Hürmüz Boğazı'nın kapatılması sanayi ve hane halkı için enerji fiyatlarını etkiliyor. Ancak bu hayati ticaret geçidi aynı zamanda gübre sevkiyatının önemli bir bölümünü oluşturuyor ve uzun vadeli gıda üretimini tehdit ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump müttefiklerine, İran’da geçen ay başlayan savaş nedeniyle fiilen kapanan ve küresel petrol taşımacılığının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak üzere gemi göndermeleri çağrısında bulundu.
Trump, müttefiklerin ABD’nin çağrısına yanıt vermemesi ya da olumsuz tepki göstermesi halinde NATO için "kötü bir gelecek" olacağı tehdidinde bulundu.
Amerikalılar, su yolunun yeniden açılmasını "küçük bir girişim" olarak nitelendirirken, Avrupalılar Tahran’ın gelişigüzel füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği sahadaki gerçekliğin çok daha karmaşık ve riskli olduğunu dile getiriyor.
Hürmüz Boğazı ve geçiş güvenliğinin sağlanması neden bu kadar önemli?
Hürmüz Boğazı, enerji taşımacılığı açısından en stratejik ve hayati koridorlardan biri olduğu için.
Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasında yer alan Hürmüz Boğazı, küresel petrol üretiminin yüzde 20’sine karşılık geliyor. Bu geçit olmadan küresel enerji piyasası nefessiz kalabilir.
Nitekim petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerine çıktı ve analistler çatışmanın kapsamı ile süresi artarsa fiyatların 150 ila 200 dolar bandında işlem görebileceği uyarısında bulunuyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Moskova ile enerji bağlarını kestikten sonra istikrarlı enerji tedariki sağlamakta zorlanan Avrupa için Orta Doğu’daki çatışma, haneleri ve sanayiyi etkileyecek yeni bir enerji krizine dönüşebilir.
Boğaz ayrıca Avrupa’ya gübre sevkiyatı için de kilit bir geçiş noktası. Birleşmiş Milletler’e göre, petrol ve gaz arzının yanı sıra küresel gübre ihracatının yaklaşık yüzde 13’ü de Körfez’i açık okyanusa bağlayan tek geçişten yapılıyor. Bu da dünya gıda üretimi açısından önemli bir unsur.
AB’nin üst düzey diplomatı Kaja Kallas, bugün dışişleri konseyi öncesinde gazetecilere, "Bu yıl gübre eksikliği yaşanırsa, gelecek yıl bu durum gıda yoksunluğuna dönüşecek," dedi.
Donald Trump ne istiyor?
Trump, İngiltere, Fransa, Çin ve Japonya’dan bölgeye savaş gemileri göndermelerini ve enerji fiyatlarının ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından yükselmesi ve su yolunun kriz nedeniyle fiilen kapanması sonrası petrol sevkiyatını korumalarını istedi.
ABD Başkanı, bu ülkelerin kendi bölgelerini koruması gerektiğini savundu ve söz konusu bölgenin enerji ihtiyaçlarını karşıladıkları yer olduğunu öne sürdü. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise geçen hafta Fransa’nın boğazın yeniden açılması için AB misyonuna liderlik edeceğini söyledi.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın geçen hafta rezervlerden 400 bin varil petrol serbest bırakılacağını açıklaması enerji piyasalarını sakinleştirmedi. Böylece AB liderleri üzerindeki, Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan gemiler için serbest ve güvenli geçişin nasıl sağlanacağını bulma baskısı arttı.
Trump’ın yardım çağrısı, Rusya karşısında askeri koruma için Avrupa'yı NATO’ya bağımlı olduğu gerekçesiyle "zayıf" diye nitelemesinden yalnızca birkaç gün sonra geldi.
Şimdiye kadar Japonya, Avustralya, Güney Kore ve Birleşik Krallık, Trump’ın Boğaz’dan geçen gemilere eşlik etme çağrısını reddetti.
AB nasıl yanıt verecek?
Pazartesi günü dışişleri bakanlarının toplantısındaki ana gündem maddesi, Hürmüz Boğazı’na erişimin nasıl güvence altına alınacağı ve küresel petrol arzında büyük aksaklıkların nasıl önleneceği olacak.
Kallas pazartesi günü, Şubat 2024’te İran destekli Husilerin uluslararası deniz taşımacılığına yönelik tekrar eden saldırılarının ardından savunma amaçlı bir operasyon olarak kurulan AB’nin Aspides operasyonunun görev tanımını değiştirmeyi önereceğini söyledi.
Konsey’e göre operasyonun görev tanımı, "gemileri korumak", seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak ve "Kızıldeniz, Aden Körfezi, Umman Denizi, Umman Körfezi ve Basra Körfezi dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sulardaki denizcilik durumunu izlemek."
Ancak birçok ülke, Aspides’in görev tanımının değiştirilmesine çekinceyle yaklaşıyor.
Bir Avrupalı diplomat Euronews’a, toplantının amacının AB çatısı altında kapasite oluşturmak ve koordinasyonu sağlamak olduğunu, ancak Trump’ın talebi doğrultusunda Hürmüz Boğazı’ndan çıkışta gemilere eşlik edecek büyük bir Avrupa koalisyonunun ortaya çıkmasını beklemediğini söyledi.
Hem Almanya hem de Romanya böyle bir misyona şüpheyle yaklaştı. Romanya Dışişleri Bakanı Oana-Silvia Toiu, Bükreş’in Aspides misyonuna dahil olmak istemediğini, çünkü ülkenin Karadeniz’deki deniz kapasitesine odaklanmayı sürdürmesi gerektiğini ima etti.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise, Hürmüz’den seyrüsefer özgürlüğünün yalnızca Batılı ülkeleri değil Çin dahil tüm dünyayı ilgilendirdiğini belirterek, her şeyin üstünde "diplomasi çizgisinin" galip gelmesi gerektiğini söyledi.
Bununla birlikte İtalyan siyasetçi genel olarak Aspides’in Hürmüz’de devriye gezecek şekilde genişletilmesini destekliyor. Tajani, "Aspides misyonunun başındayız ve bence Kızıldeniz ile Süveyş’te deniz trafiğini güvence altına almak için bu misyon güçlendirilmeli. Bu doğrultuda çalışmayı sürdüreceğiz," dedi.
Aspides deniz misyonu nedir?
2024’te başlatılan Aspides, Yemen merkezli Husilerle bağlantılı saldırıların ardından Kızıldeniz ve çevresindeki sularda ticari gemiciliği korumak amacıyla oluşturulan bir AB deniz misyonu.
Operasyona Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve İspanya dahil olmak üzere birçok üye devlet deniz unsurlarıyla katılıyor. Misyonun rolü savunma ağırlıklı; ticari gemilere eskort sağlanmasına ve uluslararası deniz taşımacılığı rotalarını tehdit eden insansız hava araçları ya da füzelerin engellenmesine odaklanıyor.
AB Konseyi’ne göre görev tanımı, "gemileri korumak", seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak ve "Kızıldeniz, Aden Körfezi, Umman Denizi, Umman Körfezi ve Basra Körfezi dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sulardaki denizcilik durumunu izlemek."
Rus enerjisi, bloğun krizi için bir çözüm adımı olabilir mi?
Rus enerji ithalatının yeniden başlatılması yönündeki sıra dışı fikir, hafta sonu yerel medyaya verdiği demeçte savaşı sona erdirmenin tek yolunun Rusya ile anlaşma yapmak olduğunu söyleyen Belçika Başbakanı Bart De Wever tarafından gündeme getirildi. Dışişleri Bakanı Maxime Prévot ise bu öneriyi eleştirerek bunun bir zayıflık işareti olduğunu söyledi.
De Wever, AB27’nin bloğu ekonomik durgunluğa sürükleme riski taşıyan zincirleme bir enerji kriziyle karşı karşıya olduğu için bu yolun seçilmesinin sadece "sağduyu" olduğunu savundu.
Tajani de AB’nin gelecekte Rus enerjisi ithal etmesi ihtimaline destek verdi. Ancak İtalyan bakan, Rusya Ukrayna’ya yönelik askeri saldırganlığını sürdürdüğü sürece bloğun eleştirel tutumunu koruması ve Moskova’ya yönelik yaptırımları yürürlükte tutması gerektiğini vurguladı.
İtalyan bakana göre savaş sona erdiğinde ise yeni bir dönem başlayacak.
Tajani pazartesi günü gazetecilere, "Barış sağlandığında Rusya ile savaş halinde olmayacağız; uzun zaman önce yaptığımız şeyleri yeniden yapmaya başlayabiliriz. Ancak şu anda Rusya Federasyonu’na karşı müsamahalı bir tutum benimsememizi engelleyen bir durum var," dedi.
Ancak diğer bakanlar De Wever’in önerisine çok daha mesafeli yaklaştı.
İsveç Başbakan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Ebba Busch, Rus petrolü konusunda bu kararın tersine çevrilmesinin AB’nin sözlerini ve değerlerini anlamsız hale getireceğini savundu.
AB’nin enerjiden sorumlu üyesi Dan Jorgensen de Orta Doğu’daki süregelen çatışmanın yol açtığı zincirleme enerji krizine rağmen bloğun Rus enerji ithalatını yeniden başlatmaya karşı net tutumunu yineledi.
Jorgensen, "Rotamızda kalmaya kararlıyız. Geçmişte yaptığımız şeyi tekrarlamamız hata olur. Verilen mesaj çok net: Gelecekte Rusya’dan artık hiçbir molekül ithal etmeyeceğiz," diye ekledi.