Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

'Gelin!': Cesur ama dağınık bir Frankenstein uyarlaması

Haftanın filmi: 'The Bride!' – Gerçekten asi bir geometri mi?
Haftanın filmi: 'The Bride!' - Gerçekten kurallara karşı gelen bir geometri mi? ©  Warner Bros. Pictures
© Warner Bros. Pictures
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Geçtiğimiz yıl Guillermo del Toro’nun Mary Shelley’nin 'Frankenstein'ına getirdiği çarpıcı yorumun ardından, şimdi de 'Gelin!' sahneye çıkıyor.

Mary Shelley’nin “Frankenstein”ına az çok aşina olan herkes bilir: Frankenstein, canavarın değil, çılgın bilim insanının adıdır. Bu tür popüler bilgiler, etrafındakileri sık sık sıkıcı detaylarla bunaltan kitap ukalalarının kendilerini iyi hissetmesini sağlar.

REKLAM
REKLAM

Oysa çok az kişi, 1935 tarihli devam filmi "The Bride of Frankenstein"da Frankenstein’ın gelininin ekran süresinin ne kadar kısıtlı olduğunu hatırlar. James Whale’in filme adını vermesine rağmen Elsa Lanchester’ın saçları dimdik havaya kalkmış gelini, finalden sadece 10 dakika önce ortaya çıkar, çığlık atar, tıslarken canavarın laboratuvarını havaya uçuran kolu çekmesiyle anında ortadan kaybolur.

2021 tarihli "The Lost Daughter"dan sonra yönetmen koltuğuna ikinci kez oturan Maggie Gyllenhaal, işte bu haksızlığı gidermeye çalışıyor. Gyllenhaal, 1935’teki filmde canavar eşin yokluğunu çıkış noktası alıyor ve Jessie Buckley ile yeniden iş birliği yaparak gelin karakterine ses kazandırıyor.

Buckley, 1930’ların Chicago mafyasıyla ilişkili parti kızı Ida’yı canlandırıyor. Mary Shelley’nin ruhu tarafından “ele geçirilmiş” Ida, alkolün su gibi aktığı bir gecenin sonunda öldürülüyor. Sahneye ise, canavara eş yaratması için ikna edilen Dr. Euphronious (Annette Bening) giriyor. Cesedi yeniden hayata döndürülen Ida, kim olduğunu hatırlayamıyor; yüzündeki siyah kimyasal lekeler ise geçmişin öfkeli gölgesini taşıyor.

Gyllenhaal, kültürel hafızaya kazınmış bir figüre hem ses hem de modern öfke katıyor. Ortaya çıkan, bir aşk hikâyesi kadar, öte dünyadan gelen bıkkınlıkla şekillenen bir karakter portresi. Umut verici bir girişim gibi görünüyor. Ta ki filmi izleyene kadar.

The Bride!
The Bride! Warner Bros. Pictures

"Gelin!’in hakkını teslim etmek gerekirse, film büyük riskler alıyor. Dördüncü duvarı yıkan siyah-beyaz bir çerçeve anlatı; yaratıcı ve halüsinatif görseller. Cüretkâr ve görsel açıdan merak uyandıran bir curcuna olarak açılıyor. Dönem atmosferi çok da inandırıcı gelmiyor gerçi, ama ufak tefek pürüzler ve Gyllenhaal’ın büyük oyuncu seçimi hamlesi, yani Buckley sayesinde gölgede kalıyor.

Yakında Oscar’lı olması beklenen oyuncu, iki karakteri ustalıkla elinde çevirip Gotik bir Tourette sendromunu andıran tiklere sık sık kapıldığı vahşi bir performansı gecikmeden ortaya koyuyor. Seyretmesi heyecan verici ve sahneyi ezip geçen bu performans, tek başına bile bilete değer.

Ne var ki Gyllenhaal, çok geçmeden “akla gelen her şeyi filme tıkma” yaklaşımına teslim oluyor. Mürekkep saçan, dili çekilip yaraları yalanan bir yeniden anlatım olarak başlayan film, diriltilmiş bu iki dışlanmış karakterin gerçeküstü şarkı ve dans numaralarına girdiği, kolluk kuvvetlerinden (Peter Sarsgaard, Penelope Cruz) kaçarken Bonnie ve Clyde’a bağladığı "Joker: Folie à Deux" tadında bir yol filmine dönüşüyor.

Gelin!
Gelin! Warner Bros. Pictures

"Daha da rahatsız edici olan, 'Gelin!'in kadın öfkesini, haklı başkaldırıyı ve saygısızlığı gösterme potansiyeline rağmen, Dr. Euphronious’un deyimiyle kendi 'itaatsiz geometrisini' sahici bir biçimde kucaklayamaması.

Bu zorlu bir denklemi çözmeyi gerektiriyor elbette; ancak kariyeri boyunca karmaşık ve katmanlı rollerde izlediğimiz Gyllenhaal’dan gelince, yeniden canlandırılmış karakterin kalbindeki boşluğu görmek hayal kırıklığı yaratıyor. Ida, kurulu erkek düzenine başkaldıran bir intikamcıya dönüşüp 'Beyin Saldırısı!' sloganıyla Joker tarzı bir devrime ilham verebilir; ancak hikâye bir yere varmıyor. Film, 'Yapmamayı tercih ederim' gibi tekrar eden replikler ve rıza ile kadın özerkliği temalarının yüzeysel işlenişine yaslanarak derdini anlatmaya çalışıyor.

İşi zorlaştıran bir diğer unsur da, yeniden çekim kokan dağınık kurgu tercihleri. Görüntü yönetmeni Lawrence Sher ve besteci Hildur Gudnadottir’in yetenekleri hatırı sayılır olsa da, ikisinin de Todd Phillips’in DC filmlerinde çalışmış olmaları, 'Joker' havasını yeniden üretmekten öteye gitmiyor. Üstelik süre ilerledikçe, Shelley’den beslenen, istemeden diriltilmiş ve istismar görmüş bir kadın üzerinden kadın sömürüsü ve güçlenmesini anlatan Yorgos Lanthimos imzalı 'Poor Things' ve ölülerin de söyleyecek sözü olduğunu gösteren Guillermo del Toro imzalı 'Frankenstein' ile kıyaslamamak giderek imkânsızlaşıyor.

Gelin!
Gelin! Warner Bros. Pictures

Sinemasal karşılığı muhteşem bir punk şarkısı olabilecek (sert, politik ve gergin) bir film, nihayetinde fazla uslu, iddialı fikirlerden oluşan bir karma gibi kalıyor. Derli toplu ya da ince olmak gibi bir niyeti yok; ama Gyllenhaal, kaosu altüst edicilik sanıyor; bu da özellikle sönük kapanış bölümünde, dizginlenmemiş olması gereken bu filme fazlasıyla zarar veriyor.

Filmin pazarlama sloganı ise şöyle: 'İşte lanet olası Gelin geliyor!'

'Gelin!' niyetinin cüreti ve Jessie Buckley’nin performansıyla ünlem işaretini hak ediyor. Ama itaatsizliğe sığ yaklaşımı ve yerleşik geometrinin altını iyice oymayı başaramaması, bu punk havasıyla söylenmiş kısmının hâlâ ulaşılmaz kalması anlamına geliyor.

Gelin! şu anda sinemalarda.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Euronews Culture'ın haftanın filmi: Scream 7 nostalji sınavını geçiyor mu?

Euronews Culture haftanın filmi: Orwell 2+2=5 ürpertici ve vazgeçilmez

Euronews haftanın filmi: 'Uğultulu Tepeler', şehvetli ama kof yorum