Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa Parlamentosu’nun sert eleştiriler içeren Türkiye raporu kabul edildi

Avrupa Parlamentosu
Avrupa Parlamentosu ©  Jean-Francois Badias/Copyright 2023 The AP. All rights reserved.
© Jean-Francois Badias/Copyright 2023 The AP. All rights reserved.
By Burcu Basaran
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'ye yönelik sert eleştiriler içeren raporunda, vize serbestisi, yargı bağımsızlığı, demokratik reformlar, laiklik, Kıbrıs sorunu, göç yönetimi ve güvenlik iş birliği konuları öne çıkıyor.

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raporu, çarşamba günü Fransa'nın Strasbourg kentindeki parlamentoda 107'ye karşı 381 oyla kabul edildi. Çekimser kalmayı tercih eden parlamenterlerin sayısı ise 171 oldu.

REKLAM
REKLAM

Bağlayıcılığı olmayan raporun son taslağına verilen 55 değişiklik önergesinden bazıları kabul edidi. Adalet Bakanı Akın Gürlek'e yaptırım talebi rapora girerken, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) gelmesi beklenen Mavi Vatan yasası ve CHP'ye yönelik mutlak butlan kararına da atıf yapıldı.

Dışişleri Bakanlığı raporun kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, belgenin "Türkiye karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayandığını" belirtti.

Açıklamada, raporun, "bazı AP üyelerinin ideolojik ezberlerini yansıtacak şekilde kasıtlı bir siyasi gündem çerçevesinde hazırlandığı" savunularak, Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik öneminin giderek arttığı bir dönemde, "mevcut olumlu gündemi gölgelemeyi amaçladığının açık" olduğu ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, "Terör örgütlerine ve Türkiye karşıtı çevrelere zemin sağlayan bu yaklaşım, AP'nin Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine yönelik stratejik bir vizyon ortaya koymaktan ne denli uzak olduğunu bir kez daha göstermektedir," denildi.

Çarşamba günkü oylama sonunda nihai haline kavuşan raporda, Türkiye’ye çeşitli konularda eleştiriler yöneltilirken, Türk savunma sanayinin önemine ve AB ile Türkiye arasındaki savunma iş birliğine vurgu yapıldı.

İspanyol parlamenter Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan 36 sayfalık taslak, AP'nin Türkiye'ye ilişkin resmi tutum belgesi olarak kayıt altına girdi.

Bağlayıcılığı bulunmayan raporun öne çıkan başlıkları ise vize serbestisi, yargı bağımsızlığı, demokratik reformlar, laiklik, Kıbrıs sorunu, göç yönetimi ve güvenlik iş birliği olarak sıralandı.

Üyelik süreci: 'Mevcut koşullarda başlatılamaz'

Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne bağlılığı ve bu alandaki gerileme, AP raporunun temel omurgasını oluşturuyor.

Ankara'nın 2005'te başlayan ancak 2018'den bu yana donma noktasında olan üyelik süreci masada kalmaya devam ederken, Türkiye stratejik ortak ve kilit NATO müttefiki konumunu koruyor. Buna karşın AP, demokratik reformlar yapılmadığı müddetçe müzakerelerin mevcut şartlarda yeniden canlandırılamayacağını vurguluyor.

Hukukun üstünlüğü alanında somut bir ilerleme şartı koşan AP, Ankara'nın mevcut politikasını şu sözlerle eleştirdi: "AP, bu süregelen eylemsizliği, Türk hükümetinin reform ya da üyelik sürecini yeniden canlandırma konusunda gerçek bir siyasi iradeye sahip olmadığının açık bir göstergesi olarak değerlendiriyor."

Öte yandan Türkiye, AB’nin üyelik sürecinde "ahde vefa" ilkesine uygun hareket etmediğini ve Brüksel'in süreci güçlendirecek bir yaklaşım sergilemediğini savunuyor. Ankara'nın öne çıkan en büyük eleştirilerinden biri de, Türkiye-AB ilişkilerinin bazı üye ülkelerle yaşanan ikili sorunların rehini haline getirilmesine izin verilmesi.

Laiklik vurgusu

Raporda, 5 yıl sonra ilk kez laiklik vurgusu yapıldı.

"AP, Türk makamlarının, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasa'da güvence altına alınmış laik temelleriyle bariz bir tezat oluşturan, dini bir yaklaşıma dayalı geriletici bir ahlak gündemini toplumun her kesimine aşılama biçiminden duyduğu endişenin giderek arttığını ifade eder," denilen raporda, “mevzuatta, siyasi söylemde, eğitimde, kültürel yaşamda ve medyada gözlemlenebildiği ve bu durumun laikliğin, çoğulculuğun ve temel özgürlüklerin aşınmasına ilişkin ciddi endişeler uyandırdığı” ifade edildi.

AP, en son 19 Mayıs 2021'de kabul edilen Türkiye Raporu'nda laiklik vurgusu yapmıştı.

Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü

Raporun en sert bölümlerinden biri yargı başlığı oldu.

AP, Türkiye'de hukukun üstünlüğünün aşınmaya devam ettiğini ve yargı bağımsızlığının bulunmadığını savundu. Belgede, yargı sisteminde tarafsızlık eksikliği ve çifte standart uygulamaları eleştirildi; Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması istendi.

Basın özgürlüğü alanındaki tabloya da dikkat çekilerek Türkiye'nin basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 159. sıraya gerilediği not düşüldü.

"Türkiye'de hukukun üstünlüğünün ciddi şekilde aşınmaya devam etmesi ve yargı bağımsızlığının bulunmaması konusunda derin endişelerin" dile getirildiği belgede, "hükümet destekçilerine muhalefet üyeleriyle aynı şekilde davranılmadığı" ifade edildi.

Mutlak butlan kararı ve İmamoğlu davası

AİHM kararlarına rağmen Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın dokuz, Osman Kavala'nın ise sekiz yıldır hapiste olduğuna dikkat çekildi. Benzer şekilde Gezi Parkı davası nedeniyle dört yıldır cezaevinde olan milletvekili Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınmadığı belirtildi. Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 18, Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partili (DEM Parti) 10 belediye başkanının görevden alınması - tutuklanması da eleştirildi.

CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na da raporda geniş yer ayrıldı. Rapora göre İstanbul'un demokratik olarak seçilmiş belediye başkanı İmamoğlu, 19 Mart 2025'ten beri “uydurma suçlamalarla, siyasi baskının izlerini taşıyan ve bireysel sorumluluk ilkesi gibi ceza hukukunun temel ilkelerini açıkça ihlal eden bir şekilde cezaevinde bulunmakta” ve “bu durum, yaygın olarak, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ana muhalefet adayını siyasi olarak saf dışı bırakma girişimi olarak değerlendirilmekte.”

2026 raporunda CHP ilk kez hem sistematik biçimde hedef alınan ana siyasi aktör olarak tanımlanmakta hem de Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde referans bir çerçeve sunan bir aktör olarak öne çıkıyor.

Taslak raporda yer almayan Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) ilişkin mutlak butlan kararı da buna ilişkin değişiklik önergesinin kabul edilmesi ile metne girdi.

Raporda mutlak butlan konusuna ilişkin olarak, "AP, bu durumu muhalefete yönelik daha geniş çaplı bir baskı eğiliminin en son örneği olarak değerlendiriyor," ifadeleri yer aldı.

"Bu eğilim, gelecekteki seçimlerde potansiyel rakipleri ortadan kaldırmak amacıyla yargı sisteminin bir araç olarak kullanılması ve dolayısıyla Türkiye'yi tamamen otoriter bir sisteme daha da sıkı bir şekilde bağlamayı içeriyor."

Hızlıca kurultaya gidilmemesi halinde CHP içinde kriz riskleri bulunduğu belirtilen belgede, "AP, CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ile parti yönetiminin siyasi kurgularla görevden alınmasını şiddetle kınamaktadır," ifadeleri yer aldı.

Adalet Bakanı Gürlek'e yaptırım çağrısı

Parlamento, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi'ne, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere karşı, AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında, AB'deki varlıkların dondurulması dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler alınması çağrısını yineledi.

Bu yetkililer arasında eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek'in de yer aldığı ve Gürlek'in yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasından duyulan endişe ifade edildi.

Taslak belgede yer alan Gürlek'e yönelik yaptırım çağrısının nihai metinden çıkarılması için herhangi bir değişiklik önergesi verilmedi. Böylece bu vurgu raporun son halinde de korundu.

Avrupa Parlamentosu'nun ilgili kişilerin AB'deki varlıklarının dondurulmasına odaklanan bu çağrısı, ilk kez spesifik bir ismi hedef alması bakımından önem taşıyor ancak kısıtlayıcı önlem talebi bir ilk değil.

Gürlek, daha önce raporla ilgili sorulara, metnin bağlayıcılığı olmadığını vurgulayarak "Biz görevimizi yaptık, yapmaya da devam ediyoruz" yanıtını vermişti.

Dışişleri Bakanlığı ise bugün yayınladığı açıklamada, "Bağımsız Türk yargısı tarafından yürütülmekte olan hukuki süreçlerin çarpıtılarak, Sayın Adalet Bakanımızın mesnetsiz ithamlarla hedef alınmasını kesin bir dille reddediyoruz," dedi.

Vize serbestisi

Metinde, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin önemli başlıklarından biri olan vize sürecine geniş yer ayrıldı.

Özellikle Türk vatandaşlarının Schengen Bölgesi'ne erişimi, raporun en dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı. Belgede hem Türkiye'ye hem de AB kurumlarına vize serbestisi sürecinin yeniden canlandırılması için çağrı yapıldı ancak bu sürecin demokratik reformlara bağlı olduğunun altı çizildi.

Türkiye'ye vize muafiyeti için gerekli olan son 6 kriteri yerine getirme çağrısında bulunulurken, bu sene hizmet pasaportlarına atıf yapılması dikkat çekti.

Hizmet pasaportlarına ilişkin raporda şu ifadelere yer verildi: "AP, Türk hükümetinin, tüm nüfusa fayda sağlayabilecek bir çerçeve oluşturmak için gerekli adımları atmazken, sayıları bilinmeyen hizmet pasaportlarını suistimal etmesinden üzüntü duymaktadır."

'Mavi Vatan' hedefte

Rapora sunulan değişiklik önergeleri, Ege ve Doğu Akdeniz başlıklarında Yunanistan'ın tezlerini öne çıkarırken, Türkiye'nin "Mavi Vatan" stratejisini doğrudan hedef aldı.

Ankara ile Atina arasında diyalog çizgisinin teşvik edildiği raporda, Türkiye’nin karasuları konusundaki net tavrına atıfta bulunularak şu eleştiriye yer verildi:

"AP, Yunanistan'ın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını kullanması durumunda Türkiye'nin resmi savaş tehdidini (casus belli) masada tutmasından derin endişe duymaktadır." Metinde bu durum, iki müttefik ülke arasında "akılalmaz" olarak yorumlandı.

"Mavi Vatan" doktrininin yasal bir çerçeveye oturtulması çabaları da AP'nin radarına girdi. Kabul edilen önergeyle metne eklenen maddede, "AP, Türkiye'nin 'Mavi Vatan' doktrinini teşvik etme yoluyla Yunanistan ve Kıbrıs'ın egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesini kınamaktadır," ifadeleri kullanıldı.

AP raporda, Kıbrıs sorunu konusunda iki devletli çözümden vazgeçilmesi talebini yineledi.

Türkiye'ye, kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgelerdeki doğal kaynak arama faaliyetlerinde AB üyelerinin haklarına saygı duyması ve bu haklarla çelişecek herhangi bir yasal düzenlemeye gitmemesi çağrısı yapıldı.

Savunma ve güvenlik: İş birliği vurgusu

Türkiye'nin dünyanın en büyük drone üreticilerinden biri olduğu belirtilen raporda, Türk drone firmalarının AB genelindeki şirketlerle stratejik anlaşmalar, teknoloji transferi ve ortak girişimler yoluyla sanayi ve teknoloji ortaklıklarını genişlettiği ifade edildi. Bu çerçevede Türkiye'nin Avrupa savunma mimarisinde önemli bir ortak haline geldiği vurgulandı.

2024 yılında yüzde 6 olan Türkiye'nin AB ortak dış ve güvenlik politikasına uyum oranının 2025'te yüzde 4'e gerilediği bildirildi. Buna rağmen, ABD dış politikasındaki olası değişimler ve küresel güvenlik tehditleri ışığında, AB-Türkiye iş birliğinin güçlendirilmesinin kilit önem taşıdığı vurgulandı.

Aynı zamanda NATO müttefiki olan Türkiye ile güvenlik ve savunma alanlarında karşılıklı stratejik çıkarlara yarar sağlayan durumlarda pragmatik iş birliğinin güçlendirilebileceği vurgulandı.

Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik öneminin altını çizilen raporda, uluslararası güvenlik ve AB'nin stratejik çıkarlarının yanı sıra göç yönetimi, terörle mücadele ve enerji güvenliği gibi kritik konularda Türkiye'nin artan varlığı, etkisi, arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rolü bir kez daha teyit edildi.

Türkiye'nin yaklaşık 2,7 milyon mülteciye ev sahipliği yapması takdir edildi.

Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ve tam üyelik süreci için "hukukun üstünlüğü ve temel haklar" konusunda ise uyarılarda bulunuldu.

Türk makamlarının devam eden makroekonomik istikrar ve reform programını ve enflasyonu düşürürken büyümeyi koruma taahhütlerinin de memnuniyetle karşılandığını ifade edildi.

AP Türkiye Raportörü: 'Türkiye otoriter bir modele doğru hızla ilerliyor'

AP Türkiye Raportörü Amor, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, akademik analizlerde, Türkiye'de tamamen otoriter bir sistem olduğundan bahsedildiğini ifade ederek, "Tamamen otoriter bir ülke Avrupa Birliği'ne (AB) aday ülke olabilir mi? Belki olabilir ama üye olamaz çünkü bu, olgun demokrasilerden oluşan bir grup ve biz bu şekilde devam etmek istiyoruz," diye konuştu.

“Türkiye otoriter bir modele doğru hızla ilerlemeyi sürdürüyor. Ana muhalefet partisi CHP’yi ve onun meşru yönetimini hedef alan son dava, demokratik çoğulculuk ve hukukun üstünlüğündeki daha geniş aşınmanın son örneği; siyasi amaçlar için silaha dönüştürülmüş bir yargının rolünü ortaya koyuyor," diyen Amor, AB ve üye ülkelerin "cılız sesini" de eleştirdi.

"Böylesine ciddi bir durum karşısında, Komisyon’un, Avrupa Dış İlişkiler Servisi’nin ve üye devletlerin sessiz tepkisinden derin kaygı duyuyoruz," diyen Amor, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu kurumlar ve ülkeler, Türkiye’de demokrasinin süregelen tasfiyesine göz yummayı sürdürüyor. Bu sessizlik, AB’nin imajını ve güvenilirliğini zedeliyor, Türk toplumunun en Avrupa yanlısı ve demokrasi yanlısı kesimlerini daha da uzaklaştırıyor. Bunun sonuçlarının telafi edilmesi yıllar alabilir.”

Amor, raporun son derece net olduğunu ve mevcut durumda katılım sürecini yeniden başlatamayacaklarını vurguladı.

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos da nisan ayında benzer açıklamalarda bulunmuştu.

AB'nin değişen bölgesel ve küresel dengeler nedeniyle Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Kos, "Avrupa ve Orta Doğu’daki değişen jeopolitik gerçekler ışığında Türkiye’ye ihtiyacımız var," demişti.

Ancak Kos, bu sürecin tek taraflı ilerlemeyeceğini de açıkça ortaya koymuş, "Türkiye’den de bize ve Kıbrıs’a yönelik adımlar bekliyoruz" ifadesiyle, Brüksel’in Ankara’dan somut karşılık görmek istediğini vurgulamıştı.

"Kilit bir ortak ve aday ülke" olan Türkiye'yle işbirliğini derinleştirmenin iki tarafın da yararına olduğunu kaydeden Kos, AB'ye üyelik hedefinin somut bir ilerlemeyle desteklenmediğini söylemişti: "Tam tersine temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğünde bir gerileme yaşanıyor. 2018'de üyelik müzakerelerinin durma noktasına gelmesine yol açan olumsuz eğilimler devam ediyor."

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin