Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Türkiye'nin avcılık açmazı: Ölüm kotaları mı hayvanları koruma mı?

HAYTAP
HAYTAP   -   ©  HAYTAP
Metin boyutu Aa Aa

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Dersim’de 17 dağ keçisini avlatmak için açtığı ihale kararına karşı il genelinde avcılığın yasaklanması konusunda sivil toplumun hız verdiği kampanya ve Dersim Kültürel Ve Doğal Miras Koruma Girişimi'nin iptal talebiyle açtığı dava, uzun zamandır gündemde yer bulmayan avcılık ve doğal hayatın korunması konularını yeniden tartışmaların üst sıralarına taşıdı.

2018-2019 döneminde toplam 4 bin 255 yaban hayvanının öldürüldüğü, bu dönemde 1539'u yabancı olmak üzere 2 bin 230 avcıya avlanma izni verildiği Türkiye'de avcılıkla ilgili politika ve uygulamalara Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak belirli aralıklarla toplanan Merkez Av Komisyonu (MAK) karar veriyor.

Son olarak 8 Temmuz'da gerçekleşen MAK toplantısında 2020-2021 av döneminde ülke genelinde geçerli olacak şekilde avcılıkla ilgili usul ve esaslar belirlenmiş; avlanma süreleri, avcı başına günlük avlanacak av hayvanı limiti, il genelinde yasaklanan türler, av hayvanlarından koruma altına alınacaklar ile avına izin verilenler, avlanmada kullanılması ve bulundurulması yasaklanan araç ve gereçler, avlanma usulleri konusunda kararlar verilmişti. Bakanlık buna göre şehir bazında ve avlanma alanlarına göre ihaleler açıyor.

Buna göre bu sene Anadolu yaban koyunu, ceylan, çengelboynuzlu dağ keçisi, karaca, melez yaban keçisi, kızıl geyik, yaban keçisi (teke, hatalı boynuzlu / şelek, dişi birey), yaban domuzu (sürek, bek, mücadele amaçlı) ve örnek avlaktaki türler" için avlanma izni verildi.

Rant ve lobicilik ayağı

Hayvan Hakları Federasyonu veya kısaca HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Kemal Şenpolat, avcılığın bir hobi ve para kazanma aracı olduğunu ve ardında ciddi bir rant sektörü olması sebebiyle lobicilik ayağının güçlü olduğunu belirtiyor.

euronews Türkçe'ye konuşan Şenpolat, "Biz ise HAYTAP olarak Don Kişotluk yapıyoruz. Zengin bir sınıfın elinde oyuncak haline gelmiş olan bir konuya karşı hayvanların neden öldürülmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz; çünkü kaçak avcılık ile yasal avcılık arasında bir fark görmüyoruz, her ikisi de hayata namlunun ucundan bakıyor" diyor.

Şenpolat, Tarım Orman Bakanlığı'nın hayvanları ve doğayı korumakla görevli olmasına rağmen onların öldürülmesi için ihaleye çıkmasını ve yaban hayatındaki hayvanların öldürülmesinden elde edilen gelirin turizme kazandırılması gibi gerekçelerin öne sürülmesini sert bir dille eleştiriyor.

"Biz bir süredir MAK'ta yer almak istiyoruz, görüşümüze başvurulmasını talep ediyoruz, ama bir türlü olumlu bir geri dönüş alamıyoruz. Bunun karşılığında avcılığın neden yanlış olduğunu ve bu konudaki çözüm önerilerimizi kendi sosyal medya olanaklarımız üzerinden ve üyelerimizi CİMER'e başvuruda bulunmaya teşvik ederek gündeme getirebiliyoruz" diyor Şenpolat.

HAYTAP, MAK'ın son toplantısında nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türlerinin avlanmasına izin verilmesi konusunda bir basın açıklaması hazırlamış ve görevlerinden biri tehlike altındaki türleri korumak olan Merkez Av Komisyonu’nun oy birliğiyle almış olduğu bu karara, “Yok etme, yaşat!” sloganıyla itiraz etmişti. Zira, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) verilerine göre, üveyik nüfusu son 40 senede %78, elmabaş patka nüfusu ise son 20 yılda %50 gibi çok büyük bir oranda azalmış bulunuyor.

Dersim'deki ihale geçici olarak ertelendi

Gelen kamuoyu tepkilerinin ardından, Dersim’in Aliboğazı ve Salördek bölgesinde 5, Darıkent ve Gökçek bölgesinde 5, Büyükyurt ve Çıralı bölgesinde 5 ve Derindere ile Kocatepe bölgesinde 2 olacak şekilde toplamda 17 dağ keçisinin kotalar belirlenerek öldürülmesinin gündeme geldiği ve 13 Temmuz'da yapılması beklenen ihale durduruldu.

Zira, Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi) uyarınca, yaban keçisi ve çengel boynuzlu dağ keçisi, “Kesin Koruma Altına Alınan Fauna Türleri” kategorisinde bulunuyor. Öte yandan, dağ keçileri, Türkiye’nin de taraf olduğu Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik’in (IUCN) kırmızı listesinde yer alıyor.

Taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca nesli tehlike altındaki türleri korumayı taahhüt eden Türkiye'de Anayasa’nın 90. Maddesi’ne göre imzacısı olunan uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde sayılıyor. Dolayısıyla hayvan hakları savunucuları itirazlarını bu temelden de dile getiriyorlar.

Ancak, Adana, Mersin, Kayseri, Hatay ve Niğde bölgesi için Tarım ve Orman Bakanlığı'nın açtığı ve 97 yaban keçisinin avını konu alan ihale 16 Temmuz Perşembe günü Adana'da yapılacak.

Avukat Şenpolat, kontrolsüz avcılığın kitlesel ve zincirleme etkiler doğurduğuna dikkat çekiyor ve yabancılara avcılık konusunda ayrıcalık verilip sektörün turizme katkı sağlaması yönündeki tekliflerin giderek daha fazla tartışılmasını eleştiriyor.

"Dersim'deki ihale geçici olarak ertelendi, ancak Malatya ve Maraş'ta muhtemelen devam edecek" diyen Şenpolat, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun avcılığı kapsamadığını, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nda ise nesli tükenmekte olan yaban hayvanlarının vurulmasına dair yetersiz cezalar öngördüğünü, bunun da cezasızlık açısından rahatlık doğurduğunu belirtiyor.

"Cezasızlık" ve "hesap verebilirlik" ikilemi

Geçtiğimiz günlerde Trabzon'un Of ilçesinde, avcıların öldürdüğü ayıya işkence ettiği görüntüler sosyal medya üzerinden paylaşılmış, HAYTAP ise avcılarla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu; çünkü 4915 sayılı yasaya muhalefetten bu durumda 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alınması ve kişilerin silahlarına el konması gerekiyor.

Öte yandan, Artvin Arhavi'de yavru ayıyı vurup vahşice köpeklere parcalatan Tanju Çakmak da 12 Temmuz'da yakalandı ve kendisine Kara Avcılığı Kanunu'na muhalefetten 2 ila 5 yıl arası hapis istemi ile soruşturma başlatıldı; avcılık belgesi olmadığı için 33 bin TL para cezası kesildi.

Bununla birlikte, Şenpolat'a göre, cezalar halen o kadar yetersiz ki, insanlar yaban hayatı içerisinde bir ayıyı öldürüp sosyal medya hesabından paylaşabiliyor, çünkü bu eylemlerinin cezasız kalacaklarının farkındalar.

"Bazen de ayılar köylüye rahatsızlık verdiği, mahsullerine zarar verdiği gerekçesiyle öldürülüyor. Benzeri durumlar için Bakanlığın bütçesinden köylülere her sene pay ayrılmalı ve hayvandan zarar görme hakkı çerçevesinde kendilerine tahsis edilmeli. İnsanı da mağdur edip toplumu karşısına almamak gerek bu süreçte" diyor Şenpolat.

HAYTAP, yaban hayvanlarının korunması yerine öldürme kotalarının artırılmasını eleştirerek, bu şekilde ekosistemin dengesinin bozulduğuna dikkat çekiyor.

Öte yandan uzmanlar Kara Avcılığı Kanunu'nun ihlal edildiği durumlarda beş yıla kadar ceza olduğunu, ama bunun fiili olarak hapis cezasına dönüştürülmemesi sebebiyle caydırıcılığının ve yaptırım gücünün kalmadığını kaydediyorlar.

Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılında Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefetten 5 bin 224 kişi hakkında işlem yapıldığını, 2019 yılı için Türkiye’de kayıtlı avcı sayısının 288 bin 417 olduğunu açıklamıştı.

WWF'nin öncelikleri nedir?

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, euronews Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün her yıl av turizmi acentelerine yaban keçisi, yaban koyunu, çengel boynuzlu dağ keçisi ile kızıl geyik, ceylan ve karaca gibi türlerin aralarında bulunduğu birçok yaban hayvanının avlattırılmasına yönelik kota vermesi ve turizm acentelerinin de elde ettikleri kotaları avcı turistlere satması sonucunda her yıl Türkiye'nin önemli canlı türlerinin av turizminin hedefi olduğuna dikkat çekiyor:

"Doğal yaşam ortamları hızla daralan yabani hayvanların ister istemez insanlarla karşı karşıya gelmesi, kamuoyunda bu türlerin sayılarında artış olduğu algısı yaratırken avcılık turizmini meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanılıyor" diyor Dr. Kalem.

Ancak, WWF-Türkiye, bu türlere ilişkin kapsamlı ve güvenilir verilerin bulunmamasını önemli bir eksiklik olarak görüyor ve söz konusu izinler verilirken sayılarının gerçekte artıp artmadığının bilinmediğini, böylesine kritik kararlar alınırken, elde güvenilir bilimsel verilerin olmadığı bir ortamda gözlemlere dayanarak verildiğini eleştiriyor.

"Bir diğer sorun da yasal olarak izinli avcılık yapan turistlerin bu etkinlik sırasında trofe değeri en yüksek (en büyük) “ihtişamlı” bireyleri bularak öldürme arzusu. Söz konusu bireyler türün en sağlıklı erkek bireyleri olduğundan o alandaki popülasyonu genetik olarak zayıflamakta ve türlerin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesi de tehlikeye atılmaktadır" diyor Dr. Kalem.

MAK'ta STK'lar temsil edilecek, ama hangileri?

Bu açıdan Dr. Kalem, geçtiğimiz günlerde görüşülen ve TBMM Genel Kurulu’na sunulan Merkez Av Komisyonu’nun (MAK) üye sayısının bilim insanları ve doğa koruma alanında çalışan sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile 21’den 25’e çıkması teklifini olumlu buluyor ve MAK’ın yeni yapısının TBMM Genel Kurulu’nda kabulünü beklediğini belirtiyor.

Halihazırda MAK'ın 21 üyesinden 9’u avcı, 1’i avlak sahibi, 1’i Atıcılık ve Avcılık Federasyonu, 1’i ise çalışma alanı belirlenmemiş bir sivil toplum kuruluşu olarak kaydediliyor. Dolayısıyla, çoğunluğu avcılardan oluşan bu komisyonda sektördeki hak savunucuları yer almıyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin imzasını taşıyan söz konusu kanun teklifi, Merkez Av Komisyonu'nda STK'ların temsilci bulundurmasına yeşil ışık yakıyor. Yeni yapı kabul edilirse WWF-Türkiye ve HAYTAP da söz konusu Komisyon'a dahil olma beklentisi içerisinde.

WWF-Türkiye, Covid-19 salgınıyla yaban hayvanlarının durumunun da bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor:

"Tüm dünyayı etkisi altına alan, yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan, toplumsal hayatı derinden sarsan ve hala sürmekte olan Covid-19 salgını zoonoz yani hayvandan insana bulaşan bir virüs nedeniyle ortaya çıkmıştır. Yaban hayvanlarının avlanıp temas edilmesi ve tüketilmesi zoonoz etkenlerin insanlara başlıca bulaşma yollarıdır. Yaban keçisi gibi yabani çift tırnaklılar şarbon, brusellozis, listeriozis, kist hidatik, Kırım Kongo kanamalı ateşi gibi insanlar için oldukça tehlikeli zoonoz hastalıkların taşıyıcısıdır. Bu yönüyle avcılık kamu sağlığı açısından da risk oluşturuyor. Ülkemizin yaban hayatının ve biyolojik değerlerinin korunması için avcılıkla ilgili düzenlemelerin doğa koruma STK'larının katılımı ile, bilimsel veriler ışığında yapılması; kaçak avcılıkla mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi gerekiyor" diyor Dr. Kalem.

"Avcılık da av turizmi de yasaklanmalı"

Türkiye'de hayvan hakları ihlallerini raporlayan ve bu ihlallere karşılık yaptırım getirilmesi için uzunca bir süredir mücadele veren Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) de uzunca bir süredir "Avcılık da av turizmi de yasaklanmalı" çağrısında bulunuyordu.

Geçtiğimiz sene öldürülen hayvanların Avlak Yönetimi Bilgi Sistemi'ne (AVBİS) avcılar tarafından düzenli şekilde girilmemesi sebebiyle, 2018-2019 av sezonunda öldürülen yaban hayvanı sayısı tam olarak kayıt altına alınamamıştı.

Peki, "avcılık ekonomisi"nin boyutları ne düzeyde?

HAKİM koordinatörü Fatma Biltekin, avcılık ekonomisi dendiğinde aslında iki şeyden bahsedildiğini kaydediyor: biri devletin yasal avcılıktan elde ettiği para bir diğeri ise kaçak avcılıktan elde ettiği gelir.

euronews Türkçe'ye konuşan Biltekin, "Her sene katledilmesi için sayıları belirlenen hayvanların öldürülmesi için avcıların hayvan başına ödediği miktar, yasal avcıların devlete ödediği paralar, av turizmi geliri; “legal öldürme” sonucu elde edilen gelirlerdir. Diğeri ise Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefetten kesilen idari para cezaları, el konulan ekipmanların satışından elde edilen gelirdir" diyor.

2018-2019 av yılında elde edilen gelir 74.9 milyon Lira, 9 yılda barınak ve kısırlaştırmaya ayrılan para ise 40.7 milyon lira düzeyde. 2019 yılında 1539 yabancı avcı Türkiye’de avlandı. 2019 yılında av turizminden elde edilen gelir 6.801.451 lira olup; 2019-2020 av sezonunda yasal avcılar yaban keçilerini ortalama 7.000 lira, kızıl geyikleri ortalama 10.000 lira, Anadolu Yaban Koyunları için ortalama 110 bin TL ödeyerek yasal olarak öldürdü.

"Öldürmenin yasalı olmaz"

Biltekin, "Öldürmenin yasalı olmaz, cinayet cinayettir" diyor ve son dönemde avcılık karşıtı kamuoyu tepkisini hayvan hakları açısından çok önemli buluyor:

"Geçtiğimiz günlerde Meclis Tarım Komisyonu'nda “Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” görüşülürken ihdas edilen bir öneri, Kara Avcılığı Kanunu’nun 9. Maddesinde bir değişiklik teklif ediyor. Öneri, “zararlı” olduğu iddia edilen hayvanların avlanması için ücret ödemeyecek kişilere dair usul ve esaslar bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelik ile belirlensin diyor. Yani bu şu demek: Eskiden öldürüyordunuz, ama şimdi daha kolay öldürmenizi istiyoruz, ücret ödemeyin, izin almayın gerek yok. Biz yıllardır hayvanların haklarını koruyacak bir yasa beklerken ve bunun için mücadele ederken avcıların işini kolaylaştırılacak bir yasa teklif ediliyor. Bu çok fazla tepki çekti tabi. Ayrıca ülkemizde yaban hayatı bitme noktasına geldiği için, insanların öldürme arzularını tatmin ederken bir hayvanın ölümüne sebep olması topluma kabul edilemez gelmeye başladı artık."

Konu bir süredir psikiyatristlerin de gündeminde. Son olarak, psikiyatrist Prof. Arif Verimli, avcılığın ağır bir kişilik bozukluğu olduğunu belirtmiş ve avcıların bilişsel reflekslerine dair bir çözümlemede bulunmuştu.

Hayvan hakları konusunda farkındalık çalışmaları yürüten avukat Tülay Bingöl ise, hukukçuların ve hak savunucularının "avcılık" denildiğinde ilk itiraz ettikleri noktanın "yaşam hakkı" ile ilgili olduğunu kaydediyor.

euronews Türkçe'ye konuşan Bingöl, "Yaşam her canlı için kutsaldır, türcü bir bakış açısıyla bunu sadece insanlar bakımından savunmak, hak savunuculuğunun özüyle bağdaşmaz. Hayvan hakları ihlallerine karşı uzunca bir süredir beklediğimiz, cezai yaptırımları içeren bir yasal değişiklik ihtiyacı var. Hayvana şiddetin her geçen gün arttığı bir ortamda, "Avcılık" alanının daha da genişletilmesi kabul edilemez. Esasen hayvan haklarını benimsemiş bir ülkede, avcılığın tamamen yasaklanmış olması gerekir" diyor.

Güncel mevzuata göre 4915 sayılı "Kara Avcılığı Kanunu" 6.maddesinde, avlanma esas ve usullerinin tek tek sayıldığını ve kriterler konmasına rağmen Bingöl'e göre bir avcının av esnasında, bu kurallara uyup uymadığını belirlemek pek de kolay değil:

"Orman Bakanlığı yetkilileri mi av faaliyetlerine eşlik edecek ve denetim yapacak? Bu kuralların hayata geçirilebilir ve rasyonel olduğunu düşünmüyorum. Zira, toplumda infial yaratan avlanma görüntülerine, aslında avcıların övünme maksadıyla herkese açık olarak yaptıkları paylaşımlar vesilesiyle haberdar oluyoruz. Avcılığın görünmeyen yüzünde kimbilir neler yaşanıyor insan düşünmek dahi istemiyor" diyor Bingöl.

Bu açıdan, Bingöl'e göre, avlanma bölgelerinde kamera sistemlerinin kurulması, caydırıcılık ve denetim açısından bir gelişme sayılabilir; ancak, avcılığın gittikçe genişletilmesi hatta turizm hedefleri arasına konulması kabul edilemez niteliktedir.

"Tam aksine bir an önce avcılık faaliyetlerinin sonlandırılarak, tüm dünyaya karşı övünç duyabileceğimiz bir adım atmalıyız ülke olarak. Meclisten beklentimiz bu yöndedir" diye ekliyor Bingöl.