Besteci ve prodüktör Alper Tuzcu, Barselona’da kaydettiği yeni EP’si 'Por Un Momento'da Latin Amerika ritimlerini Akdeniz’in müzikal mirasıyla buluşturuyor.
Besteci, prodüktör ve gitarist Alper Tuzcu, yeni EP’si “Por Un Momento”da Latin Amerika ritimlerini Akdeniz’in çok kültürlü müzik dünyasıyla buluşturuyor. Barselona’da kaydettiği dört şarkılık çalışma, aşk, huzur, keyif ve özlem gibi farklı duygulardan yola çıkıyor. Tuzcu, yeni projesinin ortaya çıkışını, İspanyolca şarkı yazma deneyimini ve farklı kültürlerle kurduğu müzikal ilişkiyi Euronews Kültür’e anlattı.
25 Eylül’de yayımlanan “Por Un Momento”, Alper Tuzcu’nun uzun yıllar ABD’de yaşadıktan sonra yerleştiği Barselona’da baştan sona kaydettiği ilk proje. Sanatçı için bu çalışma yalnızca yeni bir müzikal dönemin değil, aynı zamanda kişisel bir dönüşümün de başlangıcı.
EP’nin çıkış noktasında, insanın sevdiği bir şeyi yaparken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğu anlar bulunuyor. Tuzcu, bu duyguyu dört farklı Latin Amerika ritmiyle yorumladığını söylüyor.
“Sevdiğimiz şeyi yaparken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğumuz, daha doğal olduğumuz o hale geri dönmek istedim. Bu şarkıları yapmak, bu hissi yakalayıp bir şişeye koymak gibiydi. Dört şarkılık çalışmanın her birinde aşk, huzur, keyif ve özlem gibi farklı bir tema var. Her temayı farklı bir ritimle eşleştirdikten sonra şarkıları oluşturmaya başladım.”
Barselona’da başlayan yeni dönem
Tuzcu’nun müziğinde farklı coğrafyalar ve kültürler arasındaki etkileşim önemli bir yer tutuyor. “Migrante”, “Raíz” ve “El Jardín” gibi önceki projelerinde de bu yaklaşımı benimseyen sanatçı, Barselona’nın çok kültürlü yapısının yeni çalışmasına doğrudan yansıdığını belirtiyor.
“Barselona’da bir akşam içinde Arjantin’den, Kolombiya’dan, Brezilya’dan veya bir Akdeniz kültüründen müzikler dinleyebiliyorsunuz. Bu, müthiş bir kültürel hareket yaratıyor. Birçok ülkeden sanatçıyla tanışabiliyor, birlikte çalabiliyor ve atölyeler düzenleyebiliyorsunuz. Burada Latin Amerika kültürleriyle Akdeniz kültürleri buluşuyor. Bunu hissetmek çok heyecan verici. Bu açıdan ‘Por Un Momento’ bir başlangıç.”
Önceki çalışmalarının önemli bir bölümünü ABD’de besteleyip kaydeden Tuzcu, Latin Amerika müziğinden uzun süredir etkilense de ilk kez bu kültürlerden insanların yoğun olarak yaşadığı bir şehirde bulunduğunu vurguluyor.
“Uzun yıllar Amerika’da yaşadıktan sonra ‘Por Un Momento’, tamamını Barselona’da kaydettiğim ilk proje. Yeni bir şehirde ve kültürde yeni bağlantılar ve dünyalar keşfediyorum. Bu çalışma, kendi kişisel dönüşümümün de ilk meyvesi.”
'Bir ritmi kullanmadan önce tarihini araştırıyorum'
“Por Un Momento”da bachata, bolero, cumbia ve reggaeton gibi farklı Latin Amerika ritimleri yer alıyor. Tuzcu, bu türleri kendi müziğine dahil ederken yalnızca ritmik özelliklerine değil, tarihsel ve kültürel bağlamlarına da odaklanıyor.
“İlgimi çeken ritimleri kullanmadan önce tarihlerini araştırıyor, kimler tarafından yapıldıklarını ve nerelerden geldiklerini öğreniyorum. Daha sonra o ritmi kullanan sanatçıların önemli çalışmalarını dinliyorum. Tarihsel ve gündelik bağlamını anladıktan sonra genellikle gitarla farklı fikirler kaydetmeye başlıyorum. Ardından bu fikirler arasında birleştirebildiğim parçaları bir araya getirip sözleri yazıyorum. Aslında bir tür yapboz.”
Sanatçıya göre farklı kültürlerle çalışmanın amacı, başka bir müzik geleneğini olduğu gibi yeniden üretmek değil, o gelenekten öğrenerek kendi müzikal dilini geliştirmek.
“Bir ritmi veya dili kullanmadan önce nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum. O müziği yapan insanları dinliyor, tarihlerini okuyor, o kültürlerden müzisyenlerle çalışıyor ve mümkünse enstrümanlarını öğreniyorum. Çünkü dışarıdan aldığınız bir şeyi müziğinize eklemekle onu gerçekten içselleştirmek arasında büyük bir fark var. Benim için farklı kültürlerle çalışmanın anlamı, sonunda onların müziğini yapmak değil, kendi müzikal dilimi zenginleştirmek.”
Natalia Lafourcade’nin tavsiyesiyle İspanyolca şarkılar
Tuzcu’nun müzikal yolculuğundaki önemli dönüm noktalarından biri de İspanyolca şarkı yazmaya başlaması. Meksikalı müzisyen Natalia Lafourcade’nin teşvikiyle bu dilde üretmeye yönelen sanatçı, yeni bir dilin kendisine farklı ifade olanakları sunduğunu anlatıyor.
“Yıllarca İngilizce şarkı yazdıktan sonra İspanyolca yazmaya başladığımda yeniden bir şey keşfetmek harika bir histi. Kalıplardan ve klişelerden çıkıp yeniden başlamak, yeni bir dil sayesinde daha önce bilmediğim veya ifade edemediğim taraflarımı bulmak benim için çok değerliydi. Natalia Lafourcade’nin bana verdiği tavsiye de tam buydu.”
İspanyolca öğrenirken dilin edebî olanaklarını da keşfetmeye başlayan Tuzcu, şiirin besteciliğine etkisinden söz ediyor.
“Başlangıçta edebî üslupların farkında değildim ancak merak ettiğim için bu dilin önemli şairlerini okumaya başladım. Onların kendi dillerinde yaptıklarını öğrenmenin beni daha iyi bir yazar yapacağını düşünüyordum.”
Bu ilgi, daha sonra Pablo Neruda’nın “Con Ella” ve Luis de Góngora’nın “Con Gracia Tanta” şiirlerini bestelemesine de ilham verdi.
Ev stüdyosundan dünyanın farklı şehirlerine
“Por Un Momento”da besteci, gitarist, vokalist ve prodüktör olarak üretimin neredeyse bütün aşamalarında yer alan Tuzcu, bağımsız çalışmanın kendisine zaman ve yaratıcı özgürlük sağladığını söylüyor.
“Bir şarkıyı gerektiğinde başından sonuna kadar kendiniz yapabileceğinizi bilmek müthiş bir his. Daha hızlı ve doğru kararlar verebiliyorsunuz. Bu, başkalarıyla çalışmayı da daha ilginç ve eğlenceli hale getiriyor. Karşınızdaki insana daha fazla alan açıp ortak çalışmayı ikinizin tek başına yapabileceğinden daha büyük bir şeye dönüştürebiliyorsunuz.”
Ancak Tuzcu için bir şarkının tamamlanması yalnızca kayıt sürecinin bitmesi anlamına gelmiyor. Sanatçı, bazı çalışmalarını yayımlamadan önce aylarca dinlendirdiğini anlatıyor.
“Bir şarkıyı yazıp kaydetmek bazen çok hızlı olabiliyor ancak bunun yayımlanabilecek en iyi versiyon olup olmadığını o anda test edemiyoruz. Bu yüzden bir şarkıyı yaptıktan sonra bazen üç, bazen altı ay kendi haline bırakıyorum. Bu sürenin sonunda geri dönüp dinlediğimde hâlâ iyi hissediyorsam zaman testini geçmiş demektir.”
Ev stüdyosunda çalışmak da Tuzcu’nun bu yaklaşımının önemli bir parçası. Teknolojinin müzik üretiminde yarattığı değişimin, şarkı yazımı ile prodüksiyon arasındaki sınırları giderek ortadan kaldırdığını düşünüyor.
“Ev stüdyosunun en güzel yanı, zaman kısıtlaması olmadığı için istediğiniz kadar deneyebilmeniz ve oyun oynar gibi parçaları birleştirebilmeniz. Artık şarkı yazımıyla müzik prodüksiyonu arasındaki duvarlar yıkıldı.”
Kayıt ekipmanlarının taşınabilir hale gelmesi ise sanatçıya göre müzisyenlerin çalışma alanlarını da genişletiyor.
“Bütün sistemi bir valize, hatta bir çantaya sığdırıp istediğiniz yerde, istediğiniz kişiyle kayıt yapabiliyorsunuz. Sokak seslerinin içinde veya doğanın ortasında bile. Bu, müzik üretmenin önündeki birçok engeli kaldırıyor ve üretkenliği artırıyor.”
'Her şarkının kendi ruhu var'
Berklee’de müzik prodüksiyonu ve bestecilik dersleri de veren Tuzcu, eğitimcilik deneyiminin kendi yaratıcı sürecini daha sistematik hale getirdiğini belirtiyor.
“Berklee’de 750’den fazla öğrencim oldu. Dolayısıyla yaklaşık 3 bin şarkı projesi dinlemişimdir. Bu kadar çok insanla çalıştıktan sonra prodüksiyon sürecindeki yapboz yöntemini daha sistematik hale getirdim. Öğrencilerin yaratıcı süreçlerini görmek, kendi yaratıcı sürecimin de daha çok farkına varmama yol açtı.”
Bununla birlikte sanatçı, müzik üretiminde tek bir doğru yöntem bulunmadığını vurguluyor.
“Her sanatta olduğu gibi kuralları önce öğrenip sonra bozmak gerekiyor. Benim yaptığım, insanlara mümkün olan bütün araçları öğretmek. Üretmek için tek bir yöntem yok. Her şarkının kendi ruhu var ve sonunda şarkı kendisi ne isterse o oluyor.”
İstanbul’da şarkılar farklı bir kimliğe bürünecek
Barselona’dan İstanbul, Madrid, Paris, Berlin, Lizbon ve Buenos Aires’e uzanan konserlerinde yeni EP’sini dinleyicilerle buluşturmayı planlayan Tuzcu, canlı performansları stüdyo kayıtlarının devamı olarak görüyor.
“Bir şarkıyı stüdyoda bitirdiğinizi sanıyorsunuz. Sonra onu sahnede başka bir şehirde çalıyorsunuz ve aslında tam olarak hiç bitmediğini anlıyorsunuz. Lizbon’da daha yavaş, İstanbul’da daha çok enstrümanlı, Berlin’de daha elektronik bir hale gelebiliyor.”
Konserlerde kimi zaman bir grupla, kimi zaman başka bir besteciyle, kimi zamansa tek başına sahneye çıkan Tuzcu, şarkıların düzenlemelerini bulunduğu şehre ve performansın biçimine göre değiştiriyor.
“Canlı versiyonlarda kayıtlardan farklı olarak daha yalın bir yaklaşım benimsemeye ve enerjiyi yüksek tutmaya çalışıyorum. Şarkı listesi aynı kalacak ancak konserlerde, o şehirdeki formata göre her şarkıyı biraz daha farklı duyacaksınız.”