Mısır’da Sudan, Suriye ve daha geniş bölgedeki savaşlardan kaçıp güvenlik arayan mülteci ve göçmen nüfusunun artması, yardım kuruluşları ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırırken Kahire, Avrupa’ya maliyetin daha büyük bir bölümünü paylaşma çağrısı yapıyor.
Mısır, Kahire’nin milyonlarca mülteci ve göçmene ev sahipliği yaptığını belirterek bu yükün maliyetinin Avrupa tarafından daha fazla paylaşılmasını istiyor. AB ise Akdeniz üzerinden düzensiz göçü önleyen kilit bir tampon olarak gördüğü ülkeye bağımlılığını yeniden değerlendiriyor.
Uzmanlara göre iki tarafın da elinde birbirine karşı kullanabileceği kozlar var: Avrupa, düzensiz göçü kontrol altında tutması için Mısır’a ihtiyaç duyuyor. Mısır ise yılda 8,5 milyar eurodan fazlaya mal olduğunu söylediği mülteci krizini yönetmek için Avrupa parasına ihtiyaç duyuyor.
Robert Schuman Centre bünyesindeki Migration Policy Centre Direktörü ve Göç Çalışmaları Profesörü Andrew Geddes, Euronews’e yaptığı açıklamada, "Mısır’ın AB karşısındaki pazarlık gücü açıkça arttı, çünkü AB hükümetleri düzensiz göçü azaltmaları için içeride baskı altında," dedi.
İnsani yardım kuruluşları, Sudan’daki savaşın Mısır’daki fon açıklarını derinleştirdiği uyarısında bulunurken konu daha acil hale geldi. Sudan’daki savaş, ülkedeki uzun süredir devam eden mülteci ve göçmen nüfusuna yeni bir yük ekledi. Bu nüfus içinde Suriyeliler, Filistinliler, Güney Sudanlılar, Eritreliler, Etiyopyalılar, Yemenliler, Somalililer ve Iraklılar da bulunuyor.
Geddes, "Suriyeli mültecilerin gelişi, Mısır’ın güvenilir bir ev sahibi ülke olarak görülmesine yol açtı. Sudanlıların yerinden edilmesi ise yeni bir aciliyet ve baskı yarattı; Mısır’ın süregiden ve artan yüklerle karşı karşıya olduğu yönündeki argümanını güçlendirdi," diye açıkladı.
Eleştirilere rağmen ortaklık
AB ve Mısır, 2024’te ilişkilerini siyasi ilişkiler, ekonomik istikrar, ticaret ve yatırım, göç ve hareketlilik, güvenlik, insan ve beceriler alanlarını kapsayan Stratejik ve Kapsamlı Ortaklık seviyesine yükseltti.
Brüksel daha sonra Mısır için 2024-2027 dönemini kapsayan 7,4 milyar euroluk bir mali paket açıkladı. Pakette 5 milyar euroluk uygun koşullu kredi, 1,8 milyar euroluk ek yatırım ve 600 milyon euroluk hibe yer aldı. Bu hibelerin 200 milyon eurosu göç yönetimine ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, paketi Mısır ile ekonomik istikrar, yatırım, göç, güvenlik ve becerileri kapsayan daha geniş bir stratejik ortaklığın parçası olarak sundu.
Ancak anlaşma, bazı Avrupa Parlamentosu üyeleri ve insan hakları grupları tarafından eleştirildi. Eleştiriler, AB’nin insan hakları, iltica korumaları veya iddia edilen ihlaller için hesap verebilirlik konusunda yeterli güvence olmadan Mısır ile göç iş birliğini genişlettiği yönünde.
Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı üyesi Hollandalı AP milletvekili ve göç akademisyeni Tineke Strik, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile iş birliğinin "göçmenlere karşı daha fazla şiddet, daha fazla baskı ve ülkeden kaçan daha fazla muhalif" anlamına geleceğini söyledi.
Fransız AP milletvekili ve Parlamentonun Mısır raportörü Mounir Satouri, o dönemde Tunus ile yapılan anlaşmayı da içeren daha geniş bölgesel yaklaşımı eleştirerek, "Bunlar, dönemin Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi’nin özel fonları değil. Bunlar Avrupa fonları," dedi.
Bazı AP üyeleri de fonların aktarılmasının gerekçelendirilmesi talebiyle Avrupa Komisyonu’na resmi parlamento soruları sundu.
Komisyon ise anlaşmayı, insan haklarını zayıflatan değil, ortak sorumluluğu ve insan haklarının ilerletilmesini sağlayan bir araç olarak savundu.
Von der Leyen, Kahire’deki imza töreninde, Brüksel’in otoriter bir hükümeti ödüllendirdiğini savunan eleştirilere dolaylı bir yanıt vererek, "Birlikte, demokrasi ve insan haklarını teşvik etme taahhüdümüz üzerinde de çalışacağız," dedi.
10 milyonluk soru
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, nisan ayında Küresel Göç Mutabakatı’nın uygulanmasına liderlik eden Afrika ülkelerinin bakanlar toplantısında yaptığı konuşmada ülkesinin "topraklarında 10 milyondan fazla göçmen ve misafire" ev sahipliği yaptığını söyledi. Abdulati, bu kişilerin "izole kamplarda değil, Mısır toplumunun dokusu içinde" yaşadığını ve "ayrımcılık olmadan temel hizmetlerden yararlandığını" belirtti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, Abdulati’nin Şubat 2025’te AB İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner ile yaptığı telefon görüşmesinde "Mısır’ın aldığı uluslararası desteğin sınırlı boyutuna ve taşıdığı artan yüklerle orantılı olmamasına" dikkat çektiğini bildirdi.
Bakanlığa göre Abdulati ayrıca "göçün, kalkınmayla bağlantı kurulmasına ve temel nedenlerinin ele alınmasına dayanan kapsamlı bir çerçevede ele alınmasının önemini" vurguladı. Abdulati, Mısır’ın "düzensiz göçle mücadeledeki başarılı deneyimine, özellikle de Eylül 2016’dan bu yana Mısır’dan Avrupa’ya giden tüm teknelerin durdurulmasına" işaret etti.
Abdulati, nisan ayında uluslararası ortaklarla "düzenli göç yolları" oluşturulması çağrısında da bulundu. Bu kapsamda, hedef ülkelerdeki iş gücü piyasası ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gençler için eğitim ve yasal göç fırsatları talep etti.
Abdulati ayrıca "yük paylaşımı, sorumluluk paylaşımı ve uluslararası dayanışmanın" yerleşik hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Desteğin kısa vadeli programlarla sınırlı kalmaması, ev sahibi ülkelerin hizmet sunmaya devam etmesine ve sosyal uyumu desteklemesine yardımcı olacak uzun vadeli yapısal finansmanı da içermesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Mustafa Medbuli de Mısır’ın 10 milyondan fazla göçmen, mülteci ve sığınmacıya ev sahipliği yaptığını söylemiş; onlara hizmet sunmanın maliyetinin 10 milyar dolardan, yani 8,5 milyar eurodan fazla olduğunu belirtmişti.
Mısır’ın ev sahipliği yaptığını söylediği kişi sayısı, UNHCR’nin ülkedeki kayıtlı mülteci ve sığınmacı sayısından çok daha yüksek.
UNHCR’nin şubat ayı operasyonel güncellemesine göre Mısır’daki kayıtlı nüfus neredeyse 1,1 milyondu. Bu nüfusun yaklaşık dörtte üçünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyordu.
Aradaki fark, kısmen ihtiyaç içindeki yabancı uyrukluların farklı kategorilerinden kaynaklanıyor. UNHCR verileri kayıtlı mülteci ve sığınmacıları kapsıyor.
Yani korunmaya ihtiyaç duyduğu resmen tanınan kişiler ile statüleri hakkında karar bekleyenleri içeriyor. Mısırlı yetkililer ise göçmenleri, yabancı uyrukluları ve ülkede yaşayan belgesiz kişileri de kapsayacak şekilde daha geniş bir tanım kullanıyor.
Andrew Geddes, "Sayılardaki farklılıklar çok ciddi," dedi. "Mısır’daki yetkililer açısından daha büyük sayılar, hükümetin yükün ölçeğini vurgulamasına ve politikalarını gerekçelendirmesine yardımcı oluyor," dedi.
Mısır neden bir sığınma noktası haline geldi?
Mısır, coğrafyası ve tarihi nedeniyle önemli bir varış noktası haline geldi. Ülke, Sudan ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve Sudanlı topluluklarla uzun süredir devam eden sosyal, ailevi ve ekonomik bağlara sahip.
Afrika ile Orta Doğu’nun kesişiminde yer alan Mısır, iki kıtada çatışma veya istikrarsızlıktan kaçan Suriyeliler, Filistinliler, Yemenliler, Eritreliler ve diğer grupları da kabul etti.
Savaştan kaçan birçok insan için Mısır, göreli istikrar, yerleşik topluluklar, ev kiralanabilecek ve kayıt dışı iş bulunabilecek büyük şehirler ve birçok başka varış noktasına kıyasla daha düşük yaşam maliyeti sunuyor.
Ancak aynı faktörler, mülteci ve göçmenlerin zaten kalabalık olan kentsel alanlara dahil olması anlamına da geliyor.
Ürdün ve Türkiye gibi büyük resmi mülteci kamplarına ev sahipliği yapan ülkelerin ya da çok sayıda Suriyeliyi gayriresmi çadır yerleşimlerinde ağırlayan Lübnan’ın aksine Mısır, bu modellerden hiçbirini uygulamıyor.
Mısır’da mülteciler ve göçmenler genellikle Kahire, İskenderiye, Dimyat ve Asvan gibi şehirlerde, Mısırlı topluluklarla birlikte yaşıyor.
Mısırlı yetkililer bunu sık sık mülteci ve göçmenlerin topluma entegre olduğunun ve temel hizmetlere erişebildiğinin kanıtı olarak gösteriyor. Ancak yardım kuruluşları, bu modelin konut, okul, sağlık hizmetleri ve yerel hizmetler üzerinde baskı oluşturduğunu söylüyor.
Mısır’ın kendi ekonomik krizi de baskıyı derinleştirdi. Bu durum, zaten yüksek fiyatlar ve zorlanan kamu hizmetleriyle mücadele eden 120 milyondan fazla nüfuslu bir ülkede özellikle hissediliyor.
Mısır, Avrupa veya Körfez’deki birçok ülkeden daha ucuz olabilse de Mısır lirası ile kazanç sağlayanların alım gücü zayıfladı.
Ülke, Uluslararası Para Fonu (IMF) destekli bir program kapsamında tekrarlanan kur devalüasyonları, yüksek enflasyon ve sübvansiyon reformlarından geçti. Bu da hem birçok Mısırlının hem de mültecinin bütçesini zayıflattı.
Mısır’ın resmi istatistik kurumu CAPMAS’a göre yıllık kentsel enflasyon, mart ayında yüzde 15,2 olduktan sonra Nisan 2026’da yüzde 14,9 seviyesinde gerçekleşti.
Bir ay önce ulusal enflasyon, gıda ve ulaşım maliyetlerindeki artışın etkisiyle yüzde 13,5’e yükselmişti. Gıda ve içecek fiyatları aylık bazda yüzde 5,2, ulaşım maliyetleri ise yüzde 8 artmıştı.
Konut da özellikle Kahire’de önemli bir baskı alanı haline geldi. Kent, birçok yeni gelen için beklenmedik derecede pahalı hale geldi.
Büyük Kahire’de kiraların 2026’da yıllık bazda yüzde 10 ila yüzde 18 arttığı ve resmi enflasyonu geride bıraktığı tahmin ediliyor.
2026 başı itibarıyla Büyük Kahire’de tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası yaklaşık 27 bin Mısır lirası, yani yaklaşık 510 euro.
Dış semtlerde stüdyo dairelerin aylık kirası yaklaşık 10 bin Mısır lirasından başlıyor, merkezi bölgelerde ise 40 bin Mısır lirasına veya daha fazlasına çıkıyor.
Mısır’da asgari ücret ayda 7 bin Mısır lirası, yani 132 euro seviyesinde. Bu da asgari ücretle çalışan birinin Büyük Kahire’de en mütevazı stüdyo dairenin kirasını bile karşılayamayacağı, bir aileyi beslemenin ise çok daha zor olduğu anlamına geliyor.
Genellikle çalışma izni bulunmayan ve kayıt dışı işlere veya UNHCR nakit yardımına bağımlı olan mülteci aileler için tablo daha da ağır.
UNHCR, Mısır’da mülteci başına mevcut ortalama fon miktarının 2022’de kişi başı aylık yaklaşık 11 dolardan, yani 9,4 eurodan, 2025’te 4 doların, yani 3,4 euronun altına düştüğünü söyledi.
Kuruma göre birçok mülteci aile kira ödemekte, gıda almakta ve sağlık giderlerini karşılamakta zorlanıyor.
Birçok aile için nakit yardımı mevcut az sayıdaki destek biçiminden biri.
UNHCR tarafından yayımlanan tanıklığında, Kahire’de altı çocuğuyla yaşayan Sudanlı dul Nawal, çocuklarından yalnızca üçünü okula gönderebildiğini söyledi.
Nawal, "En büyük oğlum, ben çalışırken kardeşleriyle ilgilenmek için eğitimini bıraktı," dedi.
Mısır açısından bu finansman açığı, uluslararası ortakların maliyetin daha büyük bir bölümünü üstlenmesi gerektiği yönündeki argümanı da güçlendiriyor.
Baskı, Mısır içinde konuyu daha hassas hale getirdi. Yaşam maliyetleri arttıkça, mülteci ve göçmenlerin varlığı ve onların konut, iş ve kamu hizmetleri üzerinde yaratabileceği baskıya ilişkin kamuoyu tartışmaları da büyüdü.
Kahire bu nedenle, milyarlarca euroluk taahhütlere rağmen dış fonların yeterli olmadığına inanıyor.
Geddes, "Finansman konusunda bir tür ayrışma var," dedi. "AB finansman seviyelerini artırdı ancak Mısır tarafı açısından bunlar, örneğin büyük bir göçmen ve mülteci nüfusunu barındırmanın yüksek maliyetleri göz önüne alındığında yeterli görülmüyor."
Geddes, "Bu meselenin çözümsüz kalmaya devam etmesi muhtemel," diye açıkladı.
Sudan denklemi değiştirdi
Mısır’ın mülteci baskıları Sudan’daki savaşla başlamadı.
Yıllar boyunca, 2011’den itibaren Suriye iç savaşından kaçan çok sayıda kişinin ardından Suriyeliler ülkedeki en büyük kayıtlı mülteci grubunu oluşturdu.
UNHCR’ye göre Mısır’da kayıtlı Suriyeli sayısı 2012 sonunda 12 bin 800 iken 2024 sonunda 147 bini aştı.
Birçok Suriyeli artık Mısır’da on yılı aşkın süredir yaşıyor; işletmeler kuruyor, çocuklarını okullara kaydettiriyor ve kentsel toplulukların bir parçası haline geliyor.
Ancak Sudan’daki savaş, meselenin ölçeğini keskin biçimde değiştirdi.
Sudan’da Nisan 2023’te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile paramiliter Hızlı Destek Güçleri arasında çatışmaların başlamasından bu yana milyonlarca kişi ülke içinde ve dışında yerinden edildi.
UNHCR, savaşın başlamasından bu yana Mısır’daki mülteci ve sığınmacı sayısının üç katına çıktığını söyledi. Kuruma göre Mısır, Sudan’dan kaçan insanlar için en büyük ev sahibi ülke haline geldi ve küresel ölçekte en fazla yeni sığınma başvurusu alan ülkelerden biri oldu.
Bu yıl şubat ayında Sudan vatandaşları, 830 bini aşkın kişiyle mülteci ve sığınmacılar arasındaki en büyük grubu oluşturdu.
Mısır’ın mülteci sistemi üzerindeki baskı, UNHCR yardım programlarını etkileyen ciddi finansman açığıyla daha da arttı.
UNHCR, nisan ayında ciddi finansman açıklarının Mısır’daki en kırılgan mülteci ailelerden bazılarına verilen nakit yardımının askıya alınmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Kurum, acil finansman sağlanmazsa en az 20 bin mülteci ailenin, yani yaklaşık 87 bin kişinin mali desteğini kaybedebileceğini bildirdi.
UNHCR’ye göre bu ailelerin yarısından fazlasının yardımı Ocak-Mart 2026 arasında zaten azaltıldı veya kesildi.
Kurum, Mısır’daki 2026 nakit yardım programı için gereken fonun yalnızca yaklaşık yüzde 2’sinin sağlandığını söyledi.
UNHCR, nisan ayındaki açıklamasında, "Acil ve sürdürülebilir finansman olmadan, bu hayati can simidi yok olma riskiyle karşı karşıya," dedi.
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, bu yılın başlarında Sisi ile yaptığı görüşmelerde, Mısır Cumhurbaşkanlığı açıklamasına göre Avrupa Birliği’nin büyük mülteci nüfuslarına ev sahipliği yapma sorumluluğunu paylaşması gerektiğini söyledi.
Hak ihlali iddiaları ortaklığı zorluyor
AB-Mısır göç ilişkisi, insan hakları grupları ve BM uzmanlarının incelemelerine de konu oldu.
Mart ayında, BM İnsan Hakları Konseyi tarafından atanan bağımsız uzmanlar, Mısır’da mülteci, sığınmacı ve göçmenleri hedef alan "sınır dışı etme, keyfi tutuklama ve insan hakları ihlallerinden oluşan yoğunlaşan bir kampanya" konusunda uyarıda bulundu.
Bu uzmanlar arasında göçmenlerin insan hakları, insan ticareti, işkence, ırkçılık ve kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet alanlarında görev yapan özel raportörler de yer aldı.
Uzmanlar, özellikle Sudanlı ve Suriyeli vatandaşları etkileyen şekilde, mültecilerin evlerde, iş yerlerinde ve mülteci öncülüğündeki hizmet merkezlerinde hedef alındığına dair raporlar aldıklarını söyledi.
Uzmanlara göre tutuklamalar ve sınır dışı etmeler 2025 sonlarından itibaren arttı. Bazı sınır dışı işlemlerinin, koruma risklerine ilişkin bireysel değerlendirme yapılmadan gerçekleştirildiği iddia edildi.
Aynı BM uzmanları, Mısır’ın Aralık 2024’te kabul edilen iltica yasası hakkında da endişelerini dile getirdi.
İnsan hakları grupları, yasanın yetkililere ulusal güvenlik, kamu düzeni ve Mısır’ın "değer ve geleneklerine" saygı gösterilmemesi gibi gerekçelerle mülteci statüsünü reddetme veya iptal etme konusunda geniş yetkiler verdiğini söylüyor.
Mısır, Aralık 2025’te BM Özel Prosedürleri’ne verdiği yanıtta, gözaltı vakalarının kimlik doğrulamak ve kaçakçılık ile insan ticareti ağlarıyla mücadele etmek için alınan "geçici ihtiyati tedbirler" olduğunu söyledi. Mısır ayrıca geri göndermeme ilkesine bağlı kalmak için "tehlikeyle karşı karşıya olan hiçbir kişiyi geri göndermediğini" belirtti.
Geddes’e göre göç artık para, siyaset, ticaret, kalkınma ve güvenliği içeren daha geniş bir AB-Mısır ilişkisinin parçası.
Geddes, "Göç, AB-Mısır ilişkisinin temel sütunlarından biri ve bu ilişkiye bağlı mali paketleri, siyasi angajmanı ve diplomatik bağları şekillendirdi. Göçün ticaret, kalkınma ve güvenlik kaygılarını içeren daha geniş bir stratejik ortaklığın parçası olduğunu da belirtmek gerekir," ifadelerini kullandı.