ABD başta olmak üzere dünyanın kanayan yaralarından biri olan okul saldırıları, Türkiye'de nispeten nadir görülüyordu. İki gün arka arkaya yaşanan son saldırılar, hem bu olayların ardındaki motivasyonu hem de yayılma ihtimalini gündeme getiriyor.
Türkiye bu hafta üst üste iki okul saldırısıyla sarsılırken, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta silahlı saldırılarda hayatını kaybeden öğrencilerin sayısı da artıyor.
İlk olarak, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde salı günü sabah saatlerinde bir okula silahlı saldırı düzenlenmişti. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin okuldan uzaklaştırılmış eski bir öğrencisi, okula av tüfeğiyle saldırarak çevreye rastgele ateş açmış ve öğrencilerin de aralarında bulunduğu 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini vurarak ölmüştü.
Olayın ardından 24 saat geçmemişken, Kahramanmaraş'ta Ayser Çalık Ortaokulu'na yapılan benzer bir saldırıda 10 öğrenci hayatını kaybetmişti. 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisinin kendini vurarak öldüğü saldırıda, 6'sı ağır, 13 kişi yaralanmıştı.
ABD başta olmak üzere dünyanın kanayan yaralarından biri olan okul saldırıları, Türkiye'de nispeten nadir görülüyordu. İki gün arka arkaya yaşanan bu olaylar, hem saldırıların ardındaki motivasyonu hem de yayılma ihtimalini gündeme getiriyor.
Bu soru işaretlerine dair yapılan araştırmalardan elde edilen bazı ipuçlarını derledik.
Tek bir profil var mı?
Saldırganların intihar ettiği toplu okul saldırılarına dair yapılan araştırmalarda öne çıkan ilk bulgu, failler arasında tek bir profil olmadığına işaret ediyor.
Saygın çalışmalarda tekrar tekrar görülen sonuç, bu tür saldırıların genellikle tek bir nedene değil, uzun süre biriken kriz, kin, aşağılanma, intihar eğilimi, şiddet fantezileri, önceki saldırganlara öykünme ve silaha erişimin birleşmesine dayandığı.
ABD Gizli Servisi'nin okul şiddeti analizleri ile erken dönem "Safe School Initiative" raporu da özellikle buna vurgu yapıyor: Saldırganı önceden yalnızca “profiline bakarak” saptamak mümkün değil. Bu süreçte asıl önemli olan davranışsal yol, yani saldırıya giden süreç.
Kurumun 2019'da yayımlanan bir tehdit değerlendirme çalışması, okul saldırganlarının tek bir profili olmadığını, yaş, cinsiyet, ırk, sınıf düzeyi ve sosyal özellikler açısından farklılık gösterdiklerini, ancak genel olarak okul saldırısı gerçekleştiren öğrencilerin şiddete ilgi duyduklarını, akranları tarafından zorbalığa uğradıklarını ve okulda düzenli olarak sorunlara karıştıklarını ortaya koyuyor.
Gizli Servis Ulusal Tehdit Değerlendirme Merkezi Başkanı Lisa Alathari, o dönemde Associated Press'e verdiği röportajda, "Bunlar, bir öğrencinin aniden hoşnutsuzlaştığı ani, dürtüsel eylemler değil," diyor:
"Bu olayların çoğu önlenebilir."
Uyarı işaretleri neler?
Gizli Servis'in bahsi geçen çalışması 2008 ile 2017 arasında gerçekleşen 41 olayı kapsıyor. Çalışma, olası faillerde aranması gereken uyarı işaretlerinin bir listesini de içeriyor:
- Diğer okul saldırılarını örnek almak veya taklit etmeye çalışmak,
- Okulda kötü davranış geçmişine ve disiplin cezalarına sahip olmak, örneğin okuldan uzaklaştırılmak veya atılmak,
- Özellikle zorbalık sürekliyse, sınıf arkadaşları tarafından zorbalığa maruz kalmak.
Rapora göre, saldırganların birçoğunun uyuşturucu kullanımı veya evde şiddet gibi "olumsuz ev hayatı deneyimleri" de vardı ve çoğu, bir tür psikolojik, davranışsal veya gelişimsel sistem sorunu yaşıyordu. Ancak araştırmacılar, bu faktörlerin tek başına bir öğrencinin saldırı yapmayı düşündüğünün bir işareti olarak yorumlanmaması gerektiğini söylüyor.
Ortak duygular: Öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissi
Bazı araştırmalar, okul saldırganlarında öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissinin ortak olduğunu gösteriyor.
2000 ve 2015 arasındaki 132 kitlesel saldırıyı inceleyen bir çalışma, vakaların yüzde 70’inde açık öfke izi saptamıştı. En sık tetikleyiciler terk edilme/reddedilme ve hakaret/aşağılanma olarak belirlenmişti.
Aggression and Violent Behavior dergisinde 2020'de yayımlanan bir diğer çalışmada da utanç ve aşağılanma duygularının, özellikle kimlik kırılması yaşayan gençlerde, saldırıya giden yolda merkezi duygulardan olabileceğini savunuyordu. Öte yandan yazarlar, okul saldırılarını "zorbalığa indirgemediklerini" vurguluyor. Buna göre çalışma daha çok, utanç, statü kaybı, sosyal açıdan küçük düşme ve bunu telafi etme isteğinin birikerek şiddete dönüşebildiğini gösteriyor.
ABD Gizli Servisi'nin 2019 tarihli okul saldırıları incelemesi de faillerin büyük bölümünün saldırıdan önce ciddi stres unsurları yaşadığını, çoğunun haksızlığa uğrama ve kin anlatısı taşıdığını öne sürüyor.
Akranlar biliyor, saldırganlar haber veriyor
ABD Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) okul saldırganı rehberi, saldırganların yüzde 95'inin mevcut öğrencilerden oluştuğunu, planlamanın önceden yapıldığını ve bazı akranların saldırıdan haberdar olduğunu ama bildirmediğini öne sürüyor.
Almanya’daki 11 vakayı inceleyen Frontiers in Psychology çalışması da uyarı davranışlarının çoğu zaman aslında görüldüğüne ama öğretmenler ve akranlar tarafından “ergenlik hali”, “blöf” olarak değerlendirildiğine işaret ediyor.
Bunun yanı sıra, JAMA Network Open’da yayımlanan, 1966 ile 2019 arasındaki olayların verisine dayalı çalışma, tüm kitlesel silahlı saldırganların neredeyse yarısının planlarını bir şekilde çevresine “sızdırdığını” bulmuştu. Aynı makale, bazı saldırganların bunu dikkat çekmek, korkutmak ya da “gösteri” etkisi yaratmak için yaptığını, bazılarında ise sızıntının doğrudan bir yardım çığlığı olabileceğini söylüyor.
The Violence Prevention Project (Şiddeti Önleme Projesi) derneğinin biriktirdiği veriler de bu tabloyu güçlendiriyor. Kurumun 2026 özetine göre tüm kitlesel saldırganların yüzde 80’i saldırı öncesinde fark edilir bir kriz içindeydi, yüzde 66’sı planını birilerine sızdırmıştı, yüzde 70’i ise önceden intiharla ilgili ifade ya da girişimde bulunmuştu.
Bu yüzden araştırmacılar, toplu saldırıları çoğu zaman yıkıcı bir intihar biçimi olarak da tartışıyor.
'Son perde' kurgusu
Hukuk Profesörü James Silver’ın 2024 tarihli makalesi bu noktada önemli ipuçları sunabilir.
Silver, kamusal katliam faillerinin çoğunun olay yerinden kaçmaya çalışmadığını; ya orada öldüğünü, ya polis tarafından öldürülmeyi göze aldığını, ya da hayatlarının o anda fiilen sona erdiğini kabul ederek saldırıyı bir “son perde” gibi kurguladığını savunuyor. Bu yaklaşım, “Neden genç biri katliam yaparak intihara yöneliyor?” sorusuna şu cevabı veriyor: Saldırı, bazen onların gözünde hem intikam hem görünürlük hem de kendini yok etmenin birleştiği nihai eylem haline geliyor.
Bu nedenle “Medya ne yapmalı?” sorusu da araştırmanın merkezinde. Şöhret arayışı üzerine yapılan çalışmalar, ün peşindeki saldırganların daha ölümcül olabildiğini gösteriyor. JAMA Network ve PNAS'ta yayımlanan makaleler de toplu saldırıların bazen “performans” gibi kurgulandığını söylüyor. Bunun gazetecilik karşılığı şu: Manifestoları yeniden dolaşıma sokmak, saldırganın adını ve görsellerini merkezileştirmek, saldırıyı bir anti-kahraman anlatısına dönüştürmek riski büyütebiliyor.
Öte yandan, Güvenlik ve Tehdit Araştırma ve Kanıt Merkezi'ne göre özellikle misojinist topluluklardaki saldırganlar arasında hakim tutum, bu tür şiddet eylemlerinin toplumsal düzeni değiştiremeyeceği yönünde. Yani bunu "aktivizm" adına değil, nihilist bir tutumla yapıyorlar. Bu nedenle söz konusu şiddet eylemleri benzer topluluklar tarafından bir intikam eylemi veya bir kurtuluş biçimi olarak görülme eğiliminde. Yani uzmanlar, genç erkeklerin bu eylemleri genelde bir değişim sağlama yolu olarak görmediğini belirtiyor.
Online nefret kültürü, 'Yanında birilerini daha götürme düşüncesini' körüklüyor
Bu araştırma ve verilerden çıkarılabilecek önemli bir sonuç da okul saldırganlarının “akıl hastası canavarlar” kalıbına sıkıştırmamak gerektiği. Mental sağlık sorunları bazı vakalarda rol oynasa da, saygın yayınlar bunun yeterli bir açıklama olmayacağı, hem bilimsel olarak zayıf hem de damgalayıcı bir yaklaşım olduğu sonucuna varıyor.
Zira olumsuz yaşam koşulları ve deneyimler bağlamında gelişen bu eğilimler, hem gerçek dünyada hem de çevrimiçi ortamda ideolojik söylemlerle birleşerek nefret kültürünün bir parçası haline de gelebiliyor.
Son yıllarda uzmanların yeni odağı online gruplar. Çünkü fail adayları bazen aynı online gruplarda buluşuyor, birbirlerinin içeriklerini paylaşıyor ve şiddeti normalleştiren mikro-kültürler oluşuyor.
Bu durum özellikle aşırı sağ forumlarda, nihilist meme kültüründe ve istemsiz bekarlar (incel) veya kadın düşmanı topluluklarda açığa çıkıyor. Bu ağlar, geleneksel “bireysel saldırgan” modelini değiştiriyor: Fail yalnız hareket etse bile kültürel olarak kolektif bir ortamdan beslenebiliyor.
BBC'ye konuşan ve adı açıklanmayan bir incel, "Bu topluluklar böyledir," diyor: "Sizi içine çeker, böylece benzer sorunlar yaşayan insanların yankı odasına girersiniz. Küçük bir şey düşünürsünüz... sonra diğer insanların çok daha radikal şeyler düşündüğünü görürsünüz. Böylece küçük şeylerin kabul edilebilir olduğunu zannedersiniz."
BBC'den Jonathan Griffin, incel platformları üzerine bir incelemesi sırasında gördüğü bir forum başlığında, birinin kendi hayatına son vermek istediğini yazdığını ve çeşitli yorumcuların da onu şiddete yöneltmeye çalıştığını görmüştü.
Habere göre bir yorumcu, intiharı düşünen kişiye şöyle demişti: "Bencil olma. İntihar etmeden önce bir ilkokula git ve birkaç çocuğu öldür. Lütfen!?!"
Öte yandan uzmanlar, nefret kültürüne dahil olan genç erkeklerin internet topluluklarını gördüklerinde sıfırdan bir değişim geçirmediğini, zaten belirli fikirlere ikna olarak bu topluluklara geldiklerini de vurguluyor.
Saldırganların sosyal medya kullanımı: 'Dijital izler'
2023’te SAGE dergisinde yayımlanan Peterson & Densley çalışması, saldırganların dijital izleri konusunda kapsamlı bir veri setini analiz ediyor. 170 saldırıdan elde edilen bulgular, saldırıdan önce faillerin dijital ortamda şu örüntüyü izlediğini öne sürüyor:
- Saldırı öncesi davranış değişimi: Ya aşırı paylaşım ya da tamamen geri çekilme.
- Önceki saldırganlara referans verme: Önceki okul saldırılarından bahsetme, onlara açıkça referans verme.
- Şiddet ve nefret söylemi: Irkçı, kadın düşmanı ve nihilist içerik paylaşımları
- İntihar eğilimli ve depresif içerikler: Umutsuzluk, yok olma temalarını içeren paylaşımlar
- 'Son mesaj' eğilimi: Bazı failler saldırıyı içerik üretimi gibi kurguluyor.
- Online radikalleşme izleri: Forumlar, meme kültürü, ekstrem gruplarda varlık gösterme.
Saldırılar bulaşıcı
Sosyal medya söz konusu olduğunda akla ilk gelen noktalardan biri saldırıları "bulaştırma" potansiyeli.
2015'te hakemli bilimsel dergi PLOS One’da yayımlanan ve bu alanın en temel çalışmalarından biri olarak görülen bir analiz, bir okul saldırısından sonra yaklaşık 13 gün boyunca yeni bir saldırı olasılığının arttığını gösteriyor. Makalede her olayın istatistiksel açıdan yeni olayları “tetikleyebildiği” ifade ediliyor.
Bu “bulaşma” mekanizmasının nasıl çalıştığı konusunda sosyal medya kritik görülüyor. Araştırmalara göre klasik medya gibi sosyal medyanın da saldırganı görünür kılması, olayın dramatik anlatısını yayması, manifestoları dolaşıma sokması ve detayların tekrar tekrar verilmesi bu etkiyi büyütebilir.
Daha yeni çalışmalar, sosyal medya konuşmaları (tweetler, paylaşımlar, trendler) ile takip eden günlerde saldırı olasılığı arasında istatistiksel ilişki olduğunu bile öne sürüyor.
Ancak burada önemli bir nüans var: Bazı çalışmalar bu etkinin güçlü olduğunu bulurken, bazıları daha sınırlı ya da dolaylı olduğunu söylüyor. Yani sosyal medya tetikleyici olabilir ama deterministik bir neden değil.
Oyunlar şiddeti körüklüyor mu?
Gençlerdeki şiddet eğilimi konusunda özellikle ebeveynlerin endişelendiği konulardan bir diğeri video oyunları. Bazıları gençlerde artan video oyunu oynama eğiliminin bu saldırıları körüklemesinden endişeli.
Ancak bilimsel araştırmalar, video oyunları ve toplu şiddet arasında anlamlı bir ilişki bulabilmiş değil.
2023'te ABD'nin saygın kurumlarından Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma, video oyunları ile gerçek silahlı şiddet arasında nedensel bağ bulunamadığını ortaya koymuştu.
Türkiye'de 2022'de yapılan bir başka araştırmada da şiddet içerikli oyun oynama sıklığı ve saldırganlık arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştı.
Prof. Dr. Sinan Alper, danışmanı olduğu bu çalışmada asıl faktörün dışlanma olduğunu tespit ettiklerini söylüyor.