Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Dönüşümün zayıf halkası: Avrupa nadir toprak elementlerinde dışa bağımlı

Grönland, nadir toprak mineralleri açısından zengin
Grönland, nadir toprak mineralleri açısından zengin ©  AP Photo AP
© AP Photo
By Leticia Batista Cabanas & Evi Kiorri
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

AB, nadir toprakları stratejik öncelik olarak ancak 2020 sonrasında ele almaya başladı. Çin ise bu süreci 1980’lerde başlattı.

Avrupa Komisyonu’nun 2024 tarihli son verilerine göre Avrupa Birliği, elektrikli araçlar, günlük teknolojiler ve savunma sistemleri için hayati öneme sahip nadir toprak elementlerinin yüzde 95’ini ithal ediyor. Geri dönüşüm oranları yüzde 1’in altında kalırken, AB’nin 2030 için belirlediği hedeflere mevcut hızla ulaşmasının zor olduğu belirtiliyor.

Bu tablo, Avrupa’nın yeşil dönüşümünü mümkün kılması beklenen teknolojilerin büyük ölçüde diğer ülkelere bağımlı olduğu anlamına geliyor. Özellikle Çin ve Rusya gibi ekonomilere olan bu bağımlılık, AB’yi ciddi bir kırılganlıkla karşı karşıya bırakıyor.

Küresel rakipler tedarik zincirleri üzerindeki hâkimiyetlerini güçlendirirken, Avrupa nadir topraklara erişimi güvence altına alma yarışında geride kalmış durumda. Buna rağmen AB politika yapıcıları, mevcut durumun geri döndürülemez olmadığı görüşünde. Birlik, zayıf bir başlangıç noktasından ve reformların erken aşamasından yola çıkarak, daha bağımsız bir yapıya kavuşmayı ve temiz enerji dönüşümünde liderlik hedefini sürdürüyor.

Nadir toprak elementleri nedir ve neden bu kadar önemli?

“Nadir toprak elementleri”, 15 lantanit element ile birlikte skandiyum ve itriyumdan oluşan toplam 17 metalik elementten oluşuyor. Bu elementler, temiz enerji ve ileri teknoloji üretimi için vazgeçilmez kabul edilen özgün fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip.

Adlarının çağrıştırdığı gibi sınırlı sayıda bölgede bulunuyorlar ve çıkarılmaları ile işlenmeleri oldukça karmaşık. Yataklar dünya genelinde az sayıda bölgede yer alıyor; Grönland da son dönemde bu nedenle jeopolitik ilginin odağı haline gelmiş durumda.

Nadir toprak elementleri güçlü manyetik, ışık yayan ve kimyasal olarak reaktif özellikler taşıyor. Bu özellikler, enerji, elektronik ve savunma gibi stratejik sektörlerde yüksek performanslı teknolojilerin geliştirilmesini mümkün kılıyor.

Temiz enerji ve ulaşım alanında, elektrikli araçlarda kullanılan nadir toprak mıknatısları araçların daha hafif, güçlü ve verimli olmasını sağlıyor. Rüzgâr türbinleri ise bu mıknatıslar sayesinde her dönüşte daha fazla enerji üretebiliyor. Yüksek verimli jeneratörler, güç elektroniği ve şebeke dengeleme sistemleri de artan güneş ve rüzgâr enerjisinin yönetiminde bu elementlere dayanıyor.

Enerji alanının ötesinde nadir topraklar; lazerler, fotonik sistemler, fiber optik ağlar ve yarı iletken üretim ekipmanları için de kritik öneme sahip. Endüstriyel robotlar, CNC makineleri ve otomasyon sistemleri de yüksek performanslı mıknatıslar sayesinde çalışıyor.

Savunma ve havacılıkta ise radar ve sonar sistemlerinden hassas güdümlü mühimmatlara, jet motorlarından gece görüş cihazlarına, uydulardan uzay elektroniğine kadar birçok alanda kullanılıyor.

Nadir toprak elementleri, Avrupa’daki günlük tüketim ürünlerinin de parçası. Akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, kulaklıklar, hoparlörler ve modern ekranlar; iyi ses kalitesi, parlak görüntüler ve uzun ömür için bu elementlere dayanıyor. Tıbbi alanda MRI cihazları ve ileri görüntüleme sistemleri, çevre alanında ise katalitik konvertörler ve su arıtma sistemleri yine nadir topraklara ihtiyaç duyuyor.

Avrupa bu yarışta neden geride kaldı?

Uzmanlara göre temel neden, Avrupa’nın entegre bir endüstriyel zincir kuramamış olması. Çin ise onlarca yıl önce nadir toprakları stratejik bir sektör olarak tanımladı ve madencilikten ayrıştırmaya, rafinasyondan mıknatıs üretimine ve nihai ürünlere kadar tüm değer zincirine yatırım yaptı.

Avrupa ise farklı bir yol izledi. İşleme ve mıknatıs üretim kapasitesinin zamanla azalmasına izin verildi, yerli rafinasyon altyapısı geliştirilmedi ve daha ucuz ithalata giderek daha bağımlı hale gelindi. Sonuçta AB, üretimin neredeyse her aşamasında dış tedarikçilere bağlı kaldı.

Kıtadaki yapısal engeller bu farkı daha da büyüttü. Uzun izin süreçleri, parçalı düzenlemeler ve yerel muhalefet, madencilik ve rafinasyon projelerini yavaşlatıyor ya da durduruyor. Sıkı çevre düzenlemeleri maliyetleri artırırken, kamu finansmanı farklı ulusal programlara dağılmış durumda. Özel sektör için teşvikler ise rakip bölgelere kıyasla daha zayıf kalıyor.

AB, nadir toprakları stratejik öncelik olarak ancak 2020 sonrasında ele almaya başladı. Çin ise bu süreci 1980’lerde başlattı.

Bugün Çin, tedarik zincirinin neredeyse tüm aşamalarında hâkim durumda. Madenciler, rafineriler, alaşım üreticileri, mıknatıs fabrikaları ve nihai ürün üreticileri aynı bölgelerde faaliyet gösteriyor. Devlete ait şirketler üretim, finansman ve Ar-Ge’yi koordineli biçimde yürütüyor. Düşük maliyet, uzun vadeli stratejiler ve ihracat kontrolleri de bu üstünlüğü pekiştiriyor.

Bu yapı, Avrupa gibi geç kalan aktörlerin rekabetini zorlaştırıyor. Günümüzde AB’nin nadir toprak mıknatıslarının yüzde 98’i, nadir toprak elementlerinin ise yüzde 85’i Çin’den geliyor. ABD, Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Kanada gibi ülkeler de daha hızlı ve kararlı adımlar atmış durumda.

ABD büyük sübvansiyonlar ve vergi teşvikleriyle üretimi hızlandırırken, Avustralya güçlü madencilik kapasitesiyle öne çıkıyor. Japonya, 2010’daki Çin ihracat kısıtlamalarından sonra alternatif tedarik yolları geliştirerek mıknatıs teknolojilerinde lider konuma geldi. Güney Kore ve Kanada ise ABD ile entegre tedarik zincirleri kuruyor.

AB ne yapıyor?

AB, 2030’a kadar nadir toprak arzını güvence altına almak ve Çin’e bağımlılığı azaltmak için yeni yasalar, finansman araçları ve uluslararası ortaklıklar devreye sokuyor. Bu stratejinin merkezinde, 2023’te açıklanan ve yürürlüğe giren Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) yer alıyor. Buna, 2025’te uygulamaya alınan RESourceEU paketi eşlik ediyor.

CRMA, 2030 için net hedefler belirliyor: Stratejik hammaddelerin en az yüzde 10’unun AB içinde çıkarılması, yüzde 40’ının işlenmesi ve yüzde 25’inin geri dönüşümden sağlanması. Ayrıca, tek bir AB dışı ülkeden yapılan ithalatın payı yüzde 65 ile sınırlandırılıyor.

Komisyon, bu kapsamda “Stratejik Projeler” belirleyerek izin süreçlerini hızlandırıyor ve finansmana erişimi kolaylaştırıyor. RESourceEU girişimiyle 2029’a kadar başlayacak olgun projeler için yaklaşık 3 milyar euro kaynak mobilize edilmesi hedefleniyor.

AB aynı zamanda Kanada, Şili, Kazakistan, Namibya ve Ukrayna gibi ülkelerle kritik hammaddeler konusunda ortaklıklarını derinleştiriyor. Geri dönüşüm, stoklama ve ortak alım mekanizmaları da arz güvenliğini artırmayı amaçlıyor.

Rüzgar türbinleri, elektrikli araç motorları ve elektronik atıklardan nadir toprak geri kazanımı teşvik edilirken, daha az ya da hiç nadir toprak kullanmayan alternatif teknolojilere yönelik Ar-Ge yatırımları da artırılıyor.

Gelecek ne vaat ediyor?

Önümüzdeki on yılda Avrupa’da nadir toprak talebinin hızla artması bekleniyor. İşleme ve geri dönüşüm kapasitesi artsa bile, AB’nin bu konuda 2030’a kadar tam bağımsızlığa ulaşması zor görünüyor.

Bazı projeler on yılın sonunda AB talebinin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayabilir. Ancak izin süreçlerindeki yavaşlık ve yerel direniş nedeniyle birçok projenin gerçek etkisinin 2030’lardan sonra görülmesi bekleniyor. Geri dönüşümün payı zamanla artacak olsa da Avrupa’nın ithalata olan ihtiyacı sürecek.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Avrupa'nın çıkmazı: Ukrayna'yı Putin'den, Grönland'ı Trump'tan korumak

Grönland: Avrupa'nın geleceği nadir toprak elementlerinde mi? Anketimize katılın

AB nadir toprak elementlerinde Çin'e bağımlılığını bitirmek istiyor