Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Almanya'da 'gizli çifte vatandaşlara' huzur yok | Görüş

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

2005 yılında yayınladığım bir yazıda ‘Çifte vatandaşlık konusu bizleri yıllardır uğraştırmakla birlikte, son aylarda Almanya’da yeni bir boyut kazandı. Almanya Göç Yasası’nın 38’inci maddesini de göstererek son bir ültimatom verdi. Alman yetkili makamlarından izin almaksızın 1 Ocak 2000 tarihinden sonra tekrar başka bir ülkenin vatandaşlığını gönüllü olarak alanlar, en geç 30 Haziran 2005 tarihine kadar vatandaşlık dairelerine bildirimde bulunacaklar’ demişim.

Bu ‘yılan hikayesi’ hala bitmedi. Şimdi de hala vatandaşlık daireleri vatandaşlara yazı göndererek başka bir vatandaşlıkları olup olmadıklarını soruyorlar. Gizli çifte vatandaş olanlar haklı olarak çok tedirginler.

Bu son uyarının hukuksal temeli şu: 1 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren Alman Vatandaşlık Yasası, Alman makamlarının iznini almaksızın başka bir vatandaşlığa geçen kişi Alman vatandaşlığını Otomatikman kaybeder. Sayın OTTO Schily’nin böyle bir ‘hizmeti’ olmuştur. 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren Göç Yasası’nın (daha doğrusu Yerleşim Yasası) 38’inci maddesinin 1’inci fıkrası, kayıptan haberdar olunmasından en geç altı ay içerisinde yetkili makamdan oturma izni talep edilmesini zorunlu koşuyor.

Çifte vatandaşların durumunu tekrar Türk vatandaşlığına geçiş tarihlerini dikkate alarak üç ana bölüme ayırmak doğru olur.

1) 1 Ocak 2000 tarihinden önce başvurup ve yine bu tarihten önce bakanlar kurulu kararıyla tekrar Türk vatandaşlığını alanlar: Bunların sorunu olmadığı hep söylenmekte. Bu kural olarak doğru ancak ayrıntıda değil. 2000 yılından önce Almanya’da yaşayan bir Alman vatandaşının Türk vatandaşlığını almasının önünde hukuksal bir engel yoktu. Ancak Türk vatandaşlığından çıkma niyeti olmadığı halde, sırf Alman vatandaşlığına girme koşullarını yerine getirmek için Türk vatandaşlığından çıkıp hemen tekrar girenlerin tavrı kanuna karşı hile olarak değerlendirilip, vatandaşlıkları geri alınabilir. Bir de Türkiye’de ikamet ederken tekrar Türk vatandaşlığını alanlar bunu 2000 tarihinden önce yapmış olsalar dahi Alman vatandaşlığını kaybederler.

2) Durumu en üzücü olanlar, 2000 yılından önce eski hukuka güvenerek Türk vatandaşlığı başvurusunda bulunup da, Türk vatandaşlığına alınma konusundaki bakanlar kurulu kararı 1 Ocak 2000 tarihinden sonra verilenler. Alman vatandaşlık yasasına göre bunlar Alman vatandaşlığını kaybediyorlar, çünkü yeni yasaya göre vatandaşlığın alındığı tarih asıl olandır, başvuru tarihi değil. Bize göre bu durumda olan kişilerin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Adalet Divanı dahil tüm hukuksal yolları zorlamaları gerekmektedir. Çünkü bize göre, vatandaşlık yasası, geçici bir madde ile bu ara dönemdeki kişilerin durumlarını gözetmediği için, idare hukukunun temeli olan “kanuna olan güvenin korunması (Vertrauenschutz)” ilkesini ihlal etmektedir.

3) 1 Ocak 2000 tarihinden sonra yetkili makam izni olmaksızın tekrar Türk vatandaşlığına geçmek için başvuranların, Alman vatandaşlığını kaybetmeyi göze aldıkları düşünülecektir. Bu durumda olanlar daha çok bir çaresizliğin ifadesi olarak tekrar Türk vatandaşlığına başvurmuşlardır. Bu kişiler Türk vatandaşlığından çıkıp, Türkiye'deki hakları konusunda “Pembe Kart” ve sonra ‘Mavi Kart’ ile yetinmek konusunda aslında samimi davrandıklarına şahit oluyoruz. Ancak pembe kartın ve mavi kartın olumlu bir düzenleme olmakla birlikte, uygulama zorlukları doğurduğunu ya kendileri bizzat yaşamışlar ya da gazetelerde bu konuda her gün yeni bir haber okumuşlardır.

Çifte vatandaşlık mağdurlarının hemen tamamı, Almanya’da beş yıldan daha fazla Alman vatandaşı olarak yaşamadıklarından, bunlara bir yıllık sınırlı bir oturma izni verilecek.

Bu aşamada şu üç sonuca doğru hukuk mücadelesi vermek gerek:

1) Alman vatandaşı olacak kadar bu ülkeye uyum sağlamış insanlara, yeni gelmiş biri gibi bir yıl ile sınırlı bir oturma izni vermek, idare hukukunun “kazanılmış hakların korunması” ilkesinin açık ihlalidir. “Ben yaptım oldu yasası” ile insanların yıllarca emeğinin sonucu olan oturma hakkı çalınamaz. Bu konuda Alman Anayasası, Almanya’nın taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Ortaklık Sözleşmeleri masaya yatırılmalıdır.

2) Mağdurlar tekrar Alman vatandaşlığını alma başvurusunda bulur iseler, bu kişilerin daha belli yıllar boyunca Almanya’da oturmuş olmaları koşulu geleceğe yönelik aranamaz. Çünkü “Almanya’da sekiz yıl boyunca kesintisiz olarak oturma” koşulunu bu kişiler yerine getirmektedirler. Bu kişilerin yasal oturumunda bir kesinti olmamıştır.

3) 2000 yılından önce Türk vatandaşlığına geçmek için başvurmuş ancak vatandaşlığa alınması 2000 yılından sonra gerçekleşmiş kişilerin yasaya olan güveni korunmalı ve Alman vatandaşlıkları kaybettirilmemelidir.

2008 yılından itibaren bu konularda önemli mahkeme kararları alındı. Bunları bir sonraki yazımızda inceleyelim.

Av. Memet Kılıç,

1993 yılından bu yana vatandaşlık hukuku konusunu araştıran ve Almanya Federal Parlamentosu’nun uzman olarak görüşlerine başvurduğu kişi. Alman mahkemelerine Türk hukuku konusunda bilirkişi. Ankara ve Karlsruhe/Almanya Baroları Üyesi