Enerji dönüşümünün batarya metallerine olan talebi artırmasıyla birlikte, Avrupalı politika yapıcılar geri dönüşüm ve ham madde güvenliği konusunda dünyadaki diğer aktörlerin onlarca yıl önce başladığı yarışta yetişmeye çalışıyor.
Avrupa’nın kritik ham maddeler krizine kısmi bir yanıt aslında atık akışının içinde duruyor. Ancak kıta bunu görmekte fazla yavaş kaldı.
Eneris Surowce CEO’su Dorota Wloch bu konuda net konuştu: Geri dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk.
Plastiklerin aksine metaller sonsuz kez geri kazanılıp yeniden kullanılabiliyor. Bu nedenle mevcut ürünlerden ve atıklardan ham madde elde edilmesini ifade eden "kentsel madencilik", özellikle bataryalar açısından giderek daha değerli hale geliyor.
Wloch, "Geri dönüşümden metalik alüminyum ve ‘black mass’ olarak adlandırılan, ağırlıklı olarak kobalt ve nikelden oluşan bir metal konsantresi elde ediyoruz. Bunlar en değerli batarya metallerinden bazıları. Bataryalar bugün yalnızca otomotiv sektörü için değil, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjinin depolanması için de kritik önemde," dedi.
'Avrupa 25 yıl geç kaldı'
Sorunun boyutunu açık sözlerle anlatan Włoch, "Rezervler kritik önemde. Her makine satın alınabilir ama doğal kaynaklar satın alınamaz. Bunlar devredilemez ve yenilenemez. Kullandığımızda basitçe yok olurlar," dedi.
Avrupa’nın bu gerçeği geç fark etmesi kıtaya pahalıya mal oldu.
Włoch, "Kritik ham maddelere ilişkin düzenleme, dünyanın diğer bölgeleri rezervlere yoğun yatırım yaptıktan 25 yıl sonra geldi. Avrupa fazla pasif kaldı. Bugün yetişmeye çalışıyoruz ama düzenlemeler çoğu zaman o kadar ağır ki Polonya gibi ülkeler bunları uygulamakta zorlanıyor," ifadelerini kullandı.
Çıkarımdan en çok kim fayda sağlıyor?
Polonya, modern ekonomi açısından kritik önemdeki bakır, kok kömürü, nikel, platin grubu metaller, helyum, renyum, kurşun ve gümüş gibi önemli ham madde rezervlerine sahip.
Ancak enerji dönüşümü için en çok ihtiyaç duyulan lityum, kobalt ve grafit gibi mineraller yalnızca sınırlı miktarda bulunuyor. Bu da ithalatı zorunlu kılıyor.
Krakow’daki AGH Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin inşaat mühendisliği ve kaynak yönetimi fakültesi dekanı Arkadiusz Kustra, Avrupa Ekonomi Kongresi’ndeki bir panelde, artık tüm tedarik zincirine ve bu zincirden kimin kazanç sağladığına dair farkındalığın hayati hale geldiğini söyledi.
Bu konuda Sırbistan’ı örnek gösteren Kustra, "Sırbistan’ın lityum rezervleri var ve şimdiden Mercedes ya da Stellantis ile görüşmeler yürütüyor," dedi.
Buna göre Belgrad, bu avantajı batarya fabrikaları ve otomobil tesislerine yatırım çekmek için kullanıyor; böylece değer zincirinin daha büyük bölümünü ülke içinde tutmayı hedefliyor.
Amacın, katma değeri yerelde tutan bölgesel tedarik zincirleri oluşturmak olması gerektiğini belirten Kustra, "En az kazancı başlangıçta, en yüksek kazancı ise son müşteriden elde edebilirsiniz," dedi.
Daha büyük engel ise Çin’in hakimiyeti.
Kustra, "Kritik ham maddelerdeki kâr marjlarının büyük kısmı Çinlilere gidiyor. Çünkü rezervlerin çoğuna sahip olmasalar da işleme ve ticaretin yüzde 90’ından fazlasını kontrol ediyorlar," dedi.
Dünyanın kaynak bakımından en zengin ülkeleri arasında yer alan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise Çinli kuruluşlar rezervlerin yaklaşık yüzde 90’ını kontrol ediyor.
Panelde ayrıca yeni tedarik ortaklıklarına yönelik ilginin arttığına da dikkat çekildi. Bu kapsamda Polonya’nın Kongo bölgesi ile Amerika kıtasındaki varlıklara yöneldiği belirtildi.