Pompei'nin güneyindeki Insula Meridionalis'te bulunan 15. ve 16. yüzyıla ait seramikler, kentin 1748'deki ilk kazılardan yüzyıllar önce de kullanıldığını ve hiçbir zaman tümüyle terk edilmediğini gösteriyor.
Pompei'nin hikâyesi MS 79'da bitmedi. Roma kenti yüzyıllar boyunca Vezüv'ün püskürttüğü kül ve taşın altında kalırken, bazı insanlar harabelerin arasında yaşamayı ve kentin hafızasını canlı tutmayı sürdürdü. Bu hikâyeyi antik kentin güneyindeki Insula Meridionalis'te ortaya çıkan yeni buluntular anlatıyor.
- ve 16. yüzyıllara tarihlenen seramik parçaları ve eserler, 1748'de başlayan Bourbon kazılarından çok önce de bölgede insan varlığı olduğunu gösteriyor.
Bu keşif, Pompei'ye dair yaygın tabloyu sorgulatıyor. Bir yanda 79 yılındaki patlamayla âdeta donmuş bir Roma kenti, diğer yanda on yedi yüzyıl sonra yeniden gün yüzüne çıkan modern Pompei. Oysa ikisinin arasında daha karmaşık bir hikâye var.
"Pompei'den sonra Pompei"
Pompei Arkeolojik Parkı Direktörü Gabriel Zuchtriegel, hayatta kalanlar temasının artık hem akademik araştırmaların hem popüler anlatıların konusu olduğunu söylüyor ve örnek olarak Tom Hiddleston'ın yer aldığı Pompei: Fuori dal tempo belgeselini ve arkeolog Steven Tuck'ın çalışmalarını gösteriyor.
Patlamadan sonra Pompei bir felaket manzarası sunuyordu. Yine de yeni araştırmalar kentin tümüyle terk edilmediğine işaret ediyor: geri dönen insanların ve bölgeyi kullanmaya devam eden toplulukların izleri var.
Ancak bunlar resmî tarihin dışında kalan varlıklardı. Zuchtriegel, "Resmî tarihin gölgesinde kalmış, kırılgan hayatlara dair silik izler" diyerek bu toplulukların uzun süre neden görünmez kaldığını anlatıyor.
Insula Meridionalis'teki buluntular hikâyeye yeni bir halka ekliyor. Ele geçen seramikler ve diğer malzemeler, bölgenin Rönesans döneminde de kullanıldığını, yani Pompei'nin resmen gündeme geldiği kazılardan yüzyıllar önce burada yaşam olduğunu gösteriyor.
Aynı yüzyıllarda, Pompei'deki Beata Vergine Bazilikası'nda kısa süre önce yeniden ortaya çıkarılan ve Andrea Mantegna'ya atfedilen Deposizione di Cristo tablosu da yapılmıştı. İki hikâye doğrudan bağlantılı değil, ancak ikisi de aynı noktaya işaret ediyor: Pompei kolektif hafızadan tümüyle silinmiş bir yer değildi.
Hiç unutulmamış bir kent
Zuchtriegel, 1748'de ilk arkeolojik kazıları başlatan İspanyol mühendis Roque Joaquín de Alcubierre'nin hakkını teslim etmekle birlikte şunu ekliyor: "Burada, patlamanın ertesi gününden itibaren Pompei'de yaşamaya ve kentin hafızasını korumaya devam eden yerel bir topluluk vardı."
Bu tezi destekleyen ayrıntılardan biri de yer adı: "Civita". Park direktörüne göre bu ad, gömülü bir kente dair yerel hafızanın sürdüğünü gösteriyor.
Harabeler arasında yaşayan çiftçiler ve çobanlar, bu mirası modern arkeolojinin diliyle anlatacak araçlara sahip değildi. Ancak Zuchtriegel'e göre bu, mirasın onların hafızasında yer etmediği anlamına gelmiyor.
Bakış açısı tam da burada değişiyor: Pompei, 18. yüzyılda yoktan var edilmiş bir kent değil, farklı biçimlerde de olsa yerel topluluğun yaşamının ve hayal dünyasının parçası olmayı sürdüren bir yer.
Zuchtriegel, "Pompei gerçek anlamda bir miras topluluğudur ve hep öyle olmuştur" diyor. Kentin adı yalnızca arkeolojik bir yeniden keşfin ürünü değil, yüzyıllardır bölgede canlı kalan bir hafızanın göstergesi.
"Pompei'den sonra Pompei"nin hikâyesi henüz bütünüyle yazılmış değil. Ancak topraktan çıkan bu küçük buluntular, o hikâyeyi yeniden kurmanın en önemli ipuçları arasında olabilir.
Kazı alanı ziyarete açık
Insula Meridionalis kazı alanı, orada çalışan arkeolog ve restoratörler eşliğinde gezilebiliyor. Ziyaretler rezervasyonla, pazartesiden cumaya 11.00-12.00 saatleri arasında yapılıyor.