Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Anayasa 'Tek kişi yönetimi oyuncağı' olamaz | Görüş

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Demokratik muhalefet partilerinin, güçlendirilmiş parlamenter rejim ereğinde anayasa ön çalışmalarına ivme kazandırdıkları bir sırada, 1 Şubat akşamı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şimdi yeni anayasa vakti” sözleri ile yaratılmak istenen taktiksel ve yapay anayasa gündemi, Türkiye’nin anayasa sorunsalı üzerine doğru ve gerçek bilginin paylaşımını gerekli kılmaktadır.

Bugünlere, Serbest Anayasa Kamuoyunun Yok Edilmesiyle Gelindi

OHAL ortam ve koşullarında gerçekleştirilen ve Türkiye siyasi tarihindeki en büyük kopuş olan 2017 Anayasa değişikliği ve halkoylaması esnasında, devlet olanaklarının lehine seferber edilen “evet” ile resmen terörize edilen “hayır” arasında, seçmenleri bilgilendirme koşulları bakımından çok büyük bir eşitsizlik yaratılmıştı. 24 Haziran 2018 seçimlerinde de, Devlet olanakları kullanılarak OHAL ortam ve koşullarında yürütülen çifte seçim kampanyası sonucu kurulan tek kişi yönetimi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurumsal ve yönetsel bakımdan bir çıkmaza sürüklemiştir.

Bu bakımdan, yeniden siyasal söylemin merkezine taşınan anayasa gündemi açısından, serbest anayasal kamuoyunun oluşabilmesi; öncelikle, düşünce, ifade, toplanma ve dernek özgürlüklerine, Anayasa’nın ve uluslararası sözleşmelerin gerekli kıldığı ölçü ve kapsamda saygı gösterilmesini gerekli kılmaktadır. Yurttaşların görüş ve düşüncelerini özgürce ifadesinin ve anayasal bilgilenme hakkının güvence altına alınması, Anayasa üzerine konuşmanın ön koşuludur. Demokratik bir anayasa için, öncelikle demokratik hak ve usullere saygı gösterilmesi gerekir. Buna karşın; eleştirel fikirlerini açıklayan yurttaşları terörist ilan eden ve bağımlı yargısı aracılığıyla onları taciz edip, özgürlüğünden mahrum bırakan, toplumsal ayrıştırmadan beslenen linççi ve müfteri istibdat rejimlerinde, serbest tartışma mümkün olamaz.

Milletvekillerinin ifadelerinin suçlandırıldığı ve muhalif vekillerine yönelik dokunulmazlıkların kaldırılması gibi siyasal alanı tıkayıcı girişimler ise anayasa yapıcı organda serbest tartışma ortamını ortadan kaldırmaktadır.

İktidar 1921 Anayasasını İstismar Etmesin

AKP Genel Başkanı’nın yeni anayasa çıkışının ardından “1921 Anayasası ruhu” söylemi ile ortaya atılan görüşler, 100. yılındaki 1921 Anayasası’na ilişkin tartışma eksenini amaç dışına kaydırma vesilesi olarak görüldü. Özellikle laikliği sorgulayıcı ve federasyon çağrışımlı görüşler, anayasal mirasa yabancı olmanın göstergesi olup, bütün demokratik denge ve denetim düzeneklerini yok eden 15 Temmuz Anayasası’nı meşrulaştırma ve iktidardakilerin 1921 Anayasasını kendi bekalarına alet etme çabalarından başka bir anlam taşımamaktadır.

Demokratik Hukuk Devletinin İnşası, 15 Temmuz Anayasası’nın Antidemokratik Temellerinin Tasfiyesini Gerektirmektedir

12 Eylül darbesi ile 15 Temmuz başarısız darbe girişimi arasında, aktörleri bakımından değil ama sonuçları bakımından, “toplum mühendisliği” hedefindeki paralellik dikkat çekmektedir: Şöyle ki; her ikisi de, ara dönemde yaptıkları hukuki düzenlemeler ve kurumsal müdahaleler yoluyla, meşru olmayan yol ve yöntemlerle, otoriter ve totaliter bir siyasal yönetim kurmayı hedeflemişlerdir.

Ancak, 12 Eylül darbe Anayasası, 1987-2004 iyileştirmeleri sonucu “demokratikleştirilme”ye elverişli bir zemine kaydırıldığı halde, 15 Temmuz sonrası yapılan değişiklik ise, demokratikleşme hedefini tersine çevirdiği gibi, ne restore ne de rehabilite edilebilir bir anayasal düzenleme ortaya çıkarmıştır. Şu halde, öncelikle tartışılması gereken, yüz kırk yıllık kazanımları yadsıyan 2017 Anayasa değişikliği ve içtikleri Anayasa andına bağlı kalmayanlardır. Bu bakımdan, OHAL ruhunu taşıyan bir Anayasa değişikliğinin arkasında yer alan, demokratik hukuk devletini ve kurumlarını ortadan kaldıran dayatmacı ve çatışmacı iradeye karşı; Anayasa’nın toplumsal uzlaşma metni olduğu bilincinden de hareketle, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini inşa iradesi, gelecek kuşaklara karşı yerine getirilmesi gereken bir görev olarak, açıkça tanımlanmalı ve ortaya konulmalıdır.

Demokratik Anayasal Gelecek İçin Güçlü Bir Parlamenter Rejim

Türkiye’nin ana gündemi, bugünkü otoriter keyfîlik sisteminin yerine, insan onurunu merkezine alan demokratik hukuk devletini koymaktır. Demokratik muhalefetin bu konuyla ilgili başlattığı tüm çalışmalar, TBMM eksenli işleyen güçlü bir parlamenter rejimi ve demokratik hukuk devletini kuran Anayasa’ya giden yolun ilk adımı olarak görülebilir. Parti başkanlığı yoluyla Devleti temsil ve hükûmet yetkilerini tek kişiye veren “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nin “kırmızı çizgi” olarak kabulü durumunda, yeni bir anayasa çağrısı yapabilmek bir yana, TBMM’de temsil edilen siyasal partilerin aynı masa etrafında oturmaları bile zordur. Anayasa girişiminde ölçüt, siyasal partilerin ve liderlerinin bekalarının kırmızı çizgileri değil, Cumhuriyet’in niteliklerini belirleyen Anayasa maddeleridir.

Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu İstanbul Milletvekili Anayasa Komisyonu Üyesi