Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa'da jeotermal enerji potansiyeli en fazla olan ülkeler hangileri?

Avrupa'nın en büyük jeotermal enerji santrali Hellisheiði, İzlanda.
Avrupa'nın en büyük jeotermal enerji santrali Hellisheiði, İzlanda. ©  Copyright Business Wire 2024. AP
© Copyright Business Wire 2024. AP
By Liam Gilliver
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Gelişmiş jeotermal sistemler, volkanik faaliyetin bulunmadığı ülkelerde bile AB'yi fosil yakıtlardan kademeli olarak vazgeçirebilir.

Yeni teknolojiler, Avrupa'nın çok daha geniş kesimlerinde jeotermal elektrik üretiminin önünü açıyor. Bu da AB'nin kirletici fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmaya yardımcı olabilir.

REKLAM
REKLAM

Enerji düşünce kuruluşu Ember'in yeni bir raporuna göre, AB'de 43GW'lık gelişmiş jeotermal kapasite MWh başına 100 euronun altında bir maliyetle geliştirilebilir.

Bu, Avrupa'nın toplam jeotermal potansiyelinin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık gelse de, araştırmacılar AB düzeyinde bir yaygınlaştırmanın her yıl yaklaşık 301 TWh elektrik sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Bu miktar, 2025'te AB'deki kömür ve gaz santrallerinin üretiminin neredeyse yarısına (yüzde 42) denk geliyor.

Raporda, küresel ölçekte jeotermalin 2050'ye kadar elektrik talebindeki artışın yüzde 15'ine kadarını karşılayabileceği belirtiliyor. Ancak yayılım “yavaş ve dengesiz” kalırsa AB'nin bu yenilenebilir enerji kaynağındaki liderliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısı yapılıyor.

Araştırmacılar, sondaj ve rezervuar mühendisliğindeki ilerlemelerin, gelişmiş jeotermal sistemlerin (EGS) kıtanın büyük bölümüne ölçeklenebilir ve temiz elektrik sağlamasının önünü açtığını belirtiyor.

İzlanda gibi volkanik ve tektonik levha sınırı bölgeleriyle sınırlı geleneksel jeotermal santrallerin aksine, EGS, sıcak ve sağlam kayaya 8 kilometre derinliğe kadar sondaj yapılmasını, çatlaklara sıvı enjekte edilmesini ve ısınan sıvının tekrar yüzeye pompalanarak elektrik üretilmesini içeriyor.

Bu modern teknoloji sayesinde, geleneksel olarak yüksek sıcaklıklı bölgelerin dışında bile rekabetçi maliyetlerle jeotermal elektrik üretilebiliyor.

Ember, kıta Avrupası'ndaki jeotermal elektriğin “teknik-ekonomik potansiyelinin” yaklaşık 50GW'a ulaşabileceğini, bunun da yaklaşık 30 evin enerji ihtiyacını karşılamaya yeteceğini belirtiyor.

Bu eşik altında en büyük pay ise yaklaşık 28GW'lık kullanılmamış jeotermal enerjiyle Macaristan'a ait. Onu 6GW ile Türkiye izlerken, Polonya, Almanya ve Fransa'nın her birinde yaklaşık 4GW potansiyel bulunuyor.

Raporda, “Jeotermal elektrik kapasitesi yalnızca düşük maliyetlerle geliştirilebilmekle kalmıyor; yakıt maliyeti olmayan bir teknoloji olarak, yakıt fiyatlarındaki oynaklığa ve artan karbon maliyetlerine maruz kalmama gibi ek bir avantaj da sağlıyor; bu da zaman içinde güvenilir, düşük karbonlu elektrik için istikrarlı bir kaynak olarak rolünü güçlendiriyor” deniliyor.

Avrupa'nın enerji dönüşümünde 'yeni derinlikler'

Ember'de politika danışmanı olan Tatiana Mindekova, modern jeotermalin enerji dönüşümünü “yeni derinliklere taşıdığını”, uzun süre “erişilemez ve çok pahalı” görülen temiz enerji kaynaklarını kullanıma açtığını savunuyor.

“Oysa bugün jeotermal elektrik, gazdan daha ucuz olabiliyor” diyor. “Ayrıca daha temiz ve Avrupa'nın fosil yakıt ithalatına bağımlılığını azaltıyor.”

Mindekova, Avrupa açısından asıl meselenin artık jeotermal enerji için kaynak olup olmadığı değil, “teknik ilerlemenin ölçeklenmeyi mümkün kılan ve ilk aşama risklerini azaltan politikalarla desteklenip desteklenmediği” olduğunu da ekliyor.

AB jeotermal enerjide geri mi kalıyor?

Fransa, Almanya ve İsviçre gibi ülkelerde EGS projeleri 2000'li yıllarda başlatılmış olsa da, uzmanlar uzun süren izin süreçleri ile “tutarsız ulusal desteklerin” ticari yayılımı yavaşlattığı uyarısında bulunuyor.

Buna karşılık, ABD ve Kanada'daki projeler Avrupa'da ilk kez denenen pek çok yöntemi ölçek büyüterek uyguluyor. Kuzey Amerika'nın planlanan jeotermal proje stoğunun artık Avrupa'yı geride bırakması bekleniyor.

Raporda, “Geciken yaygınlaştırma, öğrenme etkilerini, tedarik zincirinin gelişimini ve maliyet düşüşlerini de diğer bölgelere kaydırma riski taşıyor; bu da kaynakların mevcut olduğu yerlerde bile Avrupa'daki projelerin gelecekteki maliyetlerini artırabilir,” deniliyor.

“Piyasa ölçeğinde finansmana daha güçlü odaklanılmadığı takdirde, Avrupa öncüsü olduğu teknolojilerin ekonomik ve endüstriyel faydalarından mahrum kalabilir.”

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Stockholm'ün sularını dönüştüren 'uçan' feribot

Vanuatu’nun iklim tazminatı girişimi ABD sanayisi için 'büyük tehdit'

Mikroplastiklerin izini süren Inuit bilim insanı: Kanoyla Grönland turu