Irak Kürdistanı'nda suikast, kan davası ve iktidar mücadelesi; Kürtler 1990'lara geri mi dönüyor?

Access to the comments Yorumlar
 Mustafa Bag
Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin kurucu liderl Celal Talabani (sol), Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesut Barzani (arşiv / 2005)
Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin kurucu liderl Celal Talabani (sol), Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesut Barzani (arşiv / 2005)   -   ©  AP

Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesinde etkin olan siyasi hanedanlar arasındaki 'mantık evliliği' artık sallantıda. İki aşiret arasında taraf değiştiren istihbarat çalışanları ve Erbil'de işlenen suikast gerilimin tekrar tırmanmasına neden oluyor. 

Barzani ve Talabani aşiretleri petrol ve doğal gaz açısından zengin bölgedeki güç ve kaynaklar konusunda uzun süredir anlaşmazlık içinde olsalar da, 1990'larda iki tarafın savaşa girmesinden bu yana güç paylaşımına dayalı hükümetler güvensizliği büyük ölçüde örtbas etti.

Ancak diplomatlara ve analistlere göre Erbil'de nadir görülen bir suikastın ardından süregelen husumet, intikam hırsıyla daha da belirgin hale geldi ve bu durum zaten sallantıda olan 'ittifakı' iç savaştan bu yana en zorlu sınavlarından birine tabi tutuyor.

Hawker Abdullah Resul, 7 Ekim'de Erbil'de evinden cipiyle yola çıktıktan kısa süre sonra, arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla hayatını kaybetti, dört aile üyesini de yaralandı.

Resul bir istihbarat subayı ve aynı zamanda bir sığınmacıydı.

Üç Iraklı güvenlik kaynağı ve bir Kürt kaynağın Reuters'a verdiği bilgilere göre, Talabani ailesinin hakim olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği'nde (KYB) yaklaşık yirmi yıl görev yaptıktan sonra bu sene Erbil'e taşındı ve taraf değiştirdi.

Kaynaklara göre 41 yaşındaki Resul öldürülmeden önce yıllardır takip ettiği Barzani ailesinin partisi Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) destek sağlıyordu. 

Suikast, güvenlik kameraları tarafından kaydedilmişti ve KDP, cinayete dair yayınladığı 27 dakikalık bir video ile suçun KYB tarafından işlendiğini duyurdu. 

KYB suçlamayı kesin bir dille reddederek bunun siyasi amaçlı olduğunu iddia etse de cinayet, güç paylaşımıyla ilgili (yazılı olmayan) anlaşmayı zora sokan olaylar silsilesini tetikledi. 

Siyasi ilişkiler, KYB'li bakanların barışçıl güç paylaşımının sembolü olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) toplantılarını boykot ettiği noktaya kadar geldi. 

Kürdistan Yurtseverler Birliği'nden bazı yetkililer, kapalı kapılar ardında yaptıkları açıklamalarda, bazı konularda anlaşmaya varılmaması halinde partinin kopabileceğini ve Süleymaniye'de kendi kalesinde kendi yönetimini kurabileceğini dile getiriyor. 

Bu anlaşmazlık, KYB bölgesinde bulunan Irak'ın en büyük gaz sahalarından birini genişletme projesini zora sokuyor ve bölgenin, Avrupa'ya ihracata başlama ve ihtiyaç duyulan geliri elde etme umutlarına da darbe vuruyor. 

Çatlak, Batılı ülkeler ve özellikle de ABD için endişe kaynağı. Zira ABD, son olarak IŞİD'e karşı mücadelede her iki gruba da destek sağlamıştı.

Washington, KYB ile uzun süredir ilişkileri olan ve son haftalarda Kuzey Irak'taki İranlı Kürt muhaliflere yönelik füze saldırılarını artıran İran'ın yayılan etkisinden endişe duyuyor.

Reuters'a konuşan ABD'li bir yetkili, Washington'un KYB ile KDP arasında son dönemde yaşanan gerilimlerden son derece endişeli olduğunu söyledi.

Yetkili, "Buradaki ortaklarımıza açıklamaya çalıştığımız şey, sırf birlik olsun diye birlik istemediğimiz. Hem bizim hem de sizin çıkarınıza olan bazı gizli meselelerde birbirinizle iş birliği yapabilmenize ihtiyacımızın olduğu." diye konuştu. 

KDP ve KYB arasında uzun süredir devam eden güvensizlik

Resul'ün ölümünün ardından KDP'nin hakimiyetindeki Bölgesel Güvenlik Konseyi cinayetten KYB'ye bağlı bir güvenlik birimini sorumlu tuttu. 

Güvenlik konseyinin saldırıdan bir hafta sonra yaptığı açıklamaya göre, konsey olaya karıştığını tespit ettiği altı kişiyi gözaltına aldı ve dört üst düzey KYB güvenlik yetkilisi hakkında da tutuklama emri çıkardı.

Üst düzey bir KYB yetkilisi, KYB makamlarının suikasttan kısa süre sonra soruşturmaya destek sağlamak için hükümete ulaştığını ancak yanıt alamadıklarını ve kanıtlara da erişemediklerini belirtti. 

Ancak ne güvenlik konseyi, ne hükümet ne de KYB Sözcüsü söz konusu durum için yöneltilen sorulara yanıt verdi. 

İki taraf arasında uzun süredir devam eden güvensizlik, bu yıl KYB güvenlik birimlerinde yaşanan firarlar nedeniyle daha da derinleşmişti.

KYB'den üst düzey bir yetkili Reuters'a sekiz firar olduğu bilgisini verdi. Yetkili, KYB'nin sene başında ayrılan eski istihbarat başkanı Salman Amin'in, görevlileri taraf değiştirmeye teşvik ettiğine inandığını aktardı.

Amin, taraflar arasında bir başka anlaşmazlık konusu. Parti yetkilisi, Amin'in Erbil'e taşınması ve Kürt Başbakan Mesrur Barzani'nin kendisine üst düzey bir güvenlik görevi vermesinin KYB cephesinde daha da öfkeye neden olduğunu dile getirdi. 

Analistler topyekün bir iç savaş ihtimalinin düşük olduğu değerlendirmesinde bulunuyor ancak geçen ay yine Erbil'de güvenlik personeli arasında yaşanan silahlı gerginlik tırmanma riskinin boyutunu gözler önüne serdi. 

Dört KYB üyesi ve bir Kürt yetkili, ilişkilerin kötüleşmesi üzerine KYB güçlerinin 24 Ekim'de Amin'in Süleymaniye'deki evine baskın düzenlediğini ve Amin'in istihbarat bürosundan aldığı hassas belgelerin yanı sıra silahlar için arama yaptığını kaydetti.

KYB kaynakları ve Kürt yetkili, Amin'e bağlı yaklaşık 100 güvenlik görevlisinin ertesi gün Erbil'de Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani'nin konutunun önüne kadar gelerek baskın tehdidinde bulunduğunu söyledi.

Kaynaklardan üçüne göre, Kürt Başkan Neçirvan Barzani, durumu yatıştırmak için müdahale etmek zorunda kaldı.

Üst düzey bir KYB yetkilisi, "Durum kolayca kötü bir hal alabilirdi." dedi.

9 Kasım'da KYB lideri Bafel Talabani, bir Kürt kaynağına göre, Kubad Talabani ve onlarca güvenlik görevlisi ile Resul'ün öldürülmesinden sorumlu tutulan bir kişiyi de yanlarına alarak Erbil'e gitti. Bu 'ziyaret', kasıtlı olarak yapılan provokatif bir hamle olarak değerlendirildi. 

Aynı isim, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani tekrar müdahale edene kadar grubun havaalanından ayrılamadığını da sözlerine ekledi. 

Iraklı Kürtlerce heba edilen fırsatlar

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden en büyük kazancı Kürtler sağladı ama aynı zamanda riskler de yüksek.

Öyle ki özerkliklerini genişlettiler, petrol ve doğal gaz alanında yabancı yatırım çektiler ve Bağdat'taki siyasi güç paylaşımda ülkenin cumhurbaşkanının Kürt olmasını sağlayan büyük bir kazanım elde ettiler.

AP
Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani (sol) ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Erbil'de bir açılışta (arşiv / 2009)AP

Ancak petrol zenginliklerine rağmen bölge yüksek işsizlik ve kamu hizmetlerinin yoksunluğundan muzdarip. Bu da birçok insanı Avrupa'ya göçe teşvik ediyor. Keza Türkiye ve İran gibi komşu ülkelerin Kürt militanlara yönelik saldırıları, Iraklı Kürtlerin kendi sınırları üzerindeki sınırlı hakimiyetinin ne kadar sınırlı olduğunun bir göstergesi.

Analistler Kürt gruplar arasındaki rekabetin, Kürtlerin Bağdat'taki federal merkezi hükümet üzerindeki etkisini de zayıflattığı yorumunda bulunuyor. Bu da petrol ve gaz varlıklarının mülkiyeti ve federal bütçeden ayrılan paylar üzerindeki anlaşmazlıkları karmaşık hale getiriyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nden Shivan Fazıl, mevcut duruma atıfla "Toplumsal barışı etkiliyor, istikrarı etkiliyor ... ve piyasa ve iş dünyası güveni açısından genel ekonomik durumu etkiliyor." diyor ve ekliyor: 

"(Anlaşmazlık) daha çok fırsatların boşa harcanması ve gerilimlerin KBY'yi yönetişim sorunlarını ele almaktan ve halkının ihtiyaçlarını karşılamaktan nasıl uzaklaştırdığı ve dolayısıyla şikayetleri nasıl arttırdığı ile ilgili" 

Iraklı Şiiler arasındaki siyasi çekişmelerin mevcut zemininde kuzeydeki kırılgan hükümet de, 2003'teki ABD işgalinden yirmi yıl sonra hala istikrarsızlıkla boğuşan bir ülke tablosuna katkıda bulunuyor.

Bağdat da Kürdistan'daki gelişmeleri yakından izliyor.

Iraklı bir devlet güvenlik kaynağı, KYB ve KDP'nin "şahinler" tarafından yönetildiğini ve aralarındaki iktidar mücadelesinin "çok kritik bir aşamada" olduğunu dile getirdi. 

KYB: Taleplerimiz yerine getirilmezse ayrılıktan başka çaremiz kalmayacak

İki grup arasındaki ilişkiler geçmişte de gerilmişti; özellikle 2017'de Kürtler Bağdat'tan bağımsızlık için referanduma gitmiş, ancak Irak güçlerinin Kürt topraklarının önemli bir bölümünü ele geçirmesiyle girişim geri tepmişti.

KYB ve KDP, özellikle Irak'ın en eski ve en büyük petrol sahalarından birine sahip olan Kerkük şehrinin kaybedilmesi konusunda birbirlerini suçladı. 

Bu yıl iki taraf Irak Cumhurbaşkanı'nın kim olması gerektiği konusunda da anlaşmazlığa düştü. Federal makam nihayet ekim ayında KYB'nin adayı Berham Salih yerine KDP destekli Abdul Latif Raşid'e geçti.

Irak analisti Mike Fleet, KDP'nin artık geçmişteki güç paylaşımı anlaşmalarına uymak zorunda hissetmediğini ifade etti.

Fleet, "İki parti beraber oynayamıyor, daha az söz sahibiler ve daha az sesleri çıkıyor çünkü artık Bağdat'ta birleşik bir sesleri yok." sözleriyle Kürtlerin Bağdat nezdindeki güç kaybının altını çizdi. 

Kanadalı analist, KYB'nin kalesi Süleymaniye'ye atıfla, "Bunun en büyük etkisi, maaşlarını almak için mevcut sisteme bel bağlayan insanlar üzerinde oluyor ve maaşlar ödenmiyor, dolayısıyla özellikle Süleymaniye'de yaşam kalitesi daha da zorlaşıyor." şeklinde konuştu. 

Analistler, Talabanilerin yönetimindeki KYB'nin liderlik kavgası, mali baskılar ve geciken maaş ödemeleri nedeniyle zayıfladığı bir dönemde Barzanilerin yönetimindeki KDP'nin kendini göstermeye çalıştığını belirtiyor. 

KYB, uzun süredir Erbil'deki bölgesel yönetimin gelirleri eşit dağıtmadığından şikayet ediyor ve KDP'yi kendi bölgelerini kayırmakla suçluyor.

Yine KYB yetkililerinden biri "Buna neden göz yumalım?" diyor ve son sözü söylüyor:

"Elimizde bir talep listemiz var ve hala bir ayrılık yaşanmayacağına dair umudum var ama eğer taleplerimizi yerine getirmezlerse başka seçeneğimiz kalmayacak."