Ekonomi profesörü Weber, 'Küresel enerji şoku geliyor; bu, daha önce de gördüğümüz şekilde eşitsizliği derinleştirecek. Acil hükümet müdahalesi olmadan Hürmüz Boğazı krizinin ekonomilerimize yayılacağını ve toplumlarımızı parçalayacağını öngörüyoruz,' diyor.
Ortadoğu’da tırmanan savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkileri giderek daha görünür hale geldikçe dünyanın "enerji şokuna" girme ihtimali de daha sesli tartışılır hale geldi.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla dünya, petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji kaynaklarının arzında ani kesinti ve sert fiyat artışlarıyla karşı karşıya.
Olası bir enerji şoku durumunda yaşam maliyetlerinin yükselmesi, büyümenin yavaşlaması, işsizlik artışı ve piyasalarda sert dalgalanmalar görülebilir.
Uzman analizleri, krizin yalnızca enerji fiyatlarını değil; enflasyonu, gelir dağılımını, küresel finansal istikrarı ve hatta gıda güvenliğini tehdit ettiğini ortaya koyuyor.
'Tarihin en büyük enerji güvenliği krizi'
Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre dünya, tarihin en büyük enerji güvenliği kriziyle karşı karşıyayız. Kurumun yöneticisi Fatih Birol, ABC'ye verdiği röportajda, evden çalışmaya geçilmesini ve trafiğin azaltılmasını tavsiye etti.
Birçok Asya ülkesi tüketimi sınırlamak için halihazırda benzer önlemler aldı. Bangladeş'te klimalar 25 derecenin, Tayland'da ise 26 derecenin altına soğutamıyor.
Bazı ülkeler okullar ve üniversiteler için çalışma saatlerini kısaltmaya ve kamu görevlilerinin hava yolculuğunu sınırlamaya başlarken, Pakistan ve Filipinler kamu görevlileri için dört günlük çalışma haftası uygulamasına geçti.
Enerji altyapısına yönelik saldırılar
İsrail’in İran’daki Güney Fars gaz sahasına saldırısı ve İran’ın Katar’daki Ras Laffan LNG tesisine saldırıyla karşılık vermesi, dünyanın en kritik enerji üretim merkezlerinde ciddi hasara yol açtı.
Axios’un analizine göre bu gelişmeler petrol ve doğalgaz piyasalarında ani fiyat artışlarını tetiklerken, Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı.
Ancak mesele yalnızca fiyat artışı değil, altyapının yeniden inşa edilememesi ve karşılıklı saldırı riskinin sürmesi, uzun vadeli arz güvenliğini de tehlikeye sokuyor.
Modern ekonomi Hürmüz Boğazı'na bağımlı
Bu riskin en kritik düğüm noktası ise Hürmüz Boğazı. Ekonomistler Isabella Weber ve Gregor Semieniuk'un New Statesman’da yayımladığı analizde küresel LNG ihracatının yaklaşık üçte birinin, petrolün ise önemli bir kısmının bu boğazdan geçtiği hatırlatıldı. Aynı şekilde gübre, helyum ve kükürt gibi modern ekonominin temel girdileri de bu rotaya bağımlı.
Boğazın fiilen kapanması yalnızca enerji akışını değil, gıda üretiminden mikroçip üretimine kadar geniş bir endüstriyel zinciri sekteye uğratıyor.
Üstelik petrol ve gaz üretimi durdurulduğunda yeniden başlatılması haftalar hatta aylar sürebiliyor; yani bu bir “geçici aksama” değil, sistemik bir kırılma riski.
'Toplumlarımız parçalanabilir, en kötü senaryo stagflasyon'
Analizin yazarlarından, ekonomi profesörü Weber, "Küresel enerji şoku geliyor; bu, daha önce de gördüğümüz şekilde eşitsizliği derinleştirecek. Acil hükümet müdahalesi olmadan Hürmüz Boğazı krizinin ekonomilerimize yayılacağını ve toplumlarımızı parçalayacağını öngörüyoruz," dedi.
Weber, X hesabından yaptığı paylaşımda "En kötü senaryo stagflasyondur," diye de ekledi:
"Üretimi ezebilecek kadar şiddetli kıtlıklar, artan işsizlik, işçilerin enflasyona ayak uyduramaması, borsaların düşmesi, kredi temerrütlerinin artması. Son krizin siyasi kazananı aşırı sağ oldu. Bunu tekrarlamaya gücümüz yetmez."
Stagflasyon kavramı, ekonomik durgunluk ve yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı, işsizliğin arttığı ve alım gücünün düştüğü sert bir ekonomik kriz tablosunu ifade ediyor.
Öte yandan, analizde dikkat çekilen “satıcı enflasyonu” kavramı, şirketlerin artan maliyetleri tüketicilere yansıtarak kâr marjlarını koruması, hatta artırması demek. Pandemi döneminde olduğu gibi, büyük şirketler fiyat artışlarını koordine ederek maliyet şoklarını topluma yayabilir. Bu durum gelir dağılımını daha da bozabilir: en zengin kesimler şirket kârlarından fayda sağlarken, düşük gelirli gruplar daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalabilir.
Küresel piyasalarda sarsıntı
Küresel piyasalarda savaşın etkisi hızla hissedildi. Financial Times ve The Guardian, saldırıların ardından hisse senedi ve tahvil piyasalarında düşüş yaşandığını, yatırımcıların “uzun süreli enerji şoku” ihtimalini fiyatlamaya başladığını aktarıyor.
Aynı zamanda merkez bankaları da zor bir ikilemle karşı karşıya. Bank of England enflasyon riskine karşı faiz artırımı sinyali verirken, Avrupa Merkez Bankası büyüme ile enflasyon arasında sıkışabileceklerini belirtiyor. ABD'de FED ise belirsizlik nedeniyle "bekle ve gör" politikasına yönelmiş durumda. Bu tablo, para politikasının arz şoklarına karşı ne kadar sınırlı kaldığını bir kez daha gösteriyor.
Altında rekor düşüş
Altın, gümüş ve platin de savaşın ardından yatırımcıların değerli metalleri güvenli liman olarak görmeyi bırakmasıyla bu hafta sert düşüşler yaşadı.
Piyasa analistleri CNBC’ye yaptıkları açıklamada, savaş nedeniyle faiz oranlarının yükselme ihtimalinin, yatırımcılar arasında devlet tahvillerine yönelik ilgiyi artırabileceğini ve bunun da getiri sağlamayan değerli metallerin değerini düşürebileceğini belirtiyor.
Altın değerindeki bu iniş, 1983'ten bu yana en büyük haftalık düşüş oldu.
Enerji şoku en çok hangi ülkeyi etkileyecek?
Enerji krizinin en sert etkisi ise gelişmekte olan ülkelerde hissediliyor.
The Economist’e göre Pakistan, Mısır ve Sri Lanka gibi ülkeler hem enerji ithalatına bağımlı oldukları hem de finansal tamponları zayıf olduğu için ciddi bir ödemeler dengesi krizi riski taşıyor.
Enerji fiyatları yükseldikçe cari açık büyüyor, para birimleri değer kaybediyor ve ithalat maliyetleri daha da artıyor. Bu kısır döngü, geçmişte Sri Lanka’da olduğu gibi ekonomik çöküşlere yol açabilir. Nepal’de tüp gaz kuyrukları, Pakistan’da okulların kapanması ve Sri Lanka’da enerji tasarrufu için çalışma günlerinin azaltılması, krizin günlük hayata nasıl yansıdığını gösteriyor.
Gıda krizi ihtimali
Daha da endişe verici olan ise gıda krizi ihtimali. Gübre üretiminin doğalgaza bağlı olması nedeniyle arz kesintileri, tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Dünya Gıda Programı, çatışma uzarsa 2026’da akut açlık riskiyle karşı karşıya olan insan sayısının rekor seviyeye çıkabileceği uyarısında bulunuyor.
Zengin ülkeler daha yüksek fiyatları ödeyerek kalan arzı satın alabilirken, düşük gelirli ülkelerde fiziksel kıtlıklar yaşanma ihtimali artıyor.
Tüm bu gelişmeler, küresel ekonominin yeni bir “çoklu kriz” dönemine girdiğini gösteriyor olabilir. Pandemi, Ukrayna savaşı ve ticaret gerilimlerinin ardından gelen bu yeni şok, enflasyonun kalıcı hale gelmesi, büyümenin yavaşlaması ve finansal istikrarsızlık risklerini aynı anda artırıyor. En kötü senaryo ise stagflasyon: yani yüksek enflasyonla birlikte ekonomik durgunluk.