Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Berlin Film Festivali: Altın Ayı ödülü İlker Çatak'a, Gümüş Ayı ise Emin Alper'e verildi

AP Fotoğrafı/Ebrahim Noroozi
AP Fotoğrafı/Ebrahim Noroozi ©  Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
© Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
By Rory Elliott Armstrong & AP
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Ödül alan Türk yönetmen Emin Alper konuşmasında ''Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz. Biz yalnız değiliz. Yalnız kalmayacağız,'' dedi.

Türk-Alman yönetmen İlker Çatak'ın yönettiği 'Sarı Mektuplar' (Yellow Letters), 2026 Berlin Film Festivali'nde (Berlinale) en iyi film dalında Altın Ayı ödülünün sahibi oldu.

REKLAM
REKLAM

Siyasi drama, görüşleri nedeniyle çalışmaları yasaklanan Türk bir yönetmen ve oyuncu eşinin hikayesini anlatıyor.

Festival Jüri Başkanı Wim Wenders filmi ''Korkutucu bir önsezi, kendi ülkelerimizde de yaşanması muhtemel yakın geleceğe dair bir bakış'' sözleriyle nitelendirdi.

Wenders, "Bu, sinemanın empatik dilinin aksine, totalitarizmin siyasi dili hakkında çok net konuşan bir film," ifadelerini kullandı.

Alper: 'Yalnız değilsiniz'

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in "Kurtuluş" (Salvation) filmine gitti. Alper konuşmasında, hapis cezasına çarptırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere Türkiye'de cezaevinde bulunan bazı tanınmış muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Alper konuşmasının son bölümü şöyle: ''Zulmün altında acı çeken İran halkı, yalnız değilsiniz. Rojava’da ve Ortadoğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler, yalnız değilsiniz. Son olarak, benim halkım, yalnız değilsiniz. Dört yıldır cezaevinde olan sevgili arkadaşım Çiğdem, yalnız değilsin. Tayfun, Can ve Mine, siz de yalnız değilsiniz. Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz. Biz yalnız değiliz. Yalnız kalmayacağız. Küçük bir not, bu kızım için bir doğum günü hediyesi. Yakında üç yaşına girecek ve ayıları seviyor."

Türk yönetmen, önceki günlerde filminin gösterimi sonrası da Gazze'deki insani duruma dikkat çekmişti.

Festival tartışma yarattı

Geçtiğimiz hafta festivalin başlangıcında düzenlenen basın toplantısında konuşan Jüri Başkanı Wim Wenders, Alman hükümetinin İsrail'e verdiği desteğe ilişkin bir soruyu "Siyaset alanına gerçekten giremeyiz," şeklinde yanıtlamıştı. Wenders aynı toplantıda, filmlerin "dünyayı değiştirme" gücüne sahip olduğunu ancak bunun siyasetten farklı bir yolla gerçekleştiğini söylemişti. Ancak Wenders'in İsrail ile ilgili soruya verdiği bu yanıt büyük bir tepki fırtınasına yol açtı.

Senaryosunu yazdığı 1989 yapımı bir filmin restore edilmiş versiyonunu sunması beklenen ödüllü Hint romancı Arundhati Roy, Wenders'in sözlerini "vicdansızca" ve "hayret verici" olarak nitelendirerek etkinlikten çekildi.

Salı günü; aralarında Javier Bardem, Tilda Swinton gibi oyuncuların ve yönetmen Adam McKay'in de bulunduğu onlarca sinema sektörü temsilcisi tarafından imzalanan açık bir mektupta, Berlin Film Festivali'nin "Filistinlilere yönelik soykırım karşısındaki sessizliği" kınandı ve festival, İsrail'in eylemlerine karşı çıkan sanatçıları "sansürlemekle" suçlandı.

Berlinale'nin yönetimindeki ikinci yılını geçiren Direktör Tricia Tuttle ise bu suçlamaları kesin bir dille reddetti. Cumartesi günkü ödül töreninin başında yaptığı konuşmada "sesini yükseltmenin demokrasinin bir parçası olduğunu" söyleyen Tuttle, "Konuşan insanlara saygı duyuyoruz çünkü bunu yapmak büyük bir cesaret gerektiriyor," dedi ve ekledi: "Hakkımızda ileri sürülen her iddiaya her zaman katılmıyoruz."

'Queen at Sea' (Denizdeki Kraliçe)

Gecenin diğer büyük kazananları arasında, Markus Schleinzer'in "Rose" filmindeki başrolüyle En İyi Başrol Performansı dalında Gümüş Ayı alan Alman oyuncu Sandra Hüller de yer aldı. Siyah-beyaz çekilen drama, 17. yüzyıl kırsal Almanyası'nda ataerkilliğin kısıtlamalarından kaçmak için erkek kılığına giren bir kadının hikayesini anlatıyor.

Amerikalı yönetmen Lance Hammer'ın imzasını taşıyan ve Juliette Binoche'un demans hastası annesine bakan bir kadını canlandırdığı "Queen at Sea" ise iki ödül birden kazandı. Film, Alzheimer hastalığının hastanın sevdiklerinde yarattığı yıkımı hassas bir dille beyaz perdeye taşıyor. Filmde hasta anneyi canlandıran Anna Calder-Marshall ve Tom Courtenay, En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülünü paylaştı. Yapım ayrıca en prestijli üçüncü ödül olarak kabul edilen Gümüş Ayı Jüri Ödülü'nü de kazandı.

Sinema takviminin bu ilk büyük etkinliği, aynı zamanda İranlı sinemacılara ülkelerindeki hükümet karşıtı protestolara yönelik ölümcül baskıları dile getirmeleri için de bir platform sağladı.

"Sadece Bir Kazaydı" (It Was Just An Accident) filmiyle Cannes'da Altın Palmiye kazanan muhalif yönetmen Cafer Penahi, Berlinale'de söz alarak insan hakları örgütlerinin binlerce kişinin ölümüne yol açtığını belirttiği İran hükümetinin protestoculara yönelik baskılarını kınadı.

Festival kapsamında düzenlenen bir söyleşide konuşan Penahi, "İnanılmaz bir suç işlendi. Katliam yapıldı. İnsanların sevdiklerinin yasını tutmasına bile izin verilmiyor," ifadelerini kullandı.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

İlker Çatak'tan bir direniş hikayesi: 'Sarı Zarflar'

Berlinale’de Emin Alper’den mesaj: 'Yalnız değilsiniz'

Berlinale’de 'Brat' rüzgarı: Charli XCX ve pop kültüründe 'dikkatin' gücü