Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Salgın döneminde çalışan doktorlar anlatıyor: Sistem, hasta ve doktoru karşı karşıya getiriyor

Covid hastasıyla ilgilenen bir sağlık çalışanı/arşiv
Covid hastasıyla ilgilenen bir sağlık çalışanı/arşiv   -   ©  AP Photo
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’de ilk vakanın tespit edildiği mart ayından bu yana, 5 Ekim tarihi itibariyle 324 bin kişi enfekte oldu, 8 binden fazla insan hayatını kaybetti. Türk Tabipler Birliği (TTB) verilerine göre hayatını kaybedenlerin 43’ü hekim olmak üzere 100’ü sağlık çalışanı.

Onlarca sağlık çalışanı salgın döneminde de devam eden sağlıkta şiddet, Covid-19’un meslek hastalığı sayılmaması ve zorlu çalışma koşulları nedeniyle istifa etti. Türkiye’de sağlık sisteminden kaynaklı sorunların salgın döneminde baş edilemez bir hale geldiğini ifade eden hekimler, salgın döneminde yaşadıklarını Euronews Türkçe için anlattı.

“Sağlık sistemindeki sorunların faturası sağlık çalışanlarına kesiliyor”

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde maske takması için uyardığı kişi tarafından uğradığı şiddet sonrası gözünü kaybeden sağlık çalışını Rıfat Babayiğit’i ve Ankara'nın Keçiören ilçesinde, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden kişinin yakınlarının acil servisteki sağlık görevlilerine saldırmasını anımsatan TTB önceki merkez konseyi başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Sağlık sistemindeki tüm sorunların faturası hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına kesiliyor. Sağlık çalışanlarını kendini değersiz ve tükenmiş hissediyor. Sağlık sistemindeki sorunların nedeni AKP dönemi liberal sağlık politikaları ve toplumdaki yozlaşmadır” diyor.

Bursa Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Alpaslan Türkkan, sadece Bursa’da kamu kurumlarından istifa eden hekim sayısının 33’e yükseldiğini belirterek, “İstifa eden hekimlerin bir kısmı özel sektöre geçti bir kısmı özel muayenehane açtı, küçük bir kısmı ise emekliye ayrıldı. Bunun nedenleri tartışılmalı. Hastanelerde, hasta yatıracak yer kalmadı. İl Pandemi Kurulu’nda yer almak istediğimizi Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne ilettik ancak cevap bile vermediler” diyerek salgında meslek örgütlerinin saf dışı bırakıldığı aktarıyor.

“Sadece iki kez özel hastanede test yaptırabildim”

Ankara’da görev yapan Dr. Başar Beyoğlu, 2003 yılında başlayan sağlıkta dönüşüm programı kapsamında sağlık sisteminin metalaştırılarak hasta ve hekimin karşı karşıya getirildiği görüşünde. Türkiye’de vaka sayıları arttıkça sağlık sisteminin alarm verdiğini kaydeden Beyoğlu, “Hekim olarak pandemi sürecinde diğer meslektaşlarımdan farklı bir şey yaşamadım. Maske ve ekipman bulamadım, günlerce evime gidemedim. Aylık 350 saatten fazla çalıştım. Her gün test yaptırma şansına sahip insanların aksine sağlık personeli olmama rağmen sadece iki kez özel hastanede ücretiyle test yaptırabildim” diyor.

İstifa eden hekimleri anladığını söyleyen Beyoğlu, “Cepheden, savaştan kaçtıkları söyleniyor ancak ben hiçbir halkın savaş sırasında kendi askerini vurduğunu görmedim. Bu nedenle evet istifa etmeyi sadece ben her meslektaşım her dakika istifa düşüncesi ile yaşıyordur. Şiddete uğradığımızda yasayı uygulatmak yerine bakanın tweet atması istifa sebeplerinin başında geliyor” diye konuşuyor.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre, meslek hastalığı sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hali olarak tanımlanıyor. Covid-19, meslek hastalığı olarak kabul edilmediği için meslek hastalığı sebebiyle sağlık çalışanlarının meslekte kazanma güçlerinde kayıp olması durumunda, buna bağlı olarak tazminat süreçleri yürütülemiyor.

Ayda 400 saate yakın mesai

Yoğun tempolu çalışma sonucu ikincil hastalıklara bağlı ölümün dünya genelinde Karoşi olarak tanındığını ancak Türkiye’de salgın esnasında Covid-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmediğini söyleyen Beyoğlu, “10 gün önce 37 yaşındaki genç bir hekim arkadaşım kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. Bilinen bir hastalığı yoktu ancak her hekim gibi ayda 400 saate yakın çalışıyordu. Hekimleri ölüme terk etmek, şiddetin kucağına atmak, başlarına bir şey gelirse ailesini açlığa terk etmek bir yönetim anlayışı” diye soruyor.

“Sağlık personeli virüs karşı savunmasız bırakılıyor”

Nöroloji uzmanı Dr. Özlem Aral Arpat, İstanbul’da özel bir hastanede görev yapıyor. Salgın nedeniyle özel hastanelere olan ilgilinin artığını aktaran Arpat, “Bazı test ve tetkiklerin yapılması Covid-19 nedeniyle durma noktasına geldi. Hal böyle olunca onkoloji, nöroloji, hematoloji servisi hastaları ve kronik takip gerektiren hastalar özel hastaneler geliyor. Hastalarımızda belirti olmasa bile virüsün buluşma riski yüksek” diyor.

Covid-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılmaması değinen Arpat, “Bunun tam bir aymazlık olduğunu düşünüyorum. Sağlık personeli virüs karşı savunmasız bırakılıyor. Çoğu yerde ekipmansız çalışan sağlıkçıların bu hastalık yüzünden yaşadıkları mağduriyeti görmezden geliniyor. Mesleki açıdan yaygın bir tükenmişlik sendromu içerisindeyiz” diyor.

“Yardımcı sağlık personelinin istifa etme şansı yok”

Dr. Mihriban Yıldırım Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi psikiyatri bölümünde uzmanlık eğitimi alıyor. Salgının iyi yönetildiğine dair algı yaratıldığını ifade eden Yıldırım, “Covid-19 nedeniyle hastaneye gelen kişiler durumun yaratılan algı gibi olmadığını görüyor. Aksaklıkları görünce şiddet bize yöneliyor” diyor.

Aynı zamanda Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi olan Yıldırım, hekim ve hemşirelerin istifa etse bile iş bulmasının temizlik personeli ve hasta bakıcılara göre daha kolay olduğuna dikkat çekiyor. Yardımcı sağlık personelinin düşük ücretlere, güvencesiz ve zor şartlar altında çalıştığını kaydeden Yıldırım, “Ek ödemelerden faydalanamadıkları gibi koruyucu ekipman yetersizliği durumunda virüs riski altında çalışıyorlar. Bir hekim ya da hemşire kadar ekipmana kolay ulaşamayan yardımcı sağlık personelinin istifa etme şansı bile yok” diyerek eşitsizliğe dikkat çekiyor.