Slovenya ve Hırvatistan’ın başkentleri, göl ve kıyı bölgeleri için hep geri planda kalıyor; bunu değiştirmenin zamanı geldi.
Ljubljana ve Zagreb, cidden hak ettiği değeri görmeyen iki başkent.
İki şehir de ülkelerindeki diğer destinasyonların gölgesinde kalıyor: Slovenya denince akla Bled Gölü, Hırvatistan denince de neredeyse tüm kıyı şeridi geliyor. Oysa artık bu şehirlerin de sahneye çıkma zamanı çoktan geldi.
Trafiğe kapalı şehir merkezi ve nefis yaratıcı sahnesiyle Ljubljana’nın cazibesini dünya yavaş yavaş keşfetmeye başladı; komşu Zagreb ise henüz ana akım turist rotalarına tam olarak girebilmiş değil.
Umarız bunu değiştirmeye katkımız olur.
(Üstelik tüm bunları okuduktan sonra hâlâ ikisi arasında karar veremiyorsanız, "trip-maxx" yapıp ikisini birden ziyaret edebilirsiniz; aralarındaki yol, otobüs ya da trenle yalnızca iki buçuk saat sürüyor).
Ljubljana
Ljubljana hakkında konuşan gezginlerin en çok vurguladığı noktalardan biri, şehrin ne kadar kolay gezilebilir olması.
Şehir merkezi 2007’den beri otomobillere ve diğer araçlara kapalı; bu da bir Avrupa şehir kaçamağının en keyifli yanlarını – amaçsızca dolaşmayı, gözünüze kestirdiğiniz dükkân, kafe ve restoranlara uğramayı – katbekat güzelleştiriyor.
Gezintinize başlamak için iyi bir nokta, Ljubljanica Nehri üzerindeki Üçlü Köprü. Sadece şehrin tam merkezinde olduğu için değil; köprüler, Jože Plečnik’in Ljubljana’daki eserlerini kapsayan UNESCO Dünya Mirası alanının bir parçası.
Sloven mimar, iki Dünya Savaşı arasındaki dönemde kentin gelişiminde kilit rol oynadı; nehir kıyılarında ve Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi ya da açık hava tiyatrosu Križanke gibi yapılarda onun imzasını görebilirsiniz.
Daha yakından bakmak isteyenler için Plečnik Evi, hem gerçekleşen hem de hayata geçirilemeyen en ünlü binalarına derinlemesine bir yolculuk sunuyor; koleksiyonunda mimarın özgün mobilyaları ve araç-gereçleri de yer alıyor.
Uzun yürüyüşler midenizi guruldatmaya başladıysa, bağımsız dükkân, kafe ve restoranlarla dolu Trubarjeva Caddesi’ne uğrayın.
Az önce amaçsız dolaşmanın keyfinden bahsetmiş olsam da, Abi Falafel’i özellikle anmadan geçemeyeceğim. Hayatımda yediğim en iyi falafeli burada tattım ve aklımdan çıkmıyor. Katar’da yaşıyor ve çok sayıda iyi seçenek arasından seçim yapabiliyor olmam düşünüldüğünde, bu oldukça iddialı bir övgü.
Mart ile ekim ayları arasında bir cuma günü şehirdeyseniz, Merkez Pazar’ın yanındaki Açık Mutfak yemek pazarını da keşfedebilirsiniz.
Şehrin en ikonik manzarası ise elbette başkentin üzerindeki tepede yer alan Ljubljana Kalesi.
İlk olarak 11. yüzyılda inşa edilen kalenin bugünkü yapısının büyük bölümü 15. ve 16. yüzyıldan kalma; ziyaretçiler zirveye fünikülerle çıkabiliyor.
İçeride kalenin tarihini öğrenebilir, seyir kulesine çıkabilir ya da kalenin yamaçlarında yetişen üzümlerden yapılan şaraplardan bir şişe satın alabilirsiniz.
Ljubljana aynı zamanda alternatif sahnesiyle tanınıyor; bunların en ünlüsü, 90’larda eski bir askeri kışlada işgal hareketiyle doğan kültür merkezi Metelkova Mesto. Bugün alanda çeşitli sanat mekânları var ve Metelkova’nın internet sitesinde (kaynak İngilizce) ayrıntıları yer alan kulüp gecelerine katılabilirsiniz.
Zagreb
Hırvatistan’ın başkenti de yürüyerek gezmesi son derece kolay bir şehir; başlıca turistik noktaların çoğu Yukarı Şehir’de toplanmış durumda, ancak geniş tramvay ağından da yararlanabilirsiniz.
Yukarı Şehir’e ulaşırken, 13. yüzyıla uzanan Taş Kapı’dan geçiyorsunuz.
Avrupa’daki diğer tarihi kentleri gezerken pek çok ortaçağ kapısından geçmişsinizdir; Zagreb’i farklı kılan, 18. yüzyılda çıkan bir yangından zarar görmeden kurtulan ve bugün kentin koruyucu azizi kabul edilen Meryem’e adanmış şapeli.
Zagreb’in en dikkat çekici ve en renkli yapısı ise Aziz Mark Kilisesi. 13. yüzyılda temelleri atılan tarihi binanın çatı kiremitleri, Zagreb’in kent armasını ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bünyesindeki krallığı simgeleyen Hırvatistan, Slavonya ve Dalmaçya armasını taşıyor.
Ziyaretinizi, 1877’den bu yana her gün tam öğlede ateşlenen Grič topunu izlemek için Lotrščak Kulesi’ne uğrayacak şekilde planlayın.
Klasik tarih ya da arkeoloji müzelerine alternatif arayanlar için Zagreb’deki Kırık İlişkiler Müzesi mutlaka görülmesi gereken bir adres.
Dünyanın dört bir yanından ziyaretçilerin bağışladığı nesnelerin sergilendiği müzede, örneğin ayrılığın ardından ülkeyi boydan boya dolaşan "intikam tost makinesi"ni bulacaksınız; yanında, "Bak bakalım şimdi bir şeyleri nasıl kızartacaksın?" notu var. Hem hüzünlü hem komik bu sergi o kadar ilgi gördü ki, son yıllarda Tayland’da ikinci bir şube açıldı.
Yukarı Şehir’deki bir diğer popüler durak Zagreb Katedrali; ancak 2020 Zagreb depreminden sonra başlatılan restorasyon çalışmalarının hâlâ sürdüğünü aklınızda bulundurun.
Yukarı Şehir tamamen ortaçağ tarihini yansıtırken, Aşağı Şehir 19. ve 20. yüzyıllarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda moda olan mimari üsluplarla inşa edilmiş.
Bölgede bolca yeşil alan var: Kent meydanlarını çevreleyen U biçimli parklar dizisi Yeşil At Nalı burada yer alıyor; ayrıca Zagreb Botanik Bahçesi de bu bölgede.
Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi ve Güzel Sanatlar ve El Sanatları Müzesi gibi galeriler ve müzeler de bu tarafta. Restoran, kafe ve bar arayanlar ise rotasını Ban Jelačić Meydanı çevresindeki sokaklara çevirebilir.