Alman Yeşiller milletvekili Sergey Lagodinsky, Euronews için kaleme aldığı görüş yazısında, iş birliği ya da Grönland’ın bağımsızlığı sağlanamazsa adaya yapılacak önleyici bir AB askeri konuşlandırmasının ABD ile yaşanabilecek bir gerilimi önleyebileceğini savunuyor.
Dokuz ay önce Nuuk’a (Grönland'ın başkenti) doğru yola çıkmıştım. Beş saatlik bir yolculuğun ardından karla kaplı ada nihayet göründü ancak uçak, yoğun sis nedeniyle aniden keskin bir U dönüşü yaptı.
Beş saat sonra gidiş-dönüş yolculuğunu tamamlamıştık. Kopenhag’dan Kopenhag’a gitmem tam 10 saat sürdü. Grönland gizemini koruyordu: Hakkında konuşması kolay, ulaşması zor.
Sanki 1970’lerden kalma bir sahneydi. Ancak bu gerçeklik hiç de eskimiş sayılmaz. ABD Başkanı Donald Trump’ın şekillendirdiği yeni dünyada NATO, artık yalnızca doğu kanadını değil, giderek artan biçimde batı sınırını da gözetmek zorunda.
Birkaç gün içinde Venezuela'da yaşananlar, Batı Yarımküre'ye; oradan Grönland'a ve nihayetinde NATO açısından ivme kazanan bir krize dönüştü. Ukrayna ise şimdiden uzak bir savaş gibi hissediliyor.
AB açısından Grönland giderek büyüyen bir ikilem anlamına geliyor: Aşırı angajman mı, geri çekilme mi? Bu, NATO’nun kendi yarattığı bir kriz: Üyenin üyeye karşı karşıya geldiği ve varoluşsal nitelik taşıyan bir durum.
Bu noktada içi boş “derin endişe” açıklamalarına ya da kışkırtıcı söylemlere yer yok. Yanıtımız öngörü, hazırlık ve eylem olmalı. Üstelik bu yanıt, duruma özel olarak tasarlanmalı. Üç senaryo hazırlanmalı ve her birinden zorlu, uzun vadeli sonuçlar çıkarmalıyız.
ABD - Grönland iş birliği ileriye giden yoldur
Tercih edilen yol, iş birliğidir. Normal bir dünyada, Grönland’ın toprak statüsünden bağımsız olarak Amerikan güvenlik kaygılarını karşılamak mümkündür.
1941 tarihli ve tartışmalı Grönland Antlaşması ile başlayan, NATO ile uyumlu ve hâlen geçerli olan 1951 Anlaşması’yla devam eden ve Grönland’a söz hakkı tanıyan 2004 tarihli Igaliku değişikliğiyle tamamlanan üç savunma anlaşması, ABD ordusu için daha derin iş birliği ve daha geniş haklar sağlayabilecek sağlam ve esnek bir zemin sunuyor.
Bu anlaşmalar çerçevesinde ABD’nin askeri varlığını artırmak mümkün. Kuzey ülkelerinin dışişleri bakanlarının yakın zamanda vurguladığı üzere, NATO’nun Arktik bölgesindeki iş birliği de güçlendirilebilir.
Grönland’ın AB üyesi olmaması nedeniyle ABD ile ekonomik iş birliği de bir diğer seçenek.
Ancak iş birliğinin ön koşulları var. ABD, Danimarka’nın egemenliğini ve Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkını resmen tanımalı.
Trump’ın öngörülemezliği göz önüne alındığında, Danimarka yönetimi ve Grönland hakları açıkça güvence altına alınmadan ABD varlığının genişletilmesi bir tuzağa dönüşebilir. Daha fazla Amerikan varlığı, ileride olası bir ilhaka giden yolun başlangıcı olabilir.
Mevcut yönetimin iş birliğini gerçekten istediğinden şüpheliyim. Washington’dan gelen sesler ortaklık değil, sahiplenme arzusuna işaret ediyor.
Bu durumda senaryolar karmaşıklaşıyor. Yine de, belirli koşullar altında, Avrupa açısından kabul edilebilir görünen bir seçenek hâlâ mevcut.
Grönland’ın bağımsızlığı mümkün
Kabul edilebilir senaryo, AB’nin ve Kopenhag’ın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına saygı konusundaki inandırıcılığını sınayacaktır.
Grönland’ın bağımsız bir devlet hâline gelmesi, 2009 tarihli Öz Yönetim Yasası kapsamında mümkün ve meşrudur.
Bazı Amerikalı yetkililer ve iş insanları, Grönland’ın bağımsızlığını kolaylaştırmaya ve sonrasında Marshall Adaları örneğine benzer şekilde Grönland ile yakın bir ilişki kurmaya istekli görünüyor.
Bu yol meşrudur. Ancak ciddi çekinceler barındırır ve net ön koşulların yerine getirilmesini gerektirir.
Her şeyden önce bu süreç hızlı değildir. Danimarka ile Grönland arasında yürütülecek müzakerelerin iki hükümet arasında bir anlaşmayla sonuçlanması, bu anlaşmanın Grönland parlamentosu tarafından onaylanması ve Grönland halkının katılacağı bir referandumla mühürlenmesi gerekir.
Ardından anlaşmanın Danimarka parlamentosu tarafından da onaylanması zorunludur. Sürecin hukuki çerçevesi vardır ve bu çerçeve önemlidir.
Bu seçeneğin kabul edilebilir olabilmesi için iki temel koşulun yerine getirilmesi gerekir. Grönland halkının ve Danimarka siyasi liderliğinin iradesine saygı gösterilecekse, bu irade özgür ve bilinçli olmalıdır.
Birincisi, ABD yönetimi askeri güç kullanma tehditlerine son vermelidir. Uluslararası hukuka göre güç kullanma tehdidi, fiilî güç kullanımı kadar hukuka aykırıdır. Baskı altında yürütülen müzakereler kabul edilemez.
İkincisi, propaganda olmamalıdır. AB, özellikle sosyal medya üzerinden yürütülebilecek dış baskı ve manipülasyona karşı şimdiden stratejik bir dezenformasyonla mücadele süreci başlatmalıdır.
Ancak tehditler ortadan kaldırılır ve dezenformasyon etkisiz hâle getirilirse bu, Amerikan yönetimiyle birlikte bağımsızlık gerçekçi bir seçenek hâline gelebilir.
Bağımsızlık müzakerelerinin gerektirdiği zaman ve ABD’deki ara seçimler öncesindeki dar siyasi takvim göz önüne alındığında, Washington’da üçüncü bir seçenek cazip görünebilir. Ancak bu seçenek herkes için yıkıcı olur: çatışmacı senaryo, yani zorla el koyma.
Burada iki nokta önemlidir. İlki, en olası biçimin ani bir 'oldu-bitti' olmasıdır.
Bu da, bugün Pituffik Uzay Üssü’nde bulunan yaklaşık 150 Amerikan askerinin sayısında ani ve keskin bir artış anlamına gelir.
AB askerleri sahada
Bu senaryoya karşı koyabilmek için, Danimarkalı olsun ya da olmasın, Avrupa birliklerinin Grönland’da önceden konuşlandırılması gerekir. Bu adım, Avrupa’nın sahada dayatılmış oldu-bittilerle karşı karşıya bırakılmasının eşiğini yükseltecektir.
İkinci olarak, sonuçlara ilişkin netlik şarttır. ABD ile Avrupa Birliği arasında bir savaşın ne arzu edilir ne de kazanılabilir olduğuna kimse inanmıyor.
Ancak AB’ye yönelik askerî bir hamle, savunma iş birliği, piyasalar ve ABD’ye yönelik küresel güven açısından yıkıcı sonuçlar doğurur. Yalnızca bir yönetim için değil, ülkenin kendisi için. Sonuçlar listesini hazırlamak karanlık bir iş olabilir; ama zorunludur.
Ardından ev ödevi gelir. Avrupa, askerî, ekonomik ya da finansal bağımlılıkların kendisine karşı kullanılması hâlinde neyi, nasıl telafi edebileceğini bilmek zorundadır.
Stratejik kaldıraçlara, kritik teknolojilere ve piyasa yapılarına alternatifler tasarlamak zordur. Ancak bu durumda AB’nin başka seçeneği yok. Hazırlıkların hızla ilerlemesi gerekir.
Aynı zamanda kurumsal yapılarımızı da yeniden düşünmeliyiz. Avrupa’nın savunma alanında hızlı ve stratejik karar alabilecek bir merkeze ihtiyacı var.
Bu nedenle, en etkili ülkelerden oluşan ve Avrupa Parlamentosu Başkanı’nın da yer aldığı, “Gönüllüler Koalisyonu” adına karar alabilecek küçük ama güçlü bir Avrupa Güvenlik Konseyi’ni savunuyorum.
Son olarak, Avrupa Washington ile iş birliğini terk etmemeli. Ancak Mar-a-Lago’daki ruh hâllerine bağlı, sürekli alarm durumunda bir yaşam da sürdürülemez.
ABD’yi NATO içinde tutmak kritik önemde. Ancak Avrupa’nın geceleri güven içinde uyuyabilmesini sağlayacak olan, yalnızca daha güçlü Avrupa kapasitesi ve özerk karar alma yeteneğidir.
Sergey Lagodinsky, Almanya’dan seçilmiş, Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Greens/EFA) grubuna mensup bir Avrupa Parlamentosu üyesidir.