Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Berlin'deki İğrenç Yemekler Müzesi mide sınırlarını zorluyor

Casu Marzu, Sardinya'nın bir peynir spesiyalitesidir; peynir kurtçuklarını yemek lezzet deneyiminin ayrılmaz parçasıdır.
Casu Marzu, tadım deneyiminin bir parçası olarak peynir kurtlarının da yendiği Sardinya’ya özgü bir peynir çeşididir. ©  AP
© AP
By Maja Kunert & Veronika Schuerr & Donogh McCabe
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Avrupa mutfakları, kimine iştah açıcı, kimine ise ürkütücü gelen lezzetlerle dolu. Berlin'deki İğrenç Yemekler Müzesi ise tiksintinin çoğu zaman yiyecekten çok kültürel bakış açısıyla şekillendiğini gözler önüne seriyor.

Fermente balık, kurtlu peynir, kan sosisi ya da sakatat... Avrupa mutfaklarında, deneyimli gurmeleri bile ilk anda tereddüte düşürebilecek pek çok geleneksel lezzet bulunuyor. Ancak tiksinti son derece öznel bir duygu. Bir ülkede yüzyıllardır tüketilen bir yiyecek, başka bir kültürde şaşkınlıkla karşılanabiliyor, hatta fiziksel bir tepkiye neden olabiliyor.

REKLAM
REKLAM

Berlin'deki Disgusting Food Museum (İğrenç Yemekler Müzesi), ziyaretçilerini tam da bu noktada düşünmeye davet ediyor. Müze, tiksinti, merak ve gastronomi arasındaki sınırın ne kadar değişken olabileceğini gözler önüne seriyor.

İlk olarak İsveç'in Malmö kentinde kurulan müze, 2021'den bu yana Berlin'de de ziyaretçilerini ağırlıyor. Sergi, yalnızca şaşırtmayı amaçlamıyor; insanların aynı yiyeceğe neden bu kadar farklı tepkiler verdiğini kültürel ve biyolojik yönleriyle ele alıyor.

Müzenin direktörü Alexandra Bernsteiner, "Tiksintinin hepimizi ilgilendiren evrensel bir olgu olduğunu göstermek istiyoruz. Bunun hem kültürel hem de evrimsel kökenleri var. Bunu da ideal koşullarda günde üç kez yaptığımız bir eylem, yani yemek üzerinden anlatıyoruz," diyor.

Kendini bir bakış açısı değişiminin yaşandığı bir alan olarak tanımlayan müze, ziyaretçileri yemeğe ilişkin önyargılarını sorgulamaya ve farklı kültürlerin mutfak geleneklerine daha açık bir gözle bakmaya teşvik ediyor.

Tiksinti kültürel olarak öğreniliyor

Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 sıra dışı gıda, Disgusting Food Museum'da ziyaretçileri bekliyor; meraklılar burada kendi çekingenlikleriyle yüzleşebiliyor.

Tiksinti çoğu zaman bir ürünün kokusuna, dokusuna, görünüşüne ya da nasıl üretildiğine dair bilgiye verilen bir tepki. Aynı zamanda kültür tarafından şekilleniyor: Kimini iten bir yiyecek, başka ülkelerde gündelik hayatın parçası ya da ulusal gurur kaynağı olabiliyor. Müze tam da bu noktada devreye giriyor. Yemeğin her zaman kimlik, anı ve aidiyet anlamına geldiğini gösteriyor.

Üstelik tiksintinin koruyucu bir yanı da var. Alexandra Bernsteiner'e göre ilk refleks çoğu zaman bedenin bir uyarı sinyali. Ancak alışma, bilgi ve bağlam sayesinde bu his zamanla değişebiliyor.

Midesi sağlam turistler için bir adres: Disgusting Food Museum 90'dan fazla tiksindirici lezzeti sergiliyor.
Midesi sağlam turistler için bir adres: Disgusting Food Museum 90'dan fazla tiksindirici lezzeti sergiliyor. DFM Berlin

Almanya: Tiksinti potansiyeli taşıyan ev yemekleri

Almanya'nın da kendi gastronomik sınır vakaları var. Örneğin Brotsuppe, bayat ekmek ve et suyundan yapılan, çoğu zaman soğan ve yağla zenginleştirilen sade bir çorba. Kulağa artanları değerlendirme yemeği gibi gelse de, aslında tutumlu mutfak geleneğinin köklü bir parçası.

Çok daha çarpıcı bir örnek ise Saksonya-Anhalt bölgesinin akarlı peyniri Milbenkäse. Bu özel peynir, kendine özgü aromasını sağlayan peynir akarları sayesinde olgunlaşıyor. Dışarıdan bakanlar için adeta bir mutfak kabusu gibi gelse de, yöre halkı için el emeği ve gelenek demek. Sülze de bu kategoriye giriyor: Et parçalarının aspik ya da jöle içinde sunulduğu bu yemek, kaygan dokusu nedeniyle birçok kişide hemen bir tedirginlik yaratabiliyor. Pfalz bölgesinin ünlü yemeği Saumagen ise domuz midesinde pişirilen et, patates ve baharat karışımından oluşan ağır bir yemek. Çoğu insanın mesafeli yaklaşmasına yol açan da tam olarak bu dış kılıf, oysa yemek bölge mutfağının vazgeçilmezlerinden.

İtalya: Yaşayan peynir

İtalya'nın Sardinya Adası'na özgü Casu Marzu ise Avrupa'nın en sıra dışı ve tartışmalı yiyeceklerinden biri olarak kabul ediliyor. Koyun sütünden yapılan bu peynir, içine bırakılan peynir sineği larvaları sayesinde fermantasyonunu sürdürüyor. Tüketilirken larvalar çoğu zaman ayıklanmıyor.

Ortaya son derece yumuşak dokulu ve keskin aromalı bir pecorino peyniri çıkıyor. Pek çok kişi için iştah kaçırıcı olsa da Sardinya'da Casu Marzu, yerel mutfak geleneğinin önemli bir parçası ve bölgenin en özgün lezzetlerinden biri olarak görülüyor.

Bir deniz kestanesinin yenilebilir iç kısmı.
Bir deniz kestanesinin yenilebilir iç kısmı. Copyright 2013 AP. All rights reserved.

Güney İtalya'nın deniz kestaneleri de aynı çizgiye uyuyor. Özellikle sahil bölgelerinde taze taze açılıp doğrudan içi kaşıkla yeniyor. Çiğ, yoğun deniz tadı ve alışılmadık dokusu, birçok kişi için onları tiksinti sınırında bir deneme haline getiriyor. Gurmelere göreyse asıl cazibe tam da bu noktada.

İsveç: Kokuya meydan okuma

İsveç, meşhur fermente ringa balığı Surströmming ile temsil ediliyor. Bu yemek tadından çok keskin kokusuyla biliniyor. Konservenin kapağını açmak bile cesaret işi sayılıyor. İsveç'te Surströmming geleneksel bir gıda; ülke dışında ise çoğu zaman duyulara meydan okuma olarak görülüyor. Berlin'deki Disgusting Food Museum, her ay bir kutu taze Surströmming açarak en cesur ziyaretçilere tattırıyor.

İsveç'in tiksindiren balığı: Surströmming
İsveç'in tiksindiren balığı: Surströmming Photo by Paul Einerhand on Unsplash

İzlanda ve Asya: Fermente, kurutulmuş, keskin kokulu

Dünyanın başka köşelerinden gelen sıra dışı lezzetler de var. İzlanda'nın geleneksel yemeği Hakarl, fermente edilip kurutulmuş Grönland köpekbalığı eti. Özellikle keskin amonyak kokusuyla biliniyor. Genellikle yanında, yoğun tadımları kolaylaştırdığı söylenen, tipik İzlanda içkisi Brennivin ikram ediliyor.

Asya'dan ise iki klasik kokulu spesiyalite geliyor: Durian ve Stinky Tofu. Durian çoğu zaman "kokan meyve" diye anılıyor, Stinky Tofu ise ününü adından belli ediyor. Her iki gıda da tiksintinin çoğu kez tatla değil kokuyla başladığını gösteriyor. İlk koku algısı, bir şeyin lezzet olarak mı yoksa katlanılmaz bir yiyecek olarak mı görüleceğini çoğu zaman belirliyor.

Durian, Güneydoğu Asya kökenli tropik bir meyve; keskin kokusu nedeniyle sık sık
Durian, Güneydoğu Asya kökenli tropik bir meyve; keskin kokusu nedeniyle sık sık AP Photo

Yemek ve kimlik

Disgusting Food Museum, tüm bunları sıradışı yemeklerden oluşan basit bir koleksiyonun ötesine taşıyor. Sergi, dünyadan sıra dışı gıdalar sunarak ziyaretçileri kendi tiksinti sınırlarını sorgulamaya davet ediyor.

İsteyenler tadım barında, yenilebilir böcekler gibi ürünleri bizzat deneyebiliyor. Müzenin esas çekiciliği de burada: Tiksinti, yalnızca olumsuz bir tepki olarak değil, kültür, alışkanlık ve tüketim üzerine bir sohbetin başlangıç noktası olarak ele alınıyor. Alexandra Bernsteiner'e göre birçok ziyaretçi sadece kuşkuyla değil, merakla geliyor. Özellikle genç çiftler ve çocuklar denemeye daha açık.

Bu da basit bir gerçeğe işaret ediyor: Bugün bize yabancı gelen bir yiyecek, zamanla beslenmemizin ayrılmaz bir parçası haline gelebilir. Birine yenmez görünen şey, bir başkası için gelenekle iç içe geçmiş tanıdık bir yemek olabilir. Sonuçta damak tadı, geleceğin gıda kaynaklarıyla da ilgili bir mesele.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avrupa'da bu haftanın öne çıkanları: Gracie Abrams, 'The Odyssey' ve siluetler

Pompeii'den Bratislava'ya: bu yaz Avrupa'nın en çok gezilen durakları

Bellingham'dan duble: İngiltere Dünya Kupası'nda yarı finale çıktı