İspanya, büyük ekonomiler arasında en yüksek reel GSYH büyümesini kaydederken Almanya geride kaldı. Euronews Business, uzmanların büyümenin arkasındaki temel nedenlere ilişkin değerlendirmeleri eşliğinde rakamları mercek altına alıyor.
2025’te AB’nin reel gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) yüzde 1,5 büyüdü. AB İstatistik Ofisi Eurostat’a göre bu oran, 2024’te kaydedilen yüzde 1,1’in üzerindeydi.
Peki hangi ülkeler en yüksek reel GSYH büyümesini kaydetti? Avrupa genelindeki büyüme farklarını hangi faktörler açıklıyor?
İrlanda, yüzde 12,3’lük büyümeyle açık ara istisnai bir örnek olarak öne çıkıyor. Uzmanlar bunu ülkedeki büyük çok uluslu şirketlerin varlığıyla ilişkilendiriyor.
Bruegel kıdemli araştırmacısı Jacob Funk Kirkegaard, Euronews Business’a yaptığı açıklamada, "İrlanda’nın GSYH büyümesi, İrlanda’nın kendi içinde olup bitenlerle tamamen bağlantısız. Bu büyüme bütünüyle, çoğunluğu ABD’li büyük çok uluslu şirketlerin ve bunların İrlanda’daki iştiraklerinin faturalama süreçleri ya da uygulamaları tarafından yönlendiriliyor," dedi.
İrlanda dışında, AB’nin diğer iki ada üyesi Malta ve Kıbrıs da sırasıyla yüzde 4 ve yüzde 3,8 ile en yüksek büyümeyi kaydetti.
Kuzey Makedonya (yüzde 3,5), Hırvatistan (yüzde 3,2) ve Bulgaristan (yüzde 3,1) da reel olarak yüzde 3’ün üzerinde büyüdü. Bu da enflasyon etkisi çıkarıldıktan sonra GSYH’nin seyrini gösteriyor.
Euronews Business’a konuşan Exeter Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Miguel Leon-Ledesma, "Genel olarak rakamlar beklenen bir sonuca işaret ediyor; başlangıçta daha yoksul olan ülkeler daha zengin ülkelere kıyasla daha hızlı büyüdü. Bu normal, çünkü bu ekonomilerin bazıları sermaye birikimi sağlıyor ve teknolojiyi bünyesine katıyor," dedi.
İspanya en yüksek, Almanya en düşük
AB’nin en büyük dört ekonomisi arasında en yüksek reel GSYH büyümesini yüzde 2,8 ile İspanya kaydederken, en düşük oran yüzde 0,2 ile Almanya’da görüldü.
Almanya, verisi bulunan 32 Avrupa ülkesi arasında Finlandiya ile birlikte son sırayı da paylaştı.
İtalya da yüzde 0,5’lik büyümeyle alt sıralara yakın seyrederken, Fransa yüzde 0,8 ile daha sınırlı bir artış kaydetti.
Kirkegaard, büyüme rakamları üzerinde “ikinci Çin şokunun süregelen etkilerine” dikkat çekti. Bu ifade, Çin’in yalnızca AB’ye değil dünyanın geri kalanına da ihracatında yaşanan keskin artışı anlatıyor.
“Bunun anlamı şu: Avrupa’nın geleneksel ihracat güçleri, başta elbette Almanya olmak üzere, daha sınırlı ölçüde İtalya ve ayrıca kuzey Avrupa’daki bazı diğer ülkeler de bunun etkisini hissediyor,” dedi.
Buna nedenle, son yıllarda Almanya’nın Euro Bölgesi'ndeki büyük ekonomiler arasında geride kalan ülke haline gelmesinin şaşırtıcı olmadığını belirten Kirkegaard, bunun on yıl önceki tablodan oldukça farklı olduğuna işaret etti.
İspanya’nın büyüme modelinin de Çin kaynaklı şokun etkilerine karşı görece daha yalıtılmış olduğuna dikkat çeken Kirkegaard şöyle devam etti:
"Ancak İspanya hükümeti siyasi olarak oldukça geniş, yani açık bir göç politikası da yürütebiliyor. Bu nedenle İspanya’nın nüfusu ve çalışma çağındaki nüfusu hızla artmayı sürdürüyor. Bu da burada büyümenin bir başka kaynağı."
İspanya’da nüfus göç yoluyla arttı
Ekonomi profesörü Leon-Ledesma, bu ekonomilerin bazılarında görülen büyümenin önemli bölümünün istihdam artışı yoluyla gerçekleştiğine dikkat çekti.
İşçi başına ya da çalışılan saat başına çıktı anlamına gelen verimlilik, bu büyük ekonomilerin bazılarında durgun seyrediyor. Bu da ücretlerin durağan kalması anlamına geliyor.
Leon-Ledesma, "Yine kâğıt üzerinde AB’nin en iyi performans gösteren büyük ekonomisi olan İspanya’da, işçi başına çıktı yüzde 0,3 geriledi, çalışılan saat başına çıktı ise yalnızca yüzde 0,4 arttı," dedi.
Ayrıca nüfusun göç yoluyla önemli ölçüde arttığını, bunun da kişi başına GSYH’yi etkilediğini belirtti.
OECD tahminlerine göre İspanya ekonomisi 2026’da reel olarak yüzde 2,2 büyüyecek.
Bu oran, Avrupa’nın en büyük beş ekonomisi arasında en yüksek seviye olacak ve yüzde 1,2 ile İngiltere'nin açık ara önünde yer alacak.
Kirkegaard, İspanya’da turizmde yaşanan başarılı yükselişin büyümeyi desteklediğini, bunun Akdeniz ülkeleri genelinde görülen bir eğilim olduğunu söyledi.
İtalya da İspanya’ya benzer şekilde, AB’nin pandemi sonrası harcama paketi olan NextGenerationEU’dan (Yeni Nesil AB) önemli ölçüde fayda sağladı.
Ancak aynı zamanda küresel ihracat pazarlarında Çin şokunun bazı sonuçlarını yaşayan ülkelerden biri oldu.
Kirkegaard, Fransa’da süren siyasi istikrarsızlığa rağmen ülkenin şaşırtıcı ölçüde dayanıklı kaldığını da vurguladı.
Nordik ülkelerde büyüme ayrıştı
Danimarka yüzde 2,9 ile güçlü bir büyüme kaydederken, diğer Nordik ülkelerde büyüme oranları daha düşük kaldı; Finlandiya ise son sırada yer aldı.
İsveç (yüzde 1,5) AB ortalamasına eşit bir performans gösterirken, İzlanda (yüzde 1,3) ve Norveç (yüzde 1,1) daha düşük büyüme kaydetti.
Büyüme hanelere yarar sağlıyor mu?
Büyüme rakamları, hanelerin ekonomik koşulları üzerindeki etkiyi mutlaka yansıtmıyor. Bu etki, kişi başına GSYH ile ölçülüyor.
İspanya’daki büyümenin önemli bir bölümünün artan nüfustan kaynaklandığına dikkat çeken Kirkegaard, "Bu durum, tek tek İspanyollar için mutlaka daha yüksek gelire dönüşmüyor. Aynı ücreti, aynı geliri alıyor olabilirler ve bunu kesinlikle hissetmiyorlar. Dolayısıyla daha büyük nüfustan kaynaklanan daha yüksek bir GSYH büyümesi yaşanırken, gerçekte düşüş olması riski oldukça yüksek," dedi.