Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

AB - Çin ilişkileri karşılıklı 'zarar vermeme' seviyesinde ilerliyor

AB-Çin ilişkileri belirsizlikle gölgelenmiş durumda.
AB-Çin ilişkileri belirsizlikle gölgelenmiş durumda. ©  Christophe Licoppe/Christophe Licoppe
© Christophe Licoppe/Christophe Licoppe
By Jorge Liboreiro
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Geçen yıl AB ile Çin diplomatik bir 'yeniden başlangıç' ihtimaliyle diplomatik flört yaşadı, ancak Pekin’in nadir toprak ihracatına geniş çaplı kısıtlamalar getirmesiyle bu girişim çöktü. Bu sarsıcı deneyim, 2026’da daha temkinli bir angajmanın zeminini hazırladı.

Eğer son dönemde ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemez kararlarının hedefi olmuş bir Batılı liderseniz, büyük ihtimalle Pekin’e bir ziyaret planlıyorsunuz demektir.

Son iki ayda Fransa’dan Emmanuel Macron, İrlanda’dan Micheal Martin, Kanada’dan Mark Carney, Finlandiya’dan Petteri Orpo ve İngiltere’den Keir Starmer Çin başkentine gitti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in de bu ay içinde ziyarette bulunması bekleniyor.

Büyük ölçüde Çin’in son derece kısıtlayıcı pazarına daha fazla erişim sağlamaya odaklanan bu resmi ziyaretler, Washington’ın giderek daha yayılmacı dış politikasının yol açtığı ve en son Danimarka’yı Grönland’ı satmaya zorlamaya yönelik olağanüstü girişimi de içeren transatlantik gerilimlerin arttığı bir döneme denk geliyor.

İttifaktaki bu çatlak, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in de gözünden kaçmış değil. Şi, her yabancı lideri ağırladığında, dolaylı olarak Trump’ı eleştirme ve Çin’i çok taraflılığın kararlı bir savunucusu olarak sunma fırsatını değerlendiriyor.

Şi, Starmer ile yaptığı görüşmede, resmi açıklamaya göre, "Uluslararası düzen büyük bir baskı altında. Uluslararası hukuk ancak tüm ülkeler buna uyduğunda gerçekten etkili olabilir," dedi ve "tek taraflılık, korumacılık ve güç siyasetini" eleştirdi.

Pekin, Atlantik’in iki yakası arasına bir kama sokmak ve ABD’nin aleyhine olacak şekilde kendi jeopolitik nüfuzunu genişletmek olan ana hedeflerini gizlemek için fazla çaba göstermiyor.

Batılı liderler ise bu açılıma temkinli ama olumlu yaklaşıyor; aşırı hevesli görünmenin Trump’ın tepkisini çekmesinden çekiniyorlar.

Trump, Starmer ve Carney’nin ziyaretlerine atıfta bulunarak, "Bunu yapmaları onlar için çok tehlikeli," dedi.

Avrupa Birliği için denge kurma işi daha da riskli.

Bir yandan 27 üyeli blok, Trump’la yapılan tek taraflı anlaşma kapsamında kabul edilen yüzde 15’lik gümrük vergisini telafi edecek yeni pazarlara çaresizce ihtiyaç duyuyor.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan ve büyüyen bir orta sınıfa sahip Çin, kağıt üzerinde cazip bir ticaret ortağı.

Ancak diğer yandan AB, Çin’le giderek büyüyen ticaret açığını kontrol altına almakta zorlanıyor. Pekin, inatçı emlak krizi ve zayıf iç talebi dengelemek için düşük maliyetli ihracata yönelmiş durumda.

Çin 2025’i yaklaşık 1,2 trilyon dolar fazla ile kapattı; bu, modern tarihte bir ülkenin kaydettiği en büyük ticaret fazlası.

Bu tablo, Macron’un geçen ay Davos’ta yaptığı sert konuşmada etkili olmuş olabilir.

Dikkat çekici pilot gözlükleriyle konuşan Fransız lider, Çin’i “yabancı malları yetersiz tüketmekle” ve “devasa aşırı kapasite ve bozucu uygulamalarla” suçladı; bunun “tüm sanayi ve ticaret sektörlerini tehdit ettiğini” söyledi.

Macron, “Bu korumacılık değil; sadece eşit rekabet koşullarını yeniden tesis etmek ve sanayimizi korumak” diyerek daha fazla “yeniden dengeleme” çağrısı yaptı.

'Kolay iş değil'

Bir bakıma Macron’un şikâyetleri, son beş yıldaki AB - Çin ilişkilerini özetliyor.

Çin’de üretilen temel ürünlere bağımlılığı acı bir şekilde gözler önüne seren COVID-19 pandemisiyle birlikte Avrupa liderleri, farklı derecelerde de olsa Pekin’e karşı daha iddialı bir politika benimsemeye başladı.

Bu tutum, Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgalinin ardından daha da sertleşti. Avrupalılar, Şi Cinping’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile "sınırsız" ortaklığını yeniden teyit etmesine ve savaş ekonomisini desteklemeye devam etmesine büyük tepki gösterdi.

Kısa süre sonra Batı yaptırımlarının Çin üzerinden delinmesi, ilişkilerde başlıca gerilim kaynağı haline geldi.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan üst düzey bir diplomat, "Bir yandan AB için güvenilir bir ortak olduğunuzu söyleyip, diğer yandan bizim en büyük güvenlik tehdidimizi beslerseniz, bu inandırıcı olmaz. Bazı konularda onlarla iş birliği yapmamız gerekiyor. Ama öte yandan, bir saldırı savaşını besliyorlar. Kolay bir denklem değil," dedi.

Gerilimler zirvedeyken Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin’le ilişkilerde güvenlik risklerini azaltmak için “riski azaltma” (de-risking) kavramını ortaya attı ve özellikle Çin yapımı elektrikli araçlar başta olmak üzere, haksız rekabet şüphesi taşıyan ürünlere yönelik bir dizi soruşturma başlattı.

Eski ABD Başkanı Joe Biden ve yönetimi bu adımları memnuniyetle karşıladı ve Avrupalıları safları sıklaştırıp Pekin’e baskıyı artırmaya çağırdı.

Ancak ardından Trump yeniden seçildi ve her şey bir gecede değişti.

Avrupalı yetkililer, Trump’ın kampanyası sırasında açıkça eleştirdiği Çin’in devlet güdümlü ekonomisinin yarattığı ekonomik sorunların, Atlantik’in iki yakasını bir arada tutacak siyasi bağ olacağını varsayıyordu.

Fakat Trump, Çin’e karşı tutarlı bir politika belirlemedi; Avrupa başkentlerini şaşkına çeviren bir hızla çatışma, uzlaşma ve övgü arasında gidip geldi.

Trump’ın "karşılıklı gümrük vergilerinin" ardından öfkelenen Avrupalı liderler Çin’e yönelik söylemlerini yumuşattı ve yıllarca süren gerilimlerin ardından diplomatik bir yeniden başlama ihtimali konusunda spekülasyonları körükledi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mayıs ayında Şi Cinping ile ilişkilerin 50. yıl dönümünü kutlayan mesajlar teatisi sırasında "Çin ile ortaklığımızı derinleştirmeye kararlıyız. Adalet ve karşılıklılık temelinde dengeli bir ilişki ortak çıkarımızdır," dedi.

Ancak Pekin’in, Beyaz Saray’la karşı karşıya geldiği bir dönemde ileri teknolojiler için kritik olan nadir toprak elementlerinin ihracatına sıkı kısıtlamalar getirmesiyle bu “ilişkileri sıfırlama ve yeniden başlatma” umutları suya düştü.

Çin, küresel üretimin yaklaşık yüzde 60’ını ve işleme–rafine kapasitesinin yüzde 90’ını kontrol ediyor.

Bu kısıtlamalar Avrupa sanayisi üzerinde yıkıcı etki yarattı; bazı fabrikalar çalışma sürelerini kısaltmak ve siparişleri ertelemek zorunda kaldı.

Ursula von der Leyen, anında tepki vererek Çin’i "hakimiyet, bağımlılık ve şantaj kalıbı" izlemekle suçladı.

Komisyon Başkanı Temmuz ayında Pekin’e giderek sadeleştirilmiş bir AB-Çin zirvesine katıldı ve nadir toprak arzını gevşetmeye yönelik geçici bir uzlaşı sağlandı.

Ancak yerli şirketler için sorunu hiçbir zaman tam çözmeyen bu anlaşma, Ekim ayında Pekin’in kısıtlamaları bir kez daha genişletmesiyle çöktü.

Von der Leyen diyalog çağrısı yapsa da, "Gerekirse yanımızdaki tüm araçları kullanmaya hazırız," diyerek uyarıda bulundu.

Buna rağmen Komisyon karşılık vermekten kaçındı.

Çin’i hedef alarak tasarlanan ve "ticaret bazukası" olarak bilinen AB’nin Zorlama Karşıtı Aracı hiçbir zaman ciddi bir şekilde masaya konmadı.

Kenara itilmiş halde kalan Avrupalılar, Trump’ın Şi ile yaptığı ve tüm dünyayı kapsayan kısıtlamaların kaldırılması anlaşmasını izlemekle yetindi.

Temkinli yaklaşım

Nadir topraklar ihtilafı, Avrupalılara tüm “risk azaltma” söylemlerine rağmen öngörülebilir gelecekte bu darboğaza bağımlı kalacaklarını acı bir şekilde gösterdi.

Çin liderliği, dış politika hedeflerine göre kısıtlamaları açıp kapatmaya istekli olduğunu kanıtladı; bu da “silahlaştırma” endişelerini artırdı.

Yeni kısıtlama ihtimali, Brüksel’in Pekin’le yeni cepheler açma isteğini en azından şimdilik zayıflattı. Macron şikâyetlerinde açık sözlü olsa da, diğer liderler daha temkinli davranmayı tercih ediyor.

Von der Leyen, bu yıl Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşmasında Çin’e yalnızca bir kez atıfta bulundu. Bu, 2025’teki ve “ikinci Çin şoku”na ayrı bir bölüm ayırdığı konuşmasıyla çarpıcı bir tezat oluşturdu.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise Davos konuşmasında Çin’den yalnızca bir kez bahsetti.

Aynı ihtiyat, Pekin’e yapılan son üst düzey Avrupa ziyaretlerinde de görüldü. Özenle seçilmiş iş dünyası temsilcileri eşliğinde liderler, gerilimli siyasi meseleleri arka plana itip ticari fırsatlara odaklandı.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel’in kıdemli uzmanlarından Alicia García-Herrero’ya göre bu temaslar, Trump’ın dünya çapında yarattığı şok dalgaları bağlamında okunmalı. Trump’ın hamleleri Çin’e değerli bir fırsat sundu ve Pekin’i dış baskıyı yatıştırmak için somut tavizler vermekten kurtardı.

Euronews’e konuşan Garcia-Herrero, "Herkes Çin’e koşuyor çünkü ABD’den gerçekten korkuyorlar; bunu böyle okumak lazım. 'Risk azaltma’ Joe Biden döneminde ortaya çıktı ama herkes biliyor ki ABD ‘risk azaltma’ karşılığında havuç sunmaya hazır değil. Risk azaltsanız da azaltmasanız da neticede sadece sopa var,” değerlendirmesini yaptı.

Garcia-Herrero sözlerini şöyle sürdürdü:

"Trump’a yönelik eleştirilere rağmen Avrupalılar Çin’e koşmaya hazır değil; çünkü hâlâ Çin’i Rusya’yı destekleyen, sanayi aşırı kapasitesi konusunda hiçbir şey yapmayan ve Avrupa şirketlerine ihracat kısıtlamaları uygulayan bildik aktör olarak görüyorlar."

Xi Jinping ve Emmanuel Macron Aralık ayında bir araya geldi.
Xi Jinping ve Emmanuel Macron Aralık ayında bir araya geldi. Associated Press.

Brüksel’in “koordineli” olduğunu savunduğu ardışık ziyaretler, AB-Çin ilişkilerinde uzun süredir görülen temel bir zaafı yani "birlik eksikliği"ni bir kez daha ortaya koyuyor.

27 üye ülke Asya deviyle başa çıkmak için ortak bir politika üzerinde anlaşamadığından, her biri zaman zaman farklılaşan çıkarlarını takip etmek için ikili bazda diplomasi yürütüyor.

Bu çıkarlar zaman zaman birbirinden ayrışırken farklılıklar, stratejik tartışmaları zorlaştırıyor ve Avrupa tarafında uzun vadeli düşünmeyi bulanıklaştırıyor.

AB liderleri, üst düzey zirvelerde bir araya geldiklerinde Çin’i artık neredeyse hiç tek başlık olarak ele almıyor. Dışişleri bakanları ise bunu yalnızca ara sıra yapıyor.

Yine de Çin’in 1 trilyon euroluk ticaret fazlasının gösterdiği gibi zorluklar devam ediyor.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas geçen hafta "Çin, piyasalarımıza yönelik ekonomik zorlayıcı uygulamalarla uzun vadeli bir meydan okuma oluşturuyor. Buna bir yanıt vermemiz gerekiyor," diyerek ticaretin çeşitlendirilmesi çağrısı yaptı.

Brüksel’de olumlu bir değişim beklentisi düşük.

Avrupa Komisyonu, sübvansiyonlu elektrikli araçlara ilişkin anlaşmazlıkta usule dair bir adım açıkladığında, Çin tarafının bunu “atılım” olarak lanse etmesi üzerine açıklamayı yumuşatmak zorunda kaldı.

Komisyonun, Rusya’ya karşı uygulanacak bir sonraki yaptırım paketinde, yaptırımların delinmesine karıştığı iddia edilen daha fazla Çinli kuruluşu kara listeye alması bekleniyor.

Bu da, Pekin’in hâlâ “kriz” olarak adlandırdığı Ukrayna savaşı konusunda tarafların ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde politika uzmanı olan Alicja Bachulska'ya göre, geçen yılın sert iniş çıkışlarının ardından Avrupa’nın 2026’sı zor bir denge arayışıyla şekillenecek.

Bachulska'ya göre, Avrupa bir yandan ABD ve Çin karşısında ekonomik güvenliğini güçlendirmeye çalışırken, diğer yandan "tekneyi fazla sallamamaya" gayret edecek.

Euronews’e yaptığı değerlendirmede Bachulska, "Avrupalılar, hem Pekin’den hem de Washington’dan kaynaklanan güvenlik ve ekonomik meydan okumalar karşısında adeta felç olmuş görünüyor; bu nedenle cesur ve maliyetli kararlar alma iştahı sınırlı," dedi ve ekledi:

"Bu arada saat işliyor. Avrupa, Çin karşısında eylemsizliğin de bir bedeli olacağını anlamalı; bu bedel giderek artan sanayisizleşme ve Çin’in hâkim olduğu değer zincirlerine daha fazla bağımlılık olacaktır."

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avrupa’nın ABD ve Çin ikilemi: Avrupalılar Pekin ile ilişkileri güçlendiriyor

Trump: İngiltere’nin Çin’le iş yapması çok tehlikeli

AB-Çin gerilimi tırmanıyor: Sefcovic’in Pekin’le görüşmesi iptal edildi