CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile aldığı mazbataları, devam etmekte olan hukuk süreçlerini ve yaklaşan seçimleri konuştuk. Çelik, il başkanlığı olarak yürüttükleri sandık güvenliği çalışmalarını da anlattı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, uzun süredir Türk siyasetinde önde gelen figürlerden biri.
Çelik, özellikle yönettiği il başkanlığının karşı karşıya olduğu yargı süreci sebebiyle siyaset gündeminde yerini koruyor.
CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nin iptali istemiyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada, mahkeme 2 Eylül tarihli ara kararında İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak yerlerine Gürsel Tekin ve beraberindeki isimleri “çağrı heyeti” olarak atamıştı.
İl Başkanı Çelik ise Ekim 2023’teki 38. Olağan İl Kongresi'nde seçilerek ilk mazbatasını aldı. Bu kongrenin iptali için dava açıldı. Çelik, Tekin’in atanmasından 27 gün sonra delegelerin başlattığı imza süreciyle toplanan Olağanüstü Kongre'de tek aday olarak 389 oy alarak yeniden seçildi ve Sarıyer İlçe Seçim Kurulu'ndan ikinci mazbatasını aldı. 24 Ekim’deki 39. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde bir kez daha seçilen Çelik, üçüncü mazbatasını Bahçelievler İlçe Seçim Kurulu'ndan aldı.
Geçtiğimiz şubat ayı sonunda düzenlenen bir duruşmada ise Tekin ve beraberindekilerin görevine devam etmesine karar verildi.
Euronews’e konuşan Çelik, il başkanlığının karşı karşıya olduğu yargı sürecine, aldığı mazbatalara, partisinin seçim güvenliği için atacağı adımlara ve pek çok önemli konuya değindi.
Üç kez mazbata aldınız. Buna rağmen Gürsel Tekin parti binasında faaliyetlerine devam ediyor. 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ortada bir garabet var. 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, yetki aşımıyla bir karar aldı ve İstanbul İl Kongresi'ne kayyum atandı. Ancak şunu net söyleyelim: Siyasi partilerin seçimlerinde tek yetkili mahkeme Yüksek Seçim Kurulu'dur. Biz bu kararın ardından olağanüstü kongre yaptık, YSK'dan ikinci mazbatamızı aldık. Sonra devam eden mahalle kongreleri üzerinden yeniden delege seçildi, olağan kongre gerçekleşti, üçüncü ve dördüncü mazbatalarımızı da aldık. YSK her aşamada "Bu kongreler usulüne uygundur, yapılsın" dedi.
Buna rağmen 45. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını tutmaya devam ediyor. Peki fiiliyatta ne oluyor? Genel başkan İstanbul'a geldiğinde karşılayan benim. Miting programını yapan benim. Valilik resmi davetleri bana gönderiyor, Emniyet Müdürlüğü bildirimleri bana yapıyor. Milli Eğitim beni arıyor. 39 ilçe başkanıyla, CHP'li belediye başkanlarıyla toplantıyı ben yapıyorum. İBB Meclisi grup yönetim seçimlerinin yetkisini bana veriyor. Karar defteri de bende, YSK onaylı mühür de bende. Yani ortada sadece hukuksuz bir mahkeme kararının arkasına sığınmış, 5 bin polisle il binasına girmiş birkaç kişi var.
Gürsel Tekin geçen hafta yaptığım röportajda "CHP beni dinleseydi 45-50 gün sonra koltuğu Özgür Çelik'e bırakıp gidecektim" dedi. Ne dersiniz?
Doğru söylemiyor. Aracılar üzerinden defalarca görüştük. Ben tek bir şey istedim. Dedim ki Sayın Tekin çıksın, kameralar önünde şunu söylesin: "CHP'de il başkanlığına örgüt karar verir. Siyasi yargı kararlarına hiçbir CHP'li bu şekilde uymaz; ben de bu kararı bertaraf etmek için üzerime düşeni yapacağım." Bunu söylemedi. Sonra dedim ima etsin. Onu da yapmadı. Sonra dedim bir tweet atsın. Onu da yapmadı. Hiçbir şey yapmadı. Bulanık suda iş yürütmeye çalıştı.
Bir de şunu sormak lazım: 5 bin polisin arkasına sığınıp il binasına gireceksin, kadınlara biber gazı sıkılacak, insanlar yerlerde sürüklenecek, 20 kişi hastanelik olacak; sonra Özgür Çelik gelsin çay içsin öyle mi? Bu mümkün değil. Ben onların asıl amacını çok iyi biliyorum. Kendi koltuklarını kaybetmiş, hırs ve öfkeyle hareket eden insanlar. Küçük olsun benim olsun mantığı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar iddiası varken bunu çökertmeye çalışıyorlar.
Peki bütün bu süreç neden 19 Mart'ta başladı? Tesadüf müdür?
Kesinlikle tesadüf değil. Ben 8 Ekim 2023'te seçildim. O günden bu yana 2,5 yıl geçti. Ne 2 günlük yasal itiraz süresinde, ne YSK'ya başvuru süresinde herhangi bir itiraz yapıldı. Aday belirleme süreçleri tamamlandı, 31 Mart 2024'te CHP Türkiye'nin birinci partisi oldu. Yine itiraz yok.
İlk dava 19 Mart'ta açıldı. Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı gün. Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü davalar reddedildi. En sonunda 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden karar çıkarttılar. 19 Mart neden manidardır? Çünkü 23 Mart'ta CHP, Ekrem İmamoğlu'nu ön seçimle Cumhurbaşkanı adayı olarak belirledi. Plan açık: İmamoğlu'nu gözaltına al, tut. Belediyelere operasyon yap. CHP'nin İstanbul il örgütüne de kayyum oturtur. Cumhurbaşkanlığı adayımız var, belediyeleri var, il örgütü var; 360 derece bir kıskaç. "CHP'yi iktidar iddiasından uzaklaştıralım" diyorlar. Bunu yemezler.
Muhalif seçmende ciddi bir umutsuzluk var. Siz İstanbul İl Başkanlığı olarak bu konuyla alakalı neler yapıyorsunuz?
Ben milletin umutsuz olmadığını düşünüyorum. Dünya siyasi tarihinde başka örneği var mı? Bir siyasi parti bir yılda 100'ün üzerinde miting yapıyor. Bu mitinglerin 50'den fazlasını 16 milyonluk İstanbul'da gerçekleştiriyor. Ve her hafta meydanlar dolu. Üstelik AKP'nin güçlü olduğu alanlarda da dolu. Bağcılar Meydanı'nda ilk kez miting yaptık; doldu. CHP'nin oy oranının yüzde 10'u bulmadığı Sultanbeyli'de miting yaptık; meydan doldu. İnsanlar meydanlara "Bir saldırı var, ben de bu saldırıya sahip çıkıyorum" diye geliyor.
Tabii ki bir soru işareti de var: Acaba sandık önümüze gerçekten konulacak mı? Biz hem bu soruyu yanıtlamak hem de sandık güvenliğini sağlamak için çalışıyoruz. İstanbul'da 33 bin sandık için tatbikatlarımızı hazırlıyoruz. Dijital manipülasyona karşı da önlemler alıyoruz; çünkü oylar bazen sandığa girmeden çalınabiliyor. 2023'te CHP'yi terörle ilişkilendiren videolar algoritmalarla yayıldı, bizim sesimiz kısıldı. Buna yönelik çalışmalarımız da sürüyor.
Bunların yanı sıra sadece özgürlük mücadelesi vermiyoruz. Emeklilerin, gençlerin, işçilerin, kadınların sorunlarını konuşuyoruz. Hükümet programımızı yazıyoruz. İstanbul'da 30'un üzerinde kent yoksulluğu buluşması, eğitim çalıştayı, sağlık çalıştayı, çevre çalıştayı yaptık. Sivil toplumla, sendikalarla, meslek örgütleriyle buluştuk. Önümüzdeki hafta pazarlara çıkıyorum, Silivri duruşmalarını da takip edeceğim. 360 derece, toplumla konuşan bir süreci yürütüyoruz.
İmamoğlu davası nasıl gidiyor? İddianame ayakta mı?
İddianame tel tel dökülüyor. İlk gün "asrın yolsuzluğu" dediler, "kanıtları çarşaf çarşaf dökeceğiz" dediler. İddianame yazıldı; tek somut kanıt yok. İftiracılar geri çekiliyor. Biri diyor ki "Savcı baskısı altında söyledim." Öbürü "Hanımımı da odaya almışlardı, mecburen konuştum" diyor. Geri çekmeyenlerin yalanları da mahkemede ortaya çıkıyor.
Bir örnek vereyim. Biri "genel müdürün odasına para dolu çantalarla giriliyordu" demiş. Avukat soruyor: "O çantaların rengi, modeli, şekli neydi?" "Bilmiyorum" diyor. Hakim bile araya giriyor ve "Şeklini, rengini bilmediğin çantanın içinde para olduğuna nasıl hükmediyorsun?" diyor. "Öyle düşündüm" diyor. İşte iddianame bu.
Operasyonun tarihi de her şeyi anlatıyor. 23 Mart'ta ön seçim sandığı ilan ettik. 18 Mart'ta İmamoğlu'nun diploması iptal edildi, 19 Mart'ta gözaltına alındı, 24 Mart'ta tutuklandı. Neden? Çünkü Erdoğan'a karşı İstanbul'da dört kez seçim kazanmış, cumhurbaşkanlığında da kazanma ihtimali en yüksek olan ismi oyunun dışına itmek istiyorlar. Bu mesele hukuki değil, siyasidir.
Yargının bağımsız olmadığını belirtiyorsunuz ama mücadelenizi de sürdürüyorsunuz. Bağımsız olmayan bir yargıyla nasıl mücadele edilir?
Bu sadece siyasi yargı meselesi değil. Biz kimle mücadele ettiğimizi ve bu kavganın gerçek niteliğini net görmemiz lazım. Bir tarafta: Ankara'da bir kişi, bir grup oligark, onların arkasındaki emperyalist güçler, partizan hale getirilmiş valilikler, kaymakamlar, medya, bakanlıklar ve devlet kaynaklarını sömüren bir avuç iş insanı. Bunlar bir avuçtur. Diğer tarafta ise millet var.
Bu kavga bir avuç oligarkla milletin kavgasıdır. 103 yıl önce de koşullar daha ağırdı; emperyalist ülkeler bu toprakları fiziki olarak işgal etmişti. Yine de millet kazandı. Bu kavganın kazananı da millet olacak. Bana sokakta AKP'liler bile "Bu davada siz haklısınız, bir daha CHP'ye oy vereceğiz" diyor. MHP'liler de söylüyor. Millet umutsuz değil; bir güvercin tedirginliği var ama umutsuz değil.
Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğu uzarsa ne olacak? Aday olabilir mi?
Ekrem İmamoğlu şu anda CHP'nin adayıdır. Mevcut yargı süreçlerinin hiçbiri onun aday olmasının önünde engel değil. İstinaf ve Yargıtay aşamaları tamamlanmadan siyaset yasağı gelemez, diploma meselesinde de Danıştay süreci devam ediyor. Ve şunu söyleyeyim: Ekrem İmamoğlu 12 metrekare hücresinde de bu seçimi kazanır. Twitter'ını kapatsınlar, Instagram'ını kapatsınlar, dışarıyla bağını tamamen kesseler, tek bir cümle söylemesin; yine kazanır. Adıyla, sadece adıyla kazanır. Elbette bu tutukluluk bir an önce sona ermeli; tutuksuz yargılanmalı. Ama adını sandığa koysa kazanır.
Mutlak butlan ihtimalini değerlendiriyor musunuz?
Hukuk sınırları içinde konuşursak böyle bir şey beklemiyoruz. Ankara'daki birinci derece mahkeme zaten reddetti. İstinaf süreci devam ediyor. Ama tükenmekte olan, bir daha sandıktan çıkamayacağını hisseden bir iktidar gözünü karartıp siyasi yargıya böyle bir talimat verse bile; Cumhuriyet Halk Partisi halka aittir. Canımızı veririz, CHP'yi vermeyiz.