Avrupa'da ev sahibi olmayanların neredeyse yarısı ev alamıyor ya da almak istemiyor. Bu farklar, büyük ölçüde konutun karşılanabilirliğine yönelik baskıları yansıtıyor.
Ev sahibi olmayan birçok Avrupalı, bir gün ev satın alabileceği konusunda iyimser değil. RE/MAX Avrupa Konut Eğilimleri Raporu 2025’e göre 23 ülkede insanların neredeyse yarısı ya hiçbir zaman ev alamayacağını düşünüyor ya da satın almakla ilgilenmiyor.
Ülkeler arasında tablo büyük farklılık gösteriyor. Peki ev alma konusunda en karamsar kesim nerede ve neden?
Ağustos 2025’te yapılan ankette katılımcılara şu basit soru yöneltildi: “Bir mülkü ne zaman, eğer mümkünse, satın alabileceğinizi düşünüyorsunuz?”
Rapora göre ev satın alabileceği konusunda en iyimser ülkelerden biri Türkiye. Katılımcıların yalnızca yüzde 13’ü hiçbir zaman ev alamayacağını düşünüyor.
Bu oran araştırmaya katılan 23 ülke içinde en düşük seviyeyi oluşturuyor.
Ev satın alamayacağını ya da almak istemediğini söyleyenlerin toplam oranı da Türkiye’de belirgin biçimde düşük.
Avrupa ortalaması yüzde 44 iken Türkiye’de bu oran yüzde 18’de kalıyor. İkinci en düşük ülke Litvanya’da bile oran yüzde 28. Ayrıca ev satın almakla ilgilenmeyenlerin payı Türkiye’de yüzde 5 ile tek haneli seviyede.
RE/MAX Avrupa CEO’su Michael Polzler’e göre bu tablo, yüksek enflasyon ve finansal oynaklığa rağmen Türkiye’de konutun hâlâ güçlü bir “değer saklama aracı” olarak görülmesinden kaynaklanıyor.
Bu nedenle Avrupalıların önemli bir kısmı ev sahibi olamayacağını düşünürken Türkiye’de konut sahipliği hedefi görece daha güçlü kalmayı sürdürüyor.
Her 10 kişiden 3’ü hiç alamayacağını düşünüyor
Ortalama olarak katılımcıların yüzde 29’u “Hiçbir zaman bir mülk satın alabileceğimi düşünmüyorum,” yanıtını verdi. Bu oran Türkiye’de yüzde 13 ile en düşük, Çekya’da yüzde 44 ile en yüksek seviyede.
Slovenya (yüzde 39), İtalya (yüzde 35), Malta (yüzde 34), İrlanda (yüzde 33), Polonya (yüzde 33) ve Macaristan’da (yüzde 33) en az her üç kişiden biri bu görüşte. Avrupa ortalamasının üzerinde oranlar Finlandiya (yüzde 32), Yunanistan (yüzde 30), İsviçre (yüzde 30) ve Avusturya’da (yüzde 29) da görüldü.
Alt sıralarda Türkiye’yi Lüksemburg (yüzde 17) izledi. Litvanya’da oran yüzde 21 ile hâlâ her beş kişiden birinin üzerinde.
Avrupa’nın beş büyük ekonomisi arasında en yüksek oran yüzde 35 ile İtalya’da. En düşük oranlar yüzde 25 ile İspanya ve Fransa’da görülürken İngiltere yüzde 26 ile onları takip etti. Almanya yüzde 28 ile Avrupa ortalamasının biraz altında kaldı.
RE/MAX Avrupa CEO’su Michael Polzler, Euronews Business’a yaptığı açıklamada “Avrupa’nın birçok bölgesinde yavaş ekonomik büyüme gelir artışlarını sınırlarken konut fiyatları yükselmeye devam etti. Sonuç olarak özellikle genç kuşaklar için konuta erişilebilirlik ciddi bir sorun olmaya devam ediyor, istihdamın görece istikrarlı olduğu piyasalarda bile,” dedi.
Polzler’e göre Almanya, Avusturya ve Çekya gibi ülkelerde artan fiyatlar ve daha uzun birikim süreleri nedeniyle giderek daha fazla kişi ev sahipliği hedefinden vazgeçiyor.
Yüzde 15’i satın almak istemiyor
Katılımcıların yüzde 15’i ise mülk satın almakla ilgilenmediğini söyledi. Bu oran İrlanda’da yüzde 4 ile en düşük, Almanya’da yüzde 31 ile en yüksek seviyede. Hollanda (yüzde 27), Avusturya (yüzde 25) ve İsviçre’de (yüzde 22) de yüzde 20’nin üzerinde.
Polzler bunun sadece fiyatlarla ilgili olmadığını, kültürel bir boyutu da bulunduğunu vurguladı: “Almanya ve Avusturya’da kiracılık çok daha yaygın ve kültürel olarak kabul görüyor. Güçlü kiracı haklarıyla desteklenen uzun vadeli kira piyasası istikrarı, hanelerin erken yaşta ev satın alma baskısını azaltıyor.”
Ev satın almakla ilgilenmeyenlerin oranı Türkiye (yüzde 5), İspanya (yüzde 7), Bulgaristan (yüzde 7) ve Macaristan (yüzde 9) dâhil bazı ülkelerde tek haneli seviyelerde.
Neredeyse yarısı alamıyor ya da istemiyor
“Hiçbir zaman bir mülk satın alabileceğimi düşünmüyorum” ve “Bir mülk satın almakla ilgilenmiyorum” diyenlerin oranları birleştirildiğinde, ev sahibi olmayan Avrupalıların neredeyse yarısı (yüzde 44) bir gün ev alabileceğinden şüphe duyuyor.
Bu oran Almanya (yüzde 59), Avusturya (yüzde 54), Çekya (yüzde 54), Hollanda (yüzde 53) ve İsviçre’de (yüzde 52) yarıyı aşıyor.
Malta (yüzde 49), İtalya (yüzde 49), Finlandiya (yüzde 48) ve Slovenya (yüzde 48) bu seviyeye yakınken, Polonya (yüzde 44) ve Birleşik Krallık (yüzde 44) Avrupa ortalamasıyla aynı düzeyde.
Ev satın alabileceğine inananlar
Ev satın alamayacağını ya da almak istemediğini söyleyenlerin oranında en düşük sırada yer alan Türkiye'yi ikinci sırada Litvanya yüzde 28 ile takip ediyor. Türkiye, Litvanya ile arasındaki 10 puanlık fark dolayısıyla bu alanda belirgin biçimde ayrışıyor.
Avrupa’nın beş büyük ekonomisi arasında en düşük oran yüzde 32 ile İspanya’da, ardından yüzde 40 ile Fransa geliyor. Almanya yüzde 59 ile en yüksek sırada yer alırken, İtalya yüzde 49’da kaldı; İngiltere ise Avrupa ortalamasında.
Polzler, İspanya’nın konut sahipliği kültüründeki dayanıklılığını sürdürdüğünü belirtti:
"Ev sahipliği, uzun vadeli finansal güvenlik ve aile istikrarıyla yakından bağlantılı görülüyor. Mortgage koşullarının sıkılaşmasına ve istihdam belirsizliğine rağmen sahip olma arzusu yüksek kalmayı sürdürüyor; bu da konutun gelecekteki ekonomik belirsizliklere karşı koruma sağladığına dair yaygın bir inancı yansıtıyor."
Neden bazıları satın almak istemiyor?
Ev almak istemeyenlerin nedenleri farklılık gösteriyor ancak bu grup ev sahibi olmayanların yalnızca yüzde 15’ini oluşturuyor.
23 ülke ortalamasında bu kişilerin yarısından fazlası (yüzde 53) mevcut durumundan memnun olduğunu ve ev satın almaya ihtiyaç duymadığını söylüyor.
Bir diğer yüzde 21 ise mülk sahipliğinin beraberinde getirdiği sürekli sorumlulukları üstlenmek istemiyor. Yaklaşık her beş kişiden biri (yüzde 19) ev sahibi olmanın paraya değmediğini ya da konutun aşırı pahalı olduğunu düşünüyor.
Esneklik de önemli bir neden. Katılımcıların yüzde 16’sı tek bir yere bağlı kalmadan kolay taşınabilmeyi tercih ederken, yüzde 13’ü satın alamayacağı bölgelerde kirada oturabildiğini söylüyor. Yalnızca yüzde 5’i konut fiyatlarının düşmesinden endişe duyduğunu belirtiyor.
Sosyal eşik mi, finansal strateji mi?
Michael Polzler, konut piyasasının ciddi zorluklar barındırmasına rağmen ev sahipliğinin Avrupalıların çoğu için hâlâ anlamlı bir hedef olduğunu vurguladı.
Ancak konutun rolünün değiştiğini belirten Polzler, “Önceki kuşaklar ev sahipliğini daha çok sosyal bir dönüm noktası olarak görürken, bugün giderek finansal bir strateji olarak algılanıyor,” dedi.
Eurostat verilerine göre AB’de yaşayanların yaklaşık yüzde 70’i ev sahibi, kalan yüzde 30’u ise kiracı.