Son Dakika
This content is not available in your region

Cezaevinde rahatsızlanan Selahattin Demirtaş'ın sağlığı ne durumda?

2018 seçimleri öncesinde bir HDP standında Selahattin Demirtaş'ın karton maketi
2018 seçimleri öncesinde bir HDP standında Selahattin Demirtaş'ın karton maketi   -  
©
AP Photo/Lefteris Pitarakis
Metin boyutu Aa Aa

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 26 Kasım 2019 tarihinde rahatsızlanmasının ardından geçen bir buçuk ayda hastalığın teşhisi yapılmadı.

Geçen bu süre içinde Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumu, tedavi süreci ve rahatsızlığına ilişkin ne gibi gelişmeler yaşandığının yanıtını aradık. Alanında uzman bağımsız doktorlar tarafından bir, iki hafta içinde hastalığına ilişkin rapor kamuoyuna açıklanacak.

Türkiye kamuoyu Selahattin Demirtaş’ın rahatsızlığını kardeşi ve avukatı Aygül Demirtaş’ın Twitter hesabından; “26 Kasım Salı günü 05.30 sıralarında müvekkilimiz ve ağabeyim Selahattin Demirtaş’ın, göğüs sıkışması ve nefes alamaması nedeniyle bilinci kapanmıştır. Uzun süre bilinci kapalı bir şekilde hücresindeyken kendisine ilk müdahaleyi, hücre arkadaşı Abdullah Zeydan yapmıştır” paylaşımıyla öğrendi.

Bu açıklama rahatsızlanmasının yedi gün sonrasında gelmiş ve kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde yaşadığı bu rahatsızlık ilk de değil. Peki, rahatsızlığı sırasında neler yaşandı? Şu an tedavi süreci nasıl ilerliyor?

Başak Demirtaş: Hâlâ eksik kalan birçok tetkik var; üzülmek dışında elimizden hiçbir şey gelmiyor

Başak Demirtaş’ı Kenter Tiyatrosu’nda Jülide Kural’ın sahneye uyarladığı Selahattin Demirtaş’ın Devran kitabının okuma tiyatrosunda buluyorum; eşini bir gün önce görmüştü: “Selahattin, her zaman iyi görünmeye çalışıyor ama ben eşi olarak anlayabiliyorum. Sağlığı çok iyidir diyemem. Henüz tam bir tanı konulmadı. Bir takım tetkikler yapıldı ama hâlâ eksik kalan birçok tetkik var. Biz onların da yapılmasını bekliyoruz. Bunlar yapıldıktan sonra belki çok daha derli toplu bir değerlendirme yapabileceğiz. Hâlâ kendisini tam olarak toparladı diyemem. İyi görünmeye çalışıyor.”

euronews
Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaşeuronews

Selahattin Demirtaş’ın 2013 ve 2016 yıllarında geçirdiği rahatsızlıkları hatırlatarak farklı bir rahatsızlık olup olmadığını soruyorum; “Evet, 2013 ve 2016 yıllarında da benzer bir rahatsızlığı olmuştu ama bu sefer ki biraz daha farklı ve daha can sıkıcıydı. Gerçekten hepimizi çok üzdü. Öncekilere göre büyüyen bir sorun mu şu an bir şey demem doğru olmaz ama doktorlarımız raporları değerlendirdiler ve değerlendiriyorlar da. Bütün raporları gözden geçirip bir ön rapor hazırladılar. Bununla ilgili eksiklikleri tespit ettiler. Şimdi bir şey diyemem, doktorlar daha sağlıklı değerlendireceklerdir” diyor.

Peki, kamuoyuna yapılan açıklama için niçin yedi gün beklendi? Başak Demirtaş’ın bu soruya yanıtı ise; “Bununla ilgili sıkıntılar yaşadık. Kendisi çok dışarıya yansıtmak istemiyordu. Çünkü ondan çok daha kötü durumda olan insanlar vardı. Kendi sağlık durumunu çok gündem yapmak istemiyordu. Ama nihayetinde bir hafta geçtikten sonra biraz da mecbur kaldık” oldu.

Kendisi ve kızlarının bu durumdan nasıl etkilendiklerini sorduğumda ise gözleri doldu ve “Tabi ki çok üzüldük. Çünkü cezaevinde ve bir hücrede kalıyor. Üzülmek dışında elimizden hiçbir şey gelmiyor. Gerçekten çok, çok zordu…”

“Demirtaş’ın kalbi durmuş; ani gelişen damar kasılmasına bağlı bir rahatsızlık”

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman’a soruyorum. Rahatsızlığı ortaya çıktığında Abdullah Zeydan’la yaptıkları görüşmede Zeydan’ın “Kalbi durmuştu, kalp masajı yaptım” dediğini ve bunun vahameti arttırdığını söylüyor. 2013 ve 2016 yıllarında yaşadığı rahatsızlıklara dikkat çekiyor Karaman ve rahatsızlığının nedenine ilişkin şu paylaşımlarda bulunuyor: “Bu süreci yakından takip eden, daha önce Sayın Demirtaş’ın sağlık kontrollerini yapan arkadaşların belirttiğine göre rahatsızlığı tipik bir kalp-damar rahatsızlığı değil. Ani gelişen damar kasılması, büzüşmesine bağlı bir rahatsızlık olduğunu söylüyorlar. Son geçirdiği rahatsızlığında aynı olduğunu söylüyorlar. Hem önceki bilgileri hem kendilerine verdiğimiz son tetkiklere göre bu yorumları yapıyorlar. Şu an elimizde resmi bir tanı yok. Şunu söylemek lazım; Sayın Demirtaş’taki bu rahatsızlık esasen cezaevi koşullarına bağlı şiddetlenebilen, nüksedebilen ve yaşamsal risk doğurabilen bir rahatsızlık. İlk müdahaleyi yapan Sayın Abdullah Zeydan direkt kalbinin durduğunu ve kalp masajı yaptığını söyledi. Sayın Zeydan elbette ki bir hekim değil. Direkt yanında olan, müdahaleyi yapan olan olduğu için dediklerini önemsiyorum. Kendisiyle yaptığımız görüşmede, Demirtaş’ın basit bir baygınlık ya da bilinç kaybı yaşamadığını, kalbinin durduğu ve bunun üzerine kalp masajı yapmaya başladığını söyledi. Bize ilettiği şey bu oldu. O nedenle doğrusu tedirginiz. Bir bilinç kaybı, bir baygınlık yaşadığı kesin ama Sayın Zeydan’ın kalp masajı yapma gereği duyması ve “Sayın Demirtaş’ın kalbi durmuştu” şeklinde açıklama yapması olayın vahametini daha çok ortaya çıkarıyor. Bir an için insan şunu da düşünmeden edemiyor; şayet Demirtaş oda da tek olsaydı belki çok daha ağır sonuçlarla karşılaşabilirdik.”

Cezaevi yönetiminin bu rahatsızlığın ardından ne gibi önlemler aldığı veya almadığını soruyorum. Avukat Mahsuni Karaman; “Sayın Demirtaş, sağlık problemine ilişkin cezaevi yönetimiyle ilgili bir sorun yaşamadığını söylemişti zaten. Bunun Adalet Bakanlığı’yla alakalı, bürokratik bir ihmalle veya kasttan kaynaklandığını sürekli ifade etmişti. Rahatsızlığı üzerine yapılan bu tartışmalardan sonra cezaevi yönetiminin rutin dışı farklı bir uygulamaya girmesini söylemek mümkün değil. Zaten cezaevinde bunun imkânı da yok. Her hücrede acil çağrı butonu var. Kardiyolog, nörolog bulundurması mümkün değil. Ani rahatsızlıklarda hem teknik donanımdan hem de uzmandan yoksun cezaevleri. O açıdan da tam teşekküllü bir hastaneye veya üniversite hastanesine sevkleri gerekiyor. Burada yapılması gereken şey cezaevini buna uydurmak değil, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan insanların hürriyetine tahribine son vermek olmalı. Sağlığa erişim hakkının sağlanması gerekiyor. Cezaevi koşullarında bu pek mümkün değil” diyor.

HDP Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz: Siyasi bir kararla bekletmişler

Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği rahatsızlık ve hastaneye sevk edilmediği bilgisini HDP de sosyal medyada paylaşılınca öğrenmiş ve arada bir sorun olup olmadığı tartışılmıştı. Rahatsızlığın duyulmasının hemen ardından Erol Katırcıoğlu ile ziyaretine giden HDP Batman Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz’le konuşuyoruz. Aynı zamanda doktor olan İpekyüz gözlemlerini ve durumunu şöyle anlatıyor:

“Biz gittiğimizde olay yaşanmış, hastaneye sevki olmamıştı. Moral olarak çok iyiydi. Fiziksel durumu, konuşması çok iyiydi. Fakat endişesi vardı. Sağlığından tereddüdü vardı. Dışarıda da sağlığından birtakım şikâyetleri olduğunu dile getirdi. Bu nedenle endişesinin olduğunu, hastaneye gönderilmemesinin de haklı olarak onu daha da endişelendirdiğini anlatmıştı. Bizden sonra hastaneye gitti. O sonuçları değerlendiriyoruz. Bir hekim olarak şunu söyleyebilirim; bir olay yaşanmış ve bunu neyin tetiklediğini, neden kaynaklandığı bilmemiz lazım. Cezaevi koşullarında böyle bir şikâyeti olanın gerek Selahattin Bey olsun gerek başkaları olsun dezavantajlı şartlarda olduğu için daha iyi incelenmesi, takip edilmesi lazım. Sağlık denilince hemen herkesin kafasında ilaç yazılınca kişi iyileşecek olarak görülüyor. Sağlık sonuçta insanın fiziksel, sosyal ve ruhsal bütünlük olarak tam bir iyilik halidir. Biz sağlık çalışanları için önemli olan bir şey var; semptomların görülmesi. Sonuçta Selahattin Bey sabaha karşı bir olay yaşıyor. Koğuşta bir arkadaşı var. Abdullah Zeydan yanında olmasa belki farklı bir sonuçla karşılaşabilirdik. Çeşitli ilaçlar yazılıyor, bu ilaçlarla beraber rutin kontrolleri ve tetkikleri devam ediyor. Şunu kamuoyuna söyleyelim; şuuru bulandığı, bir bayılma olayı yaşadığı için yoğun bir panik yaşandı. Sanki ağır, yoğun bakımlık gibi bir tablo gibi. Böyle bir tablo şu anda yok. Kendisinin sağlığıyla ilgili morali çok iyi. Kesin tanıya varana dek takip etmemiz lazım.”

Peki, niçin HDP’ye geç haber verildi? Bu tartışmalara ilişkin İpekyüz; “Bunu kendisiyle de görüştük. Olay yaşandığı gibi hemen ambulans geliyor; tetkikleri yapılıyor, hekime çıkıyor. Hekim branşın muayene etmesi gerektiğini söylüyor. Daha önce kendi gidişlerinde yüksek güvenlikli götürüldükleri için hastanede koşulların Adalet Bakanlığı tarafından sağlandığını, cezaevi idaresiyle herhangi bir sorunu olmadığını ve kendisi kendi sağlığını birinci derece habere dönüşmesini benzer ve çok daha ağır binlerce tutuklu hasta olduğu için istemediğini, Ankara’yla yazışmalar nedeniyle biraz bekleyip nasıl olsa beni gönderirler demiş. Araya hafta sonu girince ve hâlâ gitmeyince olay sosyal medyaya düştü ve biz gittik. Anladığım kadarıyla biraz siyasi bir kararla bekletmişler. Çünkü o da öyle bir endişe taşıyordu. Selahattin Bey’in durumu bir örnek. Cezaevlerinde benzer bir sürü ihlal yaşanıyor. Bir şey çıkmadı vesaire denilerek önemsenmeyecek bir şey değil” dedi.

Demirtaş’ın doktoru: 2013 ve 2016’daki sorun kalp kökenliydi ama şimdiki durumu daha karmaşık

Demirtaş’ın 2013 yılında yaşadığı kalp rahatsızlığında muayenesini yapan doktoru Cegerğun Polat’la konuşuyoruz. 2013 yılında yapılan anjiyosunda herhangi bir soruna rastlanmamış ancak 2016 yılında tutuklanmasından bir ay sonra rahatsızlanmasını ve bugün ortaya çıkan rahatsızlığının bunlara bağlı olup olmadığını soruyorum: “Aile, bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasından yana değil. O yüzden kendi adıma çok fazla bilgi veremeyeceğim. Ama mevcut şikâyetlerinin kalp kökenli olduğunu söyleyebilirim. 2013 ve 2016’daki sorun kalp kökenliydi ama şimdiki durumu daha karmaşık. Bulguların netleşmesi gerekiyor. Bakanlık tarafından yapılan tetkiklerin tümüne dair bir analiz şu an bitmiş değil. Bazı belge ve bulgular bekleniyor. Bu kadar uzaması ise normal değil çünkü cezaevinde yaşayan birisinden bahsediyoruz.”

Adalet Bakanlığı: İhmal iddiaları kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır

Peki, Adalet Bakanlığı’nın bir ihmali var mı? Selahattin Demirtaş’ın rahatsızlanmasının ardından nasıl bir süreç işletildi? Bu sorularıma Bakanlık’tan verilen yanıt şöyle:

“09-12-2019 tarihinde Trakya Tıp Fakültesi hastanesine sevk edildi. Bu aradaki muayenesinin ardından da Aralık ayı boyunca günlük rutin kontrolleri yapıldı. En son 09-01-2020 ve 15-01-2020 tarihlerinde kurum revirinde muayene edildi. Hastane süreçleriyle ilgili bilgilendirildi, daha sonra da reçete edilen ilaçlar temin edilerek kendisine iletildi. En son muayenesi bugün 15 Ocak itibariyle gerçekleştirilmiştir. Sağlık durumu iyi. Tedavisinin engellendiği veya geciktirildiğine ilişkin iddialar kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Cezaevi revirinde günlük rutinleri yapılmış ve ilaçları kendisine teslim edilmiştir.”

İHD: Bakan ‘Biz bunu kamuoyuna yansıdığında öğrendik’ dedi; esas mesele uzun tutukluluk

İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Doğan ve beraberindeki heyet de 15 Ocak 2020'de Adalet Bakanu Abdülhamit Gül ile bir toplantı gerçekleştirdi. Demirtaş’ın sağlık durumuna ilişkin Bakan Gül’le bir konuşmalarının olup olmadığını ve ne gibi bilgiler edindiklerini bir de Doğan’a sordum: “Elbette gündeme geldi. Bakan; “Biz bunu kamuoyuna yansıdığında öğrendik. Haberimiz yoktu” dedi. Sağlığının yakından takip edildiğini, gerekli randevuların alındığını, bir ihmal olmadığını, sıkı takip edildiğini ifade etti. Bundan sonra da sağlığıyla ilgili gerekli özen gösterilecektir dedi. Bu konuda benim aklımı kurcalayan bir şey olmadı. Ben asıl meselenin uzun tutukluluk olduğunu düşünüyorum. Bir insan, uzun süre F Tipi hapishanede kalırsa, ne kadar sağlığınıza dikkat ederseniz edin, ne kadar sağlık kontrolleriniz yapılırsa yapılsın sağlığı bozulabilir. Demirtaş’ın AİHM kararı uyarınca tahliye edilmesi gerekiyordu.”

Mahkemenin tutukluğu yönünde karar almasına ve bu uzun tutukluluk süreçlerine ilişkin Bakan’ın yorumlarının ne oluğunu ise Doğan şöyle anlattı: “Mahkemelerin yanlış uygulamalarının er ya da geç İstinaf ve Yargıtay tarafından düzeltildiğini söyledi. Biz de bu arada geçen zamanın uzun olduğunu, bu zaman diliminde birçok mağduriyetler yaşandığını ifade ettik. Sonuçta bunlar mahkemelerin tasarrufu ve Bakanlığın yapacak bir şeyi yok. Bakanlığın burada bir görevi, bir karışma durumu yok.”

Prof. Dr. Fincancı: “Cezaevindeki hastaların hastaneye yatırılarak tedavisi sağlanmalı”

Son olarak cezaevlerindeki çok sayıda hasta tutuklunun sorununu gündeme taşıyan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) başkanlığını yürüten Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’yla konuşuyoruz. “Bilinç kaybı ve dediğiniz kalbinin durması eğer gerçekse çok ciddi bir sorun” diyen Fincancı hastaneye sevkler sırasında yaşanan olumsuzluklara dikkat çekiyor:

“Cezaevlerinden sevk edilen mahpuslarla ilgili hastanelerin ve hekimlerin duyarlılığı olması gerekiyor. Hangi koşullar altında getirildikleri hekimler tarafından bilinmeli ve randevu sistemi yerine yatırılarak tedavilerinin yapılması sağlanmalı. Hekimin buradaki klinik kararının tamamen bağımsız olduğunu hatırlatmak isterim. Hekimler bağımsız karar vermeli. Hastanın sosyal koşulları gözetilerek kararlar alınmalı. Cezaevi çalışanları da hekimlerin kararlarına saygı göstermeli. Cezaevleriyle ilgili Mandela kuralları var. BM asgari koşulları değerlendirildiğinde; hem beslenmenin hem de oradaki egzersiz koşullarının düzenlenmesi gerekir ki tutuklular sağlıklı bir yaşam sürebilsin. Özgürlüğünden alıkonma kişinin sosyal ilişkilerinin tümüyle ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Uluslararası belgelere göre; tecrit olarak da tanımlandığı için işkence kapsamında değerlendirilmektedir.”

Cezaevi koşullarının çeşitliliğe ve daha geniş alanlarda sosyal ilişkilerini sürdürülmesinin sağlanmasıyla iyileştirilebileceğini vurgulayan Fincancı sözlerini şöyle tamamlıyor: “Oysa biliyoruz ki cezaevlerinde iki ya da üç kişilik mekânlarda sürekli aynı kişilerle mekân paylaşılıyor. Zaman zaman cezaevi nüfusunun çok artması nedeniyle çok daha kalabalık ortamlar olabiliyor. Kalabalık olması tecridi ortadan kaldıran bir durum değil. Sosyal ilişkilerin olması, binaların ısıtması, temiz su kaynağına erişim; bunların her biri sağlığın belirleyicileridir. Dolayasıyla bunların bozulması kişinin sağlığının bozulmasına yol açabilir. Tabi ben Sayın Demirtaş’ın sağlık sorunlarını bilme olanağına sahip değilim ama bu sadece Sayın Demirtaş’a değil, aslında özgürlüğünden alıkonmuş tüm insanlar için geçerli. Ne yazık ki tutukluluk bir cezaya dönüştürülmüş vaziyette. İnsanlar iddianame dahi olmadan yıllarca tutuklu kalıyor. Bu arada devlet unutmamalıdır ki özgürlüğünden alıkonmuş bu mekânlardaki insanların sağlık sorunlarından devlet sorumludur. Bunun için gereğini yapmak zorundadır.”

Bir, iki hafta içinde teşhisi açıklanabilir

Selahattin Demirtaş’ın 26 Kasım 2019 tarihinde rahatsızlanmasının ardından yaklaşık bir buçuk ay geçti. Bu süre içinde hastalığının teşhisi için birçok tetkik yapıldı. Ancak henüz bir bulguya rastlanmadığı, Trakya Üniversitesi Hastanesi doktorlarınca bir açıklama yapılmadığı ifade ediliyor. Edindiğimiz bilgiye göre, Demirtaş’ın hastalığının ne olduğu sorusu yaklaşık iki hafta içinde yanıtını bulabilecek. Şu ana kadar çıkan tetkik sonuçlarını inceleyen bağımsız doktorların hazırladıkları raporu kamuoyuna açıklamaları bekleniyor.

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.