Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Emek Gelir Desteği Paketi: Ekonomiye yeni bir canlanma umudu

euronews_icons_loading
Anadolu
Anadolu   -   ©  Anadolu
Metin boyutu Aa Aa

Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Erinç Yeldan ve ODTÜ’den Prof. Ebru Voyvoda, Covid-19 salgınının Türkiye ekonomisi üzerine etkileri ve politika alternatiflerinin makroekonomik genel denge analizi üzerine kapsamlı bir çalışmayı Çarşamba günü kamuoyuna duyurdu.

TÜBİTAK tarafından desteklenen ve Bilim Akademisi'nin popüler bilim yayın organı olan Sarkaç’ta özeti yayınlanan ve yenilikçi bir bakış açısıyla “Uygulamalı genel denge modellemesi”ne dayalı rapor, ulusal ekonominin üretim, istihdam, gelirlerin yaratılması, tasarruf ve tüketime dönüştürülmesi, ihracat-ithalat talepleri, piyasa dengelerinin oluşturulması süreçleri cebirsel denklemlerle değerlendiriliyor.

Tek bir paketle kapsamlı çözüm önerisi

Raporun en önemli tespiti ise, parça parça ve birbirinden kopuk ekonomik destek programları yerine, çerçevesi sunulan tek bir kamu politikası paketiyle birlikte hem hanehalklarının gelirlerinin korunması, hem de işsizliğin ve bütçe açığının azaltılmasının mümkün olduğu.

Bir diğer deyişle, raporda, daha önceki destek paketlerinde denenmiş olan “vatandaşları daha da borçlandırarak tüketimi kamçılama” etkisi eleştiriliyor ve bunun çok tehlikeli bir yöntem olduğu ileri sürülüyor. Zira, daha önceki paketlerin etkisiyle doğan, aşırı borçlanma riski, bu riskin yaratacağı belirsizlik ve güvensizlik, dolayısıyla mali piyasalarda şiddetlenecek finansal kırılganlık, reel gelirlere değil sanal ve hayali gelirlete dayalı sürdürülemez büyüme, birer "tehlike" olarak görülüyor.

Model sonuçlarına göre, Covid-19 kaynaklı ilk vakanın duyurulduğu Mart ayında Türkiye ekonomisinde arz ve talep yönünden yaşanan ilk anlık etkiye dair bir senaryo ortaya koyuyor ve karşılığında atılması gereken gelir ve maliye politikaları tasarlıyor.

Buna göre, salgının etkisiyle 2019 yılı sonuna kıyasla GSYİH’da yüzde 27’lik azalma, işsizlik oranında yüzde 34’lük artış öngörülüyor. Bütçe açığının ise milli gelire oranının yüzde 12’ye kadar yükselebileceği belirtiliyor.

Hanehalklarının kullanılabilir gelirleri yüzde 26,5 geriliyor, bu da toplam tüketim harcama talebinin yüzde 23 düşmesine yol açıyor ve yatırım harcamalarında %66,7’lik bir daralma bekleniyor.

Emek Gelir Desteği

Ancak, TÜBİTAK destekli raporda bu gidişata karşı alternatif bir ekonomik destekleme paketi olarak Emek Gelir Desteği paketi öneriliyor ve kamu kesiminden doğrudan gelir desteği şeklinde uygulanması bekleniyor.

Önerilen paket üç ayaktan oluşuyor:

(i) salgın krizinde işsiz kalan kişilere kayıtlı işgücünde ortalam ücret düzeyinin yarısı kadar sürekli gelir desteği sağlanması;

(ii) küçük ve orta boy şirketlerin (KOBİ'ler) ve kendi hesabına çalışan kesimin desteklenmesi;

(iii) kamunun tüketim harcamalarının %20 düzeyinde arttırılması

KOBİ'lerin desteklenmesi önemli

Paket önerisinin son dönemde dillendirilen "Yurttaşlık Geliri" önerilerinden temel farkı ise, herkesin yurttaş olmaktan kaynaklı gelir transferine konu olması yerine, öncelikle geçim derdi açısından akut durumda bulunan ve işsiz kalan emekçilere yönelmeyi önermesi. Dolayısıyla, kamu kaynakları spesifik bir gruba kanalize ediliyor.

KOBİ’lerin desteklenmesi özellikle önemli; zira bu işletmelerde yüksek sayıda iflasların olması bekleniyor, zira çalışma sermayeleri bulunmayan KOBİ’ler, pandemiyle birlikte işler durduğunda borç sarmalı içine girdiler.

Mali yükü 123 milyar TL olan ve 2019 yılı milli gelirinin yaklaşık yüzde 3’üne karşılık gelen bu destek paketleri ile GSYİH’daki azalmanın yüzde 16’ya, işsizlikteki tırmanışın ise yüzde 30’dan 17’ye doğru geri çekilmesi, bütçe açığının GSYİH’ya oranının ise yüzde 12’den yüzde 6 düzeyine gerilemesi hedefler arasında.

Krizde işini kaybeden kişilere sürekli bir gelir transferiyle desteklenmesi, KOBİ’lerin ve kendi hesabına çalışan kişilere maddi destek verilmesi de bu paket içerisinde yer alıyor.

Rapora göre; “kısıtlanan” hava yolu taşımacılığı, konaklama ve yiyecek hizmetleri ve turizm sektörlerinde ilk talep şokunun neden olduğu daralma %61 düzeyindeyken, tekstil ve giyim, petrol ürünleri, otomotiv, beyaz eşya ve makine sanayi, perakende ticaret ve kara taşımacılığında ise tüketim ve ihracat talebindeki daralma ise yüzde 26 olarak tespit ediliyor. Sağlık hizmetlerine ise salgın boyunca yüzde 20 oranında daha fazla talep olmuş. Bu tablo ise, salgın sırasında alınan sosyal tecrit tedbirlerinin, herhangi bir başka gelişmenin yaşanmaması varsayımıyla, bütün bir yıla yayılmış ekonomik etkilerine işaret ediyor.

Manevra alanı daraldı

euronews Türkçe’ye konuşan Yeldan, “Kriz Türkiye’yi 2018 finansal krizinin etkilerinin tamamen çözümlenmediği, ulusal ekonominin yıpranmış dengelerinin henüz onarılmamış olduğu bir konjonktürde etkiledi. Bütçe açığının milli gelirin yüzde üçüne ulaştığı, yüksek enflasyon ve dövizde belirsizliğin hüküm sürdüğü bu ortamda etkili kamu politikalarının uygulanması için manevra alanı daraldı” diyor.

“Krize karşı ulusal ekonominin sadece daha bol kredi ve hane halklarını daha da yoğun borçlandırmaya yönelik tüketim üzerinden canlandırabileceği düşüncesi bir yanılsamadır. Kamu kaynaklarının israfına yol açmakta, ekonomiye güveni sarsmaktadır” diye ekliyor Yeldan.

Alternatif politika seçeneklerinin sıralandığı modellemede, kayıtlı-kayıtsız yurtdışı sermaye hareketleri, hükümetin inşaat sektörüne yönelik olası destekleri ve Merkez Bankası’nın olası kredi ve takas anlaşması operasyonlarına dayalı döviz dalgalanmaları ise dahil edilmiyor.

Konaklama ve turizmde en çok üretim kaybı

Salgının etkisiyle oluşacağı tahmin edilen üretim kayıplarının sektörel dağılımının da geçtiğimiz seneyle kıyaslandığı raporda, en çok üretim kaybı yaşayan sektörler konaklama ve yiyecek hizmetleri ile turizm olarak gösteriliyor. Onu inşaat ve havayolu taşımacılığı izliyor. Bu sektörlerin tümünün ekonominin itici güçleri olması ise, pandemi sonrası süreçte bütüncül bir politika gereğini bir kez daha anımsatıyor. Zira sektörel istihdam kayıpları da en çok yine bu sektörlerde tespit ediliyor.

Raporda, “Böylesi bir modelin uygulanma koşulu, kuşkusuz ki siyasi irade ve politik kararlılığa bağlıdır. Gerek ekonominin kaynak kısıtları, gerekse sosyal dayanışma ve salgının yol açacağı (derinleştireceği) gelir eşitsizliği üzerine olan toplumsal duyarlılığımız, geliştirilecek politika alternatiflerinde önceliğin emek gelirlerine verilmesini gerekli kılıyor” diye belirtiliyor.

Peki bu iddialı paketin kaynak musluğu nereden açılacak? Prof. Yeldan'a göre, ya 130 milyar TL'lik işsizlik fonuna başvurulabilir, ya da servet ve dayanışma vergisi getirilebilir. Üçüncü seçenek ise, para basmak ve ek koşullandırma kabul etmemek kaydıyla Uluslararası Para Fonu'na (IMF) başvurmak.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun Nisan 2020 sayısında Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 5 daralacağını, enflasyonun bu yıl ve gelecek yıl yüzde 12 düzeyinde olacağını, işsizlik oranının ise bu yıl 17,2, gelecek yıl yüzde 15,6 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörmüştü.