Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

3 ülke 3 yaklaşım: İngiltere, Almanya ve İsveç Covid-19'la nasıl mücadele etti?

Access to the comments Yorumlar
 Euronews
Frankfurt'taki Roemerberg Meydanı
Frankfurt'taki Roemerberg Meydanı   -   ©  Michael Probst/Copyright 2020 The Associated Press. All rights reserved

Pandeminin ilk dönemlerinde virüs ve hastalıkla ilgili pek az şey bilinirken her ülke kendine göre farklı yöntemler deneyerek Covid-19 salgınıyla mücadele etmek için çabaladı. Üç Avrupa ülkesinin salgının birinci ve ikinci dalgasındaki yaklaşımlarını değerlendiren bir araştırma, salgına karşı hangi yaklaşımın daha yerinde olduğunu anlamaya çalıştı.

Araştırmacılar gelecekteki salgınlara karşı hazırlıklı olabilmek adına birbirinden farklı politikalar izleyen İngiltere, Almanya ve İsveç'in yaklaşımlarını inceleyerek birbiriyle kıyasladı.

İngiltere salgının başından bu yana dünyada en fazla Covid-19 ölümün yaşandığı ülkelerden biri. Can kaybı sayısında da Avrupa'da başı çekiyor. Ancak can kaybı açısından karşılaştırma yapabilmek için ölümleri nüfusa oranla değerlendirmek gerekiyor.

Bu açıdan bakıldığında Statista'nın 5 Aralık tarihli verilerine göre her bir milyonda 2 bin 170 kişi yaşamını Covid-19 dolayısıyla yitirdiği İngiltere Avrupa sıralamasında 13'üncü basamağa yerleşti. Her bir milyonda bin 480 kişinin yaşamını yitirdiği İsveç 20'inci, bin 214 kişinin hayatını kaybettiği Almanya ise 23'üncü sırada yer aldı.

BMJ Küresel Sağlık dergisinde yayımlanan çalışma hükümet yapıları, akademisyen ve bilim insanlarının oynadığı roller ve halk sağlığı alanında iletişim açılarından bu ülkelerdeki farklılıkları inceledi.

Yöntemler ayrı olsa da her üç ülkede de izlenen politikaların eninde sonunda halkın güvenini yitirmesine yol açması dikkat çekti.

Hangi ülke nasıl tepki verdi?

Birinci dalga

Araştırmaya konu edilen üç ülkeden ilk Covid-19 vakaları ocak ayında görülmeye başladı. Ciddi müdahalelerin hayata geçirilmesi ise ancak mart ayı başında virüsün topluluk içindeki yayılımının teyit edilmesi üzerine geldi.

23 Mart'ta İngiltere katı bir kapanma politikasına geçti. Okullar, iş yerleri, spor ve eğlence merkezleri kapatıldı. Egzersiz ve temel alışveriş için bir saatlik iznin dışında sokağa çıkma yasağı uygulandı.

Almanya okulları, iş yerlerini kapattı ve diğer faaliyetleri durdurdu ancak tam kapanmaya gidilmedi.

Bu noktada İsveç, diğer İskandinav komşularının aksine bazı ufak tedbirlerin haricinde normal hayatın devam etmesine izin verdi.

Yaz geldiğinde İngiltere ve Almanya'da kısıtlamaların hafifletildiği dönemde İngiltere ve Almanya'da her 100 binde can kaybı düşük kalırken, İsveç'te bu rakam her 100 binde 25 olarak gerçekleşti.

İkinci dalga

Okullar her üç ülkede de 2020 Eylül'ünde yeniden açıldı. Öğrencilerin okula dönmesiyle birlikte İngiltere'de vaka sayısı yeniden yükselişe geçerek ikinci dalganın işaretini verdi. Almanya 10 günlük gecikme ile bu artışı yaşamaya başladı. İsveç de bu beklenmedik yükselişi ekim ayında gözlemledi.

İkinci dalganın kendini hissettirmesi üzerine Almanya aralık ayı ortasında "devre kesici" ya da "dalga kırıcı" olarak adlandırılan kısa süreli kapanma kararı aldı. Bu dönemde kafeleri restoranlar, kültür merkezleri öncelikle kapandı. Ancak artan vakalar sebebiyle ilerleyen haftalarda tedbirler sıkılaştırıldı, temel madde satan dükkanlar hariç bütün mağazalar kapatıldı, uzaktan eğitime geçildi.

Daha hafif tedbirlerle ikinci dalgayı geçiştirmeyi uman İngiltere aralık ayı başında kısıtlamaları daha da gevşetti, ancak yeni Alfa varyantının ortaya çıkması ile ikinci kez tamam kapanmaya gitti.

Farklı yaklaşımların sebebi neler?

Araştırmacılara göre üç ülkenin yaklaşım farklılıklarının kökeninde salgın öncesindeki hükümet yapısı, akademinin rolü ve kriz yönetimi deneyimi yatıyor. İletişim ve basının tepkisi de kamuoyunun hükümetlerinin kararlarına olan güveni de yakından etkiliyor.

Almanya

Diğer iki ülkeye kıyasla Almanya'da durumun belirsizliği açıkça iletildi. Akademik müdahale ve toplumsal tartışma yoğun yaşandığı ülkede karar almada kullanılacak topluma dayalı veriye yeterince sahip olmaması öne çıktı. Çalışmaya göre ülkenin haber medyası bilimsel gelişmeleri ve eldeki bilimsel verilerin karar almada kullanılma güçlüğünü yansıttı.

Birinci dalgada övülen eşitlilik yanlısı ve kapsayıcı yaklaşım, hükümetin ikinci dalgada sırasında değişen mesajları nedeniyle ağır şekilde eleştirildi.

İsveç

Araştırmaya göre İsveç'te görüş farklılıklarından çekinen hükümet sürecin yönetimini ağırlıkla Halk Sağlığı Kurumu'nun kontrolüne bıraktı. Bu da halkın kararlara dahil olma ve tartışma sürecini dışladı.

Buna rağmen İsveç'te diğer iki ülkeye kıyasla halkın güveni daha az sarsıldı. Yine de araştırmacılar sorumluluğu sağlık kurumuna devretme kararının etkilerinin uzun vadede izlenmesi gerektiği görüşünde.

İngiltere

İngiltere'de ise akademisyen ve bilim insanlarının kararlarda etkin kılınması hükümetin stratejisini gözden geçirmeye zorladı. Araştırmaya göre bunun sonucunda halk hızla değişen ve çelişen bilgi ve değerlendirmelere maruz bırakıldı.

Araştırmanın sonucu

Araştırma sonucuna göre pandemi hazırlığı halk sağlığında ve devletin acil durum görevinin geleneksel yaklaşımların ötesine gitmeli.

Araştırmacılar krize hazırlık ve dayanıklılık için "yerel bazda eylem yönetebilecek güçlü ve meşru bir liderlik" ile "bilimsel ve danışmanlık kurumlarıyla güvene dayalı ilişkinin" gerekli olduğu sonucuna vardı.

Araştırmada ayrıca medya yapısının bilimsel verileri iletmeye hazırlıklı olması ve tartışmaya zemin hazırlamasının direnci desteklediği belirtildi ve "ülkeler arası öğrenme ulusalcılıktan üstün tutulmalıdır" denildi.