DEM Parti, Şam yönetiminin Suriye'nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü saldırılara dair siyasi partilere, sendikalara ve meslek odalarına ziyaretlerinin ilkini CHP'ye gerçekleştirdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmelerle ilgili ziyaretler kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile salı günü bir araya geldi.
Görüşmenin ardından yapılan ortak basın açıklamasında Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tehlikesine dikkat çeken liderler, Kobani başta olmak üzere Suriye'de Kürtlerin yaşamış olduğu bölgelere yardım için Suruç'taki Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın açılması için çağrıda bulundu.
DEM Parti, Şam yönetiminin Suriye'nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü saldırılara dair siyasi partilere, sendikalara ve meslek odalarına ziyaretlerinin ilkini CHP'ye gerçekleştirdi.
CHP Genel Merkezi’nde yapılan görüşmede, CHP heyetinde Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve Grup Başkanvekili Murat Emir yer aldı.
DEM Parti'de ise Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, parti liderlerine eşlik etti.
'Mürşitpınar Sınır Kapısı açılabilir'
Ortak basın toplantısında konuşan CHP lideri Özel, Suriye’ye Halep üzerinden yardımların gidiyor olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. DEM Partili Bakırhan ve Özel, insani yardımların daha pratik bir şekilde Şanlıurfa'daki Mürşitpınar Sınır Kapısı üzerinden yapılması için çağrı yaptı.
Özel, "Bu yardımların ulaştırılmasında çok daha pratik, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında, bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın zaten yardımlar ulaşması gereken yere ulaşıyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz," dedi.
Aynı önermede bulunan Bakırhan ise, "Kobani'de abluka var. Elektrik yok, sular akmıyor. Ateşkes olmasına rağmen ciddi çatışmalar var. Kürtleri kendi kentlerinde yaşamasına rağmen bir türlü rahat bırakmıyorlar. Bunun için Kobani başta olmak üzere Suriye'de Kürtlerin yaşamış olduğu yerlerde acil insani koridorların açılması gerekiyor. Türkiye, Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir," diye konuştu.
'Kürt karşıtı propaganda'
Suriye'nin kuzeyinde bir insanlık dramı yaşandığını ifade eden Bakırhan, "Deyim yerindeyse ateşe benzinle gidenler var, bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var”, diyerek Türkiye'de "Kürt karşıtı bir propaganda" olduğunu savundu.
Çatışmanın ve şiddetin son bularak, meselenin barışçıl bir şekilde çözülmesini istediklerini belirten Bakırhan, buna karşın Türkiye’de bir "nefret korosu" olduğunu savundu.
Bakırhan, "Suriye’de sanki demokratik bir rejim zemini var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro, 7/24 Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Kürtler yaşadıkları ülkelere de komşu ülkelere de hiçbir zaman tehdit olmadı. Bundan sonra da olmayacaklardır," sözlerini dile getirdi.
'IŞİD tehdidi' vurgusu
Özgür Özel, IŞİD'in Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük travmaların merkezinde yer aldığını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti’ni birinci hedef olarak görüyor. Yılbaşını en büyük düşman olarak görüyor. Anıtkabir’i ‘putun yattığı yer olarak’ gören kişiler İdlib’den o süreçte çıktılar, yayıldılar," dedi.
İstanbul Atatürk Havalimanı saldırısı, Yalova’da üç polisin şehit edilmesi gibi olayları hatırlatan Özel, IŞİD’in sıradan bir siyasi aktör olarak görülemeyeceğini vurguladı.
Özel, “IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur değildir. HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafında bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen, demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören bir takım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir düzen, düzen değildir ve orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur," diye konuştu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Kürtlerin ve Kürt öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekildiği bölgelerde IŞİD bayraklarının açıldığını belirterek, "Türkiye kamuoyuna şunu söylemek istiyorum: IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değildir; Diyarbakır için de İzmir için de Türkiye'nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için de tehdittir,” dedi.
Bakırhan, “IŞİD'in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor” diyerek, Kürtler çekildiğinde bunun bir zafer olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu vurguladı.
“Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar, orada canlanan, örgütlenen IŞİD belasını da iyi görmelidir."
SDG ile Şam yönetimi arasındaki kriz
Yeni yılın başlamasıyla, Şam’daki mevcut yönetim ile Suriye’nin kuzeyindeki SDG arasında Halep’te başlayan çatışmalar gerginliğe yol açtı.
Ancak SDG lideri Mazlum Abdi’nin birliklerin Fırat’ın doğusuna çekileceğini açıklaması ve Suriye geçici Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’nın Kürt haklarını güçlendiren bir başkanlık kararnamesi yayımlamasıyla tansiyonun düştüğü görüldü.
Ancak Suriye ordusu gece operasyonuyla Tabka'yı ele geçirerek Rakka vilayetine doğru ilerleyişini sürdürdü. Duyuru yapıldığında Suriye birlikleri Rakka şehrinin büyük bir kısmına ulaşmıştı.
Rakka ve Deyrizor'da SDG'yi desteklemeyen silahlı Arap aşiretleri de Şam yönetimini destekledi. Akşam saatlerine gelindiğinde SDG; barajlar, petrol ve gaz sahaları dahil olmak üzere topraklarının ve altyapısının büyük bir kısmının kontrolünü kaybetmişti.
Bölgedeki bir Associated Press muhabiri, büyük askeri konvoyların Rakka şehrine girdiğini ve bölge sakinleri tarafından karşılandığını bildirdi. SDG'nin ise geri çekildiği görüldü.
SDG, Tabka'yı 2017 yılında, IŞİD'in Suriye ve Irak'ta geniş topraklara yayılan sözde halifeliğini yıkmaya yönelik askeri harekat kapsamında ele geçirmişti. IŞİD, kontrolünün en güçlü olduğu dönemde Rakka'yı başkenti ilan etmişti.
Ateşkes
Suriye hükümetinin 16 Ocak Pazar günü, Kürt haklarını güçlendiren bir başkanlık kararnamesi yayımlamasının ardından 20 Ocak'ta SDG ile dört günlük ateşkes ilan edildi.
Bu gelişmeyle birlikte hükümet, ülkede kontrolünü arttırırken, 10 yılı aşkın süredir kuzeydoğuyu yöneten Kürt liderliğindeki güçler de tasfiye edilmiş oldu.
Duyuru, bu ayın başlarında Şam yönetiminin doğuya doğru büyük bir harekat başlatmasının ardından geldi. SDG'nin, Halep kentinin doğusundaki gergin hattaki ilk çatışmaların ardından büyük ölçüde geri çekildiği görüldü.
24 Ocak Cumartesi günü Suriye Savunma Bakanlığı, SDG ile ateşkesin saat 23.00’ten itibaren 15 günlüğüne uzatıldığını açıkladı.
10 Mart mutabakatı
Suriye’nin kuzey-doğusundaki bölgesel yönetimler (özellikle Suriye Demokratik Güçleri / SDG) ile Şam merkezi hükümeti arasında 10 Mart 2025 tarihinde imzalanan sekiz maddelik 10 Mart mutabakatı, bölgesel ve uluslararası dengeler açısından da kritik bir rol oynuyor.
Bu mutabakat, esas olarak SDG'nin kontrol ettiği Suriye'nin kuzeydoğu bölgelerinin Şam yönetimine entegrasyonunu amaçlıyor. Anlaşma, Suriye'nin iç savaş sonrası yeniden yapılandırılması sürecinde kritik bir adım olarak görülüyor.
Mutabakatın yıl sonuna kadar uygulanması öngörülmüştü.
Türkiye’nin kuzey Suriye’ye yönelik baskısı, ABD’nin bölgedeki varlığını azaltabileceğine dair sinyaller ve Rusya ile İran’ın Şam üzerindeki etkisi, SDG’yi Şam’la daha fazla yakınlaşmaya iten faktörler arasında görülüyor.
Şam yönetimi ise bu süreci ülkenin “egemenliğini yeniden tesis etme” hedefinin bir parçası olarak sunuyor.
Suriye yönetimi, Halep'teki çatışmaların ardından Kürtlere yönelik önemli düzenlemeler içeren yeni bir kararnameyi yürürlüğe koydu.
16 Ocak’ta yayımlanan kararnamede, Kürtlerin Suriye toplumunun ayrılmaz ve kurucu unsurlarından biri olduğu ifade edildi. Düzenleme, Kürtçeye ulusal dil statüsü kazandırarak eğitim sisteminde kullanılmasının önünü açtı.
Yeni kararla birlikte Nevruz resmî tatil ilan edilirken, uzun süredir vatandaşlık statüsünden yoksun olan Kürtlere de yurttaşlık hakkı tanındı. Böylece Kürtlerin siyasi ve kültürel hakları, Suriye’nin 1946’daki bağımsızlığından bu yana en geniş çerçevede kabul edilmiş oldu.
Kararnameyi televizyon aracılığıyla duyuran Şara, Kürt halkına seslenerek ülkenin geleceğinin inşasında aktif rol almaları çağrısında bulundu ve devletin haklarını güvence altına alacağını vurguladı.
Suriye'nin kuzeydoğusunda faaliyet gösteren Demokratik Birlik Partisi (PYD) eski eş başkanı ve başkanlık konseyi üyesi Salih Müslim, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, kararnameyi "Kürt halkının haklarını geçiştirme ve bölme girişimi" olarak tanımladı.