AB Biyoçeşitlilik Stratejisi kapsamında, 2030’a kadar denizlerin yüzde 30’unun yasal koruma altına alınması ve bunun en az yüzde 10’unun sıkı koruma statüsünde olması hedefleniyor.
Kıyı bölgelerde yaşayan toplulukların temsilcileri, siyasetçiler, bilim insanları ve sektör temsilcileri gelecek hafta Brüksel’de düzenlenecek Avrupa Okyanus Günleri kapsamında bir araya geliyor. 2-6 Mart 2026 tarihleri arasında yapılacak etkinlikte, deniz çevresine ilişkin yeni ve kapsamlı bir mevzuat hazırlığı olan 'Okyanus Yasası' tartışmaların merkezinde olacak.
Brüksel’deki haftalık zirvede asıl soru, Avrupa Birliği’nin “Okyanus Paktı”ndan bağlayıcı bir “Okyanus Yasası”na nasıl geçeceği. Avrupa Komisyonu’nun 2026 sonuna kadar açıklamayı planladığı düzenleme, deniz çevresi açısından önümüzdeki dönemin en önemli yasal adımı olarak görülüyor.
Açılış konuşmasını yapması beklenen Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in vereceği mesajlar, siyasi iradenin yönü açısından yakından izlenecek. AB Balıkçılık ve Okyanuslar Komiseri Costas Kadis, Okyanus Paktı’nı tüm deniz politikaları için “tek bir referans çerçevesi” olarak tanımlarken, Okyanus Yasası’nın ise bu çerçevenin hukuki ayağını oluşturacağını belirtiyor.
Komisyon, yeni yasanın “ekosistem temelli yaklaşım” benimseyeceğini ve dağınık denizcilik mevzuatını sadeleştirerek bir araya getireceğini söylüyor. Ancak çevre örgütleri, yasanın gerçekten bağlayıcı ve yaptırım gücü yüksek olup olmayacağını sorguluyor. Deniz sağlığının korunması, mavi ekonominin güçlendirilmesi ve deniz güvenliğinin artırılması hedeflerinin, güçlü hukuki araçlarla desteklenmesi talep ediliyor.
Avrupa balıkçılığı krizle karşı karşıya
Tartışmalar yalnızca çevresel hedeflerle sınırlı değil. Avrupa Komisyonu’nun “Vision 2040” adı altında hazırladığı yeni politika belgesiyle, rekabetçi ve sürdürülebilir bir balıkçılık ve su ürünleri sektörünün çerçevesi çizilmek isteniyor.
Avrupa balıkçılığı ise çok boyutlu bir krizle mücadele ediyor. Av kotalarının sürdürülebilirlik sınırlarının üzerinde belirlendiği yönündeki eleştiriler, Brexit sonrası kota pazarlıkları ve istenmeyen balığın denize geri atılmasını yasaklayan “karaya çıkarma yükümlülüğü” gibi kuralların uygulanmasındaki zorluklar sektörü baskılıyor.
Uzmanlara göre temel sorun, ekosistemlerin yıpranması. Deniz ekosistemleri sağlıklı olmadan balıkçılık sektörünün uzun vadede ayakta kalamayacağı görüşü giderek güç kazanıyor. Ancak özellikle endüstriyel balıkçılık lobileri ile küçük ölçekli balıkçılar arasında politika tercihleri konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor.
Gençler neden balıkçılığı tercih etmiyor?
Avrupa balıkçılık sektörü bir de iş gücü krizi yaşıyor. Gençlerin sektöre ilgisi düşük. İşin fiziksel olarak zor ve riskli olması, tekne yatırımı gibi başlangıç maliyetlerinin yüksekliği bu eğilimi güçlendiriyor.
WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yakın tarihli bir çalışmasına göre, Akdeniz ve Karadeniz’de balıkçıların yalnızca yüzde 17’si 25 yaşın altında; yaklaşık yarısı ise 40 yaşın üzerinde. Bu tablo, sektörün “nesil yenilenmesi” sorununu gündeme taşıyor.
Komiser Kadis, istikrar ve öngörülebilirliğin artırılması, filonun modernizasyonu ve iş modellerinin iyileştirilmesiyle gençlerin sektöre çekilebileceğini savunuyor. Bazı çevre örgütleri ise 15 metrenin altındaki ve trol kullanmayan teknelere daha verimli av sahalarında öncelik tanınmasını öneriyor.
2030’da “30’a 30” hedefi gerçekçi mi?
AB Biyoçeşitlilik Stratejisi kapsamında, 2030’a kadar denizlerin yüzde 30’unun yasal koruma altına alınması ve bunun en az yüzde 10’unun sıkı koruma statüsünde olması hedefleniyor. Ancak bu hedefin tutturulabileceğine dair şüpheler artıyor.
2023 itibarıyla AB deniz alanlarının yaklaşık yüzde 13,7’si koruma alanı statüsünde. Bu oran geçmişe kıyasla artış gösterse de, 2030 hedefine ulaşmak için mevcut hızın yetersiz olduğu belirtiliyor.
Eleştiriler yalnızca alanın büyüklüğüne değil, niteliğine de odaklanıyor. Birçok Deniz Koruma Alanı’nın (MPA) “harita üzerinde var” olduğu, ancak uygulamanın zayıf kaldığı ifade ediliyor. Özellikle dip trolü faaliyetlerinin bu alanlarda tamamen yasaklanıp yasaklanmayacağı konusu tartışmalı. Komisyon, genel bir yasak yerine “vaka bazlı değerlendirme” yaklaşımını savunuyor.
Deniz güvenliği gündemin üst sıralarında
Avrupa Okyanus Günleri’nde deniz güvenliği de öne çıkacak başlıklardan biri. Deniz altı kabloları ve doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj riski, AB’nin Deniz Güvenliği Stratejisi’ni revize etmesine yol açtı. Daha fazla koordinasyon, ortak tatbikatlar ve insansız hava araçlarıyla izleme gibi önlemler gündemde.
Ayrıca “Rus gölge filosu” olarak anılan ve yaptırımlardan kaçınmak için farklı yöntemler kullandığı öne sürülen gemilerin tespit edilerek yaptırım listelerine eklenmesi planlanıyor. Ancak bazı güvenlik uzmanları, özellikle Baltık Denizi’nde koordinasyon eksikliği ve yetki belirsizliğinin ciddi açıklar yarattığını savunuyor.
Avrupa Okyanus Günleri, denizlerin korunması, balıkçılığın geleceği ve deniz güvenliği başlıklarında kritik kararların şekillenebileceği bir platform olarak görülüyor. Okyanus Yasası’nın içeriği ve bağlayıcılığı, AB’nin önümüzdeki yıllarda deniz politikalarının yönünü belirleyecek temel unsur olacak.