakları, "Sokaklarda protestocuların yaygın biçimde öldürülmesinin ardından gelen kitlesel gözaltı dalgası, binlerce protestocunun insanlık dışı koşullarda gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde tutulmasına, işkence ve idam riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açacak," uyarısında bulundu.
Kuruluş, hükümetin 1988’de benzer suçlar işlediğini de hatırlattı.