Ambargo altında geçen son 10 yıl, Venezuela’da derin bir paradoks yarattı: Zengin doğal kaynaklara, hâlâ önemli bir altyapıya ve kurulu kapasiteye sahip, ancak ekonomik açıdan çökmüş bir ülke.
Cumartesi günü başkent Karakas'ın bombalanmasıyla açık çatışmaya dönüşen Venezuela-ABD krizinin temelinde ne olduğu tartışmalı.
ABD yönetiminin sıkça dile getirdiği üç ana iddia var: Birincisi Chavista yönetiminin terör örgütleri ve suç ağlarıyla bağlantılı olduğu. İkincisi Venezuela yönetiminin ABD'ye uyuşturucu soktuğu ki Amerikan donanması uyuşturucu taşıdıkları iddiasıyla haftalardır Venezuela gemilerini hedef alıyor. Üçüncüsü de Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun 2024 başkanlık seçimlerinde usulsüzlük yaptığı ve meşru olmadığı -ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günkü saldırılarda Maduro'nun yakalanarak ülkeden çıkarıldığını duyurdu- iddiası.
Venezuela tarafı ise bu iddiaları reddederek ABD'nin aslında ülkenin stratejik kaynaklarını istediğini savunuyor. Nitekim cumartesi gecesi başlayan saldırının ardından Venezuela yönetiminden gelen açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Bu saldırının amacı, Venezuela’nın stratejik kaynaklarını, özellikle petrol ve minerallerini ele geçirerek ülkenin siyasi bağımsızlığını zorla kırmaktan başka bir şey değildir.”
'Petrolümüzü aldılar ve geri istiyoruz'
Son günlerde Washington da en azından petrol konusunu kendi gerekçe listesine ekledi. Trump kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, ABD şirketlerinin Venezuela petrolünden yararlanma "hakkının" elinden alındığını öne sürdü.
Trump, Venezuela ile çok uluslu enerji şirketi Exxon Mobil arasında 2007'de yaşanan krizi hatırlatarak, “Enerji haklarımızı aldılar. Çok da uzun zaman önce değil, petrolümüzü aldılar ve biz onu geri istiyoruz,” ifadelerini kullandı.
ExxonMobil ile Venezuela arasındaki anlaşmazlık, o dönemki Hugo Chávez yönetiminin petrol sektöründeki kamulaştırma hamlesinin en sembolik örneklerinden biriydi.
Anlaşmazlığın merkezinde Venezuela'nın Orinoco Petrol Kuşağı vardı. Burası ağır ve ekstra ağır petrol açısından dünyanın en zengin alanlarından biri. Ayrıca ExxonMobil, Chevron, Total, ConocoPhillips gibi petrol devlerinin uzun süredir faaliyet gösterdiği bir bölge. 2007’de Chávez, Orinoco’daki tüm projelerin çoğunluk hissesinin (yüzde 60 ve üzeri) Venezuela devlet kurumu PDVSA’ya devredilmesini zorunlu kıldı ve yabancı şirketlere iki seçenek sundu: Ya yeni şartları kabul edeceklerdi ya da ülkeden çıkacaklardı.
Yeni sözleşmeleri kabul etmeyen ExxonMobil, kamulaştırmayı “hukuka aykırı el koyma” olarak nitelendirdi ve Venezuela’daki faaliyetlerini durdurdu. Ardından Venezuela'ya yönelik yaptırımlar kademeli olarak artırıldı ve 2010'ların sonunda PDVSA’yı da içeren tam kapsamlı bir ambargoya dönüştü.
'Yoksul ama zengin ülke' paradoksu
ABD'nin 2010'larda sertleşen enerji ve finans ambargosunun ardından son 10 yıldaki ekonomik ve sosyal çöküş, Venezuela’da derin bir paradoks yarattı: Zengin doğal kaynaklara, hâlâ önemli bir altyapıya ve kurulu kapasiteye sahip; ancak ekonomik açıdan çökmüş bir ülke.
El Pais'in aktardığı verilere göre, Venezuela yalnızca dünyanın en büyük petrol rezervlerini barındırmakla kalmıyor; aynı zamanda dünyanın altıncı büyük doğalgaz rezervine, Latin Amerika’nın en büyük altın yataklarına, küresel ölçekte 12’nci sırada yer alan demir, 15’inci sıradaki boksit ve önemli elmas rezervlerine de sahip.
Bir zamanlar ülke, özellikle petrol, gaz, demir cevheri ile işlenmiş alüminyum ve çelik ihracatında önemli bir üretici konumundaydı.
Bunun yanı sıra Venezuela, modern teknolojiler için kritik öneme sahip nadir toprak elementleri de dahil bir dizi maden açısından da zengin. Özellikle "mavi altın" diye de anılan koltan ve toryum, cep telefonlarından elektrikli araçlara, savunma sanayinden yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar pek çok alanda kilit rol oynuyor.
Üstelik tüm bu kaynaklar, yüksek biyolojik çeşitliliğe, bol su varlığına ve Karayipler ile Atlas Okyanusu’na erişimi olan stratejik bir coğrafyada yer alıyor.
Orinoco Madencilik Kuşağı
2014-2015 yıllarında petrol sektörünün çökmesi ve ülkede ağır gıda ile ilaç kıtlıklarının yaşanması üzerine Venezuela yönetimi, Orinoco Nehri’nin güneyindeki madencilik kaynaklarına yöneldi.
Maduro, 2016’da Orinoco Madencilik Kuşağı'nı kuran kararı imzaladı. Yaklaşık 112 bin kilometrekarelik (ülke topraklarının yüzde 12’si) bu alan, başta altın olmak üzere elmas, koltan, nikel ve nadir toprak elementlerinin çıkarılması için stratejik bölge ilan edildi. Hükümet, bölgede 8 bin tondan fazla altın bulunduğunu ve Venezuela’yı dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden biri yapacağını duyurdu.
Ancak aradan geçen yaklaşık 10 yılda Orinoco Madencilik Kuşağı, bir kalkınma merkezi olmak yerine suç örgütleri, siyasi ve askeri yolsuzluklar, kaçakçılık ve ağır çevre tahribatıyla anılan bir bölgeye dönüştü.
Hükümetin resmi planları 2025’e kadar bölgede 79 ton altın üretileceğini öngörse de uluslararası kuruluşlar, çıkarılan altının büyük bölümünün kaçak yollarla ülke dışına çıkarıldığını, devlet hazinesine yalnızca küçük bir kısmının girdiğini öne sürüyor. Transparency Venezuela’ya göre, 2024’te çıkarılan madenlerin değerinin yalnızca yüzde 14’ü Merkez Bankası’na ulaşırken, geri kalanı şirketler ve suç ağları arasında paylaşıldı.
Ticaret savaşlarının merkezinde: Nadir toprak elementleri
Venezuela hükümeti 2023’te kassiterit, nikel, rodyum, titanyum ve diğer nadir toprak elementlerini de stratejik kaynak ilan etti.
Büyük ölçüde Çin’in hâkim olduğu bu pazar, yeni bir rekabet, hatta ticari savaş alanı olarak öne çıkıyor. Ekim ayında Trump'ın Çin'e yönelik gümrük vergilerini yüzde 100'e çıkarmasıyla ayyuka çıkan ticaret savaşının perde arkasında da nadir toprak elementleri vardı. Zira Trump'ın bu hamlesi Çin'in nadir toprak elementlerinin ihracatını sıkılaştırmasının ardından gelmişti.
ABD, Çin'i nadir toprak elementlerini "silah" olarak kullanmakla suçlarken, Çin ise ABD'yi teknoloji (özellikle çip ticareti) tarafında aynı tutumu benimsemekle eleştiriyordu.
ABD'nin nadir toprak elementlerine iştahı
Nadir toprak elementleri, kimyasal açıdan birbirine benzeyen ve birçok yüksek teknoloji ürününün üretiminde hayati önem taşıyan 17 elementin oluşturduğu bir cevher grubu.
Bunlar makinelerde, elektrikli araçlarda ve savaş uçaklarında kullanılan "kritik" mineraller olarak kabul ediliyor.
Elementlerin tamamı şu şekilde: Lantan, Seryum, Praseodim, Neodim, Prometyum, Samaryum, Avrupa, Gadolinyum, Terbiyum, Disprosiyum, Holmyum, Erbiyum, Tulyum, İterbiyum, Lütesyum, İtriyum ve Skandiyum.
Dünyadaki nadir toprak elementleri madenciliğinin yaklaşık yüzde 70’i Çin'de yapılıyor. 2023 verilerine göre elementleri işleme kapasitesinin yüzde 87'si de Çin'de. Bazı uzmanlara göre tüm dünya ekonomisi Çin'den gelen bu mıknatıslara bağımlı.
Üstelik Çin'deki Amerikan Ticaret Odası tarafından mayıs ayında yapılan bir anket, ABD firmalarının yüzde 75'inin nadir toprak elementi stoklarının birkaç ay içinde tükeneceğini öne sürmüştü.
ABD nadir toprak elementleri için yakın zamanda hem Grönland hem de Ukrayna ile de kriz yaşamıştı. Trump, Grönland'ı kendi ülkesine bağlamak için baskı yaparak diplomatik krize sebebiyet vermişti.
Ayrıca Ukrayna ile de maden anlaşması yapmış ve söz konusu anlaşma, Ukrayna'nın egemenliğini zedeleyebileceği gerekçesiyle geniş çapta eleştirilmişti. Beyaz Saray'da iki ülkenin lideri arasında yaşanan gerilimin ardından son olarak Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, anlaşmanın Ukrayna'nın egemenliğine saygılı olacağı konusunda halka söz vermişti.
Eskişehir'de maden bulunmuştu: Türkiye'nin konumu ne?
Türkiye de son yıllarda Batı Anadolu'da nadir toprak rezervlerini gün yüzüne çıkardı. 2022'de Eskişehir Beylikova'da 694 milyon tonluk nadir toprak elementleri rezervi keşfedilmişti.
Bloomberg'in 6 Ekim 2025 tarihli haberinde Türkiye'nin Batı Anadolu'daki nadir toprak rezervlerini geliştirmek için ABD ile görüşmelerde bulunduğu öne sürülmüştü. İsimleri açıklanmayan kaynaklara dayandırılan haberde, Beylikova'daki büyük rezerv keşfinin seryum, praseodim ve neodim içerdiği ama kalitesinin şu aşamada belirsiz olduğu yazılmıştı.
Türkiye daha önce Çin ve Rusya ile de görüşmeler yürütmüş, ancak herhangi anlaşmaya varılamamıştı. Türkiye ve Çin, Ekim 2024'te aynı proje için bir mutabakat zaptı imzalamıştı, ancak Pekin'in malzemelerin Çin'e taşınması ve rafine edilmesi konusunda ısrarcı olması ve teknoloji transferini reddetmesi üzerine görüşmeler yavaşlamıştı.