Türkiye’nin ilk otizmli kadın açık deniz yüzücüsü Selin Zülal Önal, Euronews Türkçe'ye verdiği röportajda Mattel’in kapsayıcılık vizyonuyla hayata geçirdiği 'Otizmli Barbie' bebeğin elçisi olarak hem denizde hem de toplumsal algıda yıktığı duvarlardan bahsetti.
İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçen, parkurlarda sınır tanımayan ve azmiyle "yapamazsın" denilen her noktada bir başarı hikayesi yazan Selin Zülal Önal, artık sadece kulaçlarıyla değil, küresel bir ikonun yüzü olarak da genç kızlara ilham veriyor.
Mattel’in kapsayıcılık odağındaki Barbie Fashionistas serisine dahil edilen "Otizmli Barbie"nin Türkiye’deki temsilcilerinden biri olan Önal, Euronews Türkçe ile gerçekleştirdiği söyleşide sporun dönüştürücü gücünü vurguladı.
Temsiliyetin önemine ve toplumsal önyargıların nasıl kırılacağına dair konuşan Önal, "Cesaret, korkarken de devam edebilmektir" diyor.
Kendi deyimiyle "görünmez cam tavanları" birer birer kıran Önal, farklılıkların bir eksiklik değil, hayatın doğal bir rengi olduğunun altını çiziyor.
Sınırları hem karada hem denizde zorlayan biri olarak, yolculuğunuz pek çok kişiye ilham kaynağı oluyor. Sizin gibi büyük hayalleri olan ama “yapamazsın” denilen genç kızlara ne söylemek istersiniz?
Onlara söyleyeceğim ilk şey; kulaklarını ‘yapamazsın’ diyenlere değil, içlerindeki o güçlü sese vermeleri olurdu. Ancak kazandığım öğrenimlerden biri de şu: İnsan bazen “yapamazsın” cümlesini başkalarından değil, kendi içinden duyuyor. O sesi susturmanın yolu da büyük hedefi bir anda başarmaya çalışmak değil; küçük adımlarla, her gün biraz daha ilerlemek.
Hayatım boyunca bana da defalarca sınırlar çizilmeye çalışıldı. Ancak ben şunu gördüm: En büyük engel fiziksel koşullar değil, önyargılardır. Bir genç kız kendi gücüne inandığında, o ‘görünmez’ cam tavanlar birer birer kırılıyor.
Benim için spor, özellikle yüzme, hem disiplin hem de kendimi ifade etme alanı oldu. Boğaz’ı yüzerken çok zorlandığım anlar da oldu ama sonunda başardım; o gün şunu hissettim: Cesaret korkusuzluk değil, korkarken de devam edebilmek.
Korkmasınlar, denemekten vazgeçmesinler. Çünkü her ‘yapamazsın’ kelimesi, aslında başarılacak yeni bir zaferin habercisidir.
Dünyanın en ikonik figürlerinden biri olan Barbie’nin Türkiye’deki elçilerinden biri olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bu benim için sadece bir unvan değil, büyük bir sorumluluk ve gurur. Barbie, çocukluk algımızda kusursuzluğun simgesiydi. Ancak bugün Barbie’nin, benim gibi hayatın farklı kulvarlarında mücadele eden, engelleri aşan ve gerçek hikayeleri olan kadınları temsil etmesi muazzam bir dönüşüm.
Barbie gibi dünyanın her yerinde bilinen bir ikonun yanında yer almak, “Ben de varım” demenin güçlü bir yolu. Türkiye’de bu projenin yüzü olarak seçilmek hem gurur hem de sorumluluk. İnsanlara şunu hatırlatmak istiyorum: Farklılıklarımız, bizi eksiltmez; aksine, bizi biz yapar.
Kendi hikayemle, yarının güçlü kadınlarına ilham olabilmek paha biçilemez.
Mattel son dönemde çeşitlilik ve kapsayıcılığı öne çıkarmayı amaçlayan Barbie Fashionista serisine art arda yeni bebekler eklemeye devam ediyor. Bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Otizmli bireyleri temsil eden bir Barbie figürünün, sizce ne gibi etkileri olabilir? Bu yeni Barbie, otizmli bireyler için neleri değiştirecek?
Bu değişimi çok önemli ve gerçekçi buluyorum. Çocuklar dünyayı oyunla tanır ve oyunla anlamlandırır. Eğer bir çocuğun oyuncak kutusunda sadece tek tip bebekler varsa, dünya algısı da onunla sınırlı kalır.
Otizmli bir Barbie figürü, öncelikle otizmli çocuklara 'Sen buradasın, varsın ve herkes gibi bu oyunun bir parçasısın' mesajını veriyor. Otizmli Barbie’nin özel tarafı şu: Bu bebek, Otistik Kendi Kendini Savunma Ağı’nın (ASAN) rehberliğiyle tasarlanmış; bazı duyusal ve iletişim ihtiyaçlarını görünür kılan detayları ve aksesuarları var.
Kendini o bebekte gören otizmli bir çocuk için bu, aidiyet duygusu demek. Barbie Fashionistas serisinin her yıl daha fazla çeşitliliği göstermesi, çocuklara “tek bir doğru” olmadığını anlatıyor.
Diğer çocuklar içinse bu bebek, empati ve kabulü öğrenmenin ilk adımı. Farklılığın bir eksiklik değil, hayatın doğal bir rengi olduğunu oyun arkadaşlarıyla öğrenecekler.
Tabii bir oyuncak tek başına her şeyi değiştirmez. Ama çok güçlü bir şey yapar: Soru sordurur, konuşma başlatır, normalleştirir.
Otizmli bireyleri temsil eden bir Barbie figürü, sizce toplumdaki önyargıların sorgulanmasına nasıl katkı sağlayabilir?
Önyargıların genellikle bilmemekten ve tanımamaktan doğduğunu düşünüyorum. Barbie gibi popüler kültürün merkezinde olan bir ikonun, otizmi görünür kılması, konuyu farklı alanlarda gündeme taşıyor.
Bence asıl katkı burada: Otizmi “uzaklık ifade eden bir etiket” olmaktan çıkarıp, günlük hayatın içine yaklaştırıyor. Ailelerin ve öğretmenlerin de çocuklarla konuşmasına fırsat veriyor: “Bazı insanlar seslere daha hassas olabilir”, “bazıları farklı şekilde iletişim kurar” gibi… Bu da empatiyi büyütüyor.
Toplumsal kabul, görünürlükle başlar. Bu figürün, sadece çocukların değil, ebeveynlerin de bakış açısını esnetecek bir katalizör görevi göreceğini düşünüyorum.
Bundan sonraki rotanızda hangi denizler veya hangi hedefler var?
Rotamda her zaman daha zorlu sular ve aşılacak yeni mesafeler var. Ancak sportif başarıların ötesinde, asıl hedefim başlattığımız bu 'yapabilirsin' hareketini daha geniş kitlelere yaymak. Kulaçlarımı sadece madalyalar için değil, arkamdan gelen ve cesaret bekleyen herkes için atmaya devam edeceğim. Sürpriz projeler ve yeni parkurlar yolda.