Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Türk dış politikası algı raporu: Türk halkının bilgisi yok ama fikri çok

ISTANBUL, TURKEY -
ISTANBUL, TURKEY - -
Telif hakkı
Kadir Has Üniversitesi - Orhan Akkanat
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Kadir Has Üniversitesi tarafından her sene gerçekleştirilen Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması’nın 2019 yılı sonuçları açıklandı.

27 Mayıs-20 Haziran 2019 tarihlerinde Türkiye’nin nüfus yapısını temsil eden 26 ilde 18 yaş üstü bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen saha araştırması, Türkiye kamuoyunun dış politika tercihlerinin fotoğrafını çekiyor.

Bilgi sahibi olunmasa da fikir ifade ediliyor

Kadir Has Üniversitesi’nden projenin koordinatörü Prof. Mustafa Aydın, raporda neredeyse iki kişiden birinin S-400, F-35, Münbiç, Gümrük Birliği ve vize serbestisi konularını duymamış olmasına rağmen, yine de bir fikir ifade etmesinin altını çiziyor.

Bilgi Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünden Dr. İnan Rüma, küresel kriz bağlamında birçok ülke gibi Türkiye’de de dış politika kararlarını alan elit kesim ile sıradan vatandaşların güvenlik algılarının farklı oluşuna dikkat çekiyor.

“Elitler, kadim devlet güvenliği mantığıyla hareket ediyor. Sıradan insanlar ise, “günün ekmeğini kazanmak” şeklinde ifade edilen ekonomik ve ekolojik güvenliği önemsiyor, diğer güvenlik konularını hissetmiyorlar. Sadece terör saldırılarıyla bunu hissetti sıradan insanlar,” diyor Rüma.

Buna göre, Türkiye halkının en öncelikli dış politika meselesi, yüzde 20,6 ile Türkiye-ABD ilişkileri, yüzde 18,3 ile sınır-ötesi terörle mücadele. Bunu, Suriye’deki iç savaş takip ediyor. Gelecek 10 yılda Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı birincil dış politika sorunu ise, yüzde 60 oranında sınır-aşırı terörizm olarak görülüyor.

Rapora göre; Türkiye halkının yüzde 37,4'ü "S-400" ifadesini, yüzde 41,1'i "F-35" ifadesini hiç duymadığını belirtiyor. Sırasıyla yüzde 1’i ve yüzde 0,5’i ise duymasına rağmen, bunların ne olduklarını bilmiyor.

Rüma’ya göre; büyükşehirlerdeki terör fırtınası, gündelik hayatı belli noktada yaşanamaz hale getirdiği için birçoğumuz için terör saldırılarından korunma meselesi gündelik bir konu haline geldi ve S-400 gibi “pahalı oyuncaklar”ın gündelik güvenlik ihtiyaçlarıyla ilgisi çok düşük ya da zayıf.

“Kilis örneğinde IŞİD Kilis’in sınır hattındaki bölgelere roketler yağdırdığında Kilisliler ülkenin geri kalanı onlarla ilgilensinler diye gazetelere ilan vermişlerdi,” diye açıklıyor.

Sıradan insanın hayatına dokunması gerekiyor

Dolayısıyla, S-400'lerin benzeri saldırılarda bir koruyuculuğu olmadığı ve hayatlarına doğrudan dokunmadığı için sıradan insan bunları anlamsız buluyor.

“Halkın bu konularla ilgilenmesi için askeri yatırımın terör saldırılarını engelleyebilecek istihbarat teknolojisine, personele, insan kaynaklarına yatırım yapılması anlamlı olabilir; ancak bu şekilde güvenlik tehditlerine karşı doğrudan cevap verilebilir,” diyor Rüma.

Aynı Rapora göre; halkın yüzde 44'ü, ABD’nin yaptırım uygulama tehdidine rağmen Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alınması gerektiği kanısında. AKP seçmeninin yarısı (yüzde 49,6), bu alımı desteklerken, en düşük destek yüzde 29,7 ile HDP seçmeninden geliyor.

Sadece yüzde 24,9'u alınmasına karşıyken geriye kalan yüzde 31,1'lik dilimin bu konuda herhangi bir fikri yok.

Suriyeli sığınmacılardan memnuniyet oranı geçen yıl yüzde 13,6’yken bu sene yüzde 7’ye düşerken, katılımcıların yüzde 57’si daha fazla sığınmacı alımına son verilmesini istiyor. Mülteciler konusunda AK Parti tabanında da bir memnuniyetsizlik söz konusu olup, tüm partiler arasında en çok memnuniyetsizlik Cumhuriyet Halk Partisi seçmeleri (%82,6) arasında.

Göç ve Uyum Alt Komisyonu Başkanı AKP Antalya milletvekili Altay Uslu, Perşembe günü yaptığı açıklamada “800 bin Suriyeli çalışırken 80 bininin kayıtlı olması eksiklik. Meslek sahibi Suriyelilerin analizini yapmadığımız için başka ülkelere gitti” diyerek partisine bir öz-eleştiri getirmişti.

Rüma, Türkiye'de Suriyeliler ile ilgili olarak bir yandan, çeşitli sektörlerde düşük ücretli ve kötü çalışma koşullarında sömürülen vasıfsız işçi konumunda olduklarına, bir yandan da hükümet tarafından kayırıldıklarına dair toplumda bir algı olduğuna dikkat çekiyor.

“Kendileri dahil herkesin bu konu ile ilgili memnuniyetsizliğini besleyen bu olsa gerek,” diye ekliyor Rüma.

Tehdit algısı açısından ise, her ne kadar Türkiye kamuoyu geleneksel olarak ABD, İsrail ve Fransa’yı kendi ülkesine ana tehdit olarak görse de araştırma bulgularına göre halkın tehdit algısı geniş bir yelpazeye yayılıyor. Üç kişide biri Hindistan’ı ve Mısır’ı tehdit olarak görüyor.

Dış politika yürütülürken ise, halk, en çok Azerbaycan ve Türki cumhuriyetlerle işbirliği yapılmasından yana. yüzde 15,6'lık bir dilim ise Türkiye'nin hiçbir ülkeyle işbirliği yapmayıp, diş politikasını tek başına yürütmesi gerektiği düşüncesinde. Bu bir anlamda “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” ön-kabulünün bir yansıması.

İşbirliği yapılması en az istenen ülkeler ise İsrail (%1,8) ve Fransa (%2,3). Benzer şekilde yüzde 83,3’lük bir kısım, Fransa’nın Türkiye’nin dostu olmadığını düşünüyor; Türki cumhuriyetler dışında Türkiye’nin pek fazla dostunun olmadığı kanısında. Yüzde 67,7’lik bir kısım ise Rusya’yı Türkiye’nin dostu olarak görüyor.

Prof. Aydın’a göre, hükümetin politikasının Suriye’den uzak durmak şeklinde kurgulanmasını isteyen halk, Orta Doğu’daki bataklık karşısında Avrupa’ya rotasını dönüyor; ama üyelik konusunda da daha gerçekçi bakıyor.

Kolektif hafızadaki tehdit algıları etkili

Fransa gibi Avrupa ülkelerine yönelik tehdit algısı ise, Prof. Aydın’a göre, toplumun kolektif hafızasında yer etmiş imgelerle alakalı.

“Bu, toplumun tarihi çok iyi bilmesiyle alakalı değil. Osmanlı’nın son döneminden kalan, Sevr’i dayatan, Anadolu’yu işgal eden bir Batı imajı var. Yoksa bu ülkeler doğrudan Türkiye’yi tehdit etmiyorlar,” diyor Aydın.

Ancak, halkın önemli bir kısmı da Türkiye’nin öncelikli olarak Orta Doğu’da, akabinde Avrupa’da daha aktif dış politika yürütmesi gerektiği kanısında. Dolayısıyla, katılımcılar, hem Gümrük Birliği’ni duymamış hem de Avrupa’da daha aktif dış politika istiyor.

Hükümetin dış politika başarısının Ahmet Davutoğlu hükümeti dönemi sonrasında yakaladığı yükseliş eğilimi ise bu sene tersine döndü. 2018 yılında halkın yüzde 41,7 hükümetin dış politikasını başarılı bulurken, bu sene bu oran yüzde 29,7’ye düştü.

Dış politika yapım sürecinde cumhurbaşkanının en çok etkili olan kişi, Dışişleri Bakanlığı’nın da en çok etki eden kurum olduğunu düşünenler ise, sırasıyla halkın yüzde 72,2’lik ve yüzde 62,9’luk bir dilimi.

AB'ye üye olma isteği yüksek

Raporun bir diğer önemli bulgusu ise, halkın yaklaşık yüzde 70’inin Gümrük Birliği’ni ya duymadığını, ya da duymasına rağmen bilmediğini ifade etmesi. AB’ye üye olmak isteyenlerin oranı yüzde 61,1, ama sadece yüzde 32’lik bir dilim Türkiye’nin AB’ye üye olabileceği kanısında.

AB üyeliğinin alternatifleri arasında Türki cumhuriyetlerle birlik ve Rusya’yla stratejik işbirliği gösteriliyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı, Türkiye’yi bir İslam ülkesi olarak görüyor, ancak yüzde 17,6’lık bir kısım Avrupa ülkesi olduğu düşüncesinde.

Türk dış politikası ile ilgili haber alma kaynakları arasında ise sosyal ağlar ve haber portalları yüzde 90,5’lik bir dilime karşılık geliyor.

Aydın, kendilerini dindar ve muhafazakâr olarak tanımlamayan kişilerde de bir düşme trendinin devam ettiğine, milliyetçi tanımlayanlarda ise artış olduğuna dikkat çekiyor.

“Kimliklerde bir değişim var ve bu durum dış politika tercihlerine de yansıyor. AK Parti seçmeni, milliyetçiliğe doğru kayarken muhafazakarlık kimliğinde bir gevşeme var,” diyor Aydın.

Ancak Rüma’ya göre, nihayetinde toplumsal gerçekliğin bir kısmı bu tür saha çalışmalarında aktarabiliyor, dolayısıyla bu verilerin yorumlanması da toplumsal gerçeklikle benzer kısmi bir ilişkidedir.