Yapısal sorunlar ve pazarlık gücündeki dengesizlikler nedeniyle ekime kadar Pekin'den büyük tavizler alınması beklenmezken AB ile Çin arasındaki ticari gerilimin tırmanmayı sürdürmesi öngörülüyor.
Brüksel ile Pekin önümüzdeki aylarda bir ticaret çatışmasına doğru ilerliyor. Ancak Avrupa'nın Çin'den gerçekte ne ölçüde taviz koparabileceği çeşitli etkenlere, en başta da Avrupa Birliği'nin ne kadar ekonomik maliyete katlanmaya hazır olduğuna bağlı olacak.
AB'nin Çin karşısındaki ticaret açığı son yıllarda katlanarak büyüdü ve 2025'te günde 1 milyar euroyla rekor seviyeye ulaştı. Bu durum, Avrupalı liderleri Pekin ile "sürdürülemez" olarak nitelendirdikleri ekonomik ilişkilerin yeniden dengelenmesini istemeye yöneltti.
AB'nin pazarını korumak için harekete geçerek mevzuata aykırı ürünler, devlet sübvansiyonları ve doğrudan yabancı yatırımlar nedeniyle Çinli şirketleri hedef alması, son aylarda gerilimi tırmandırdı. Pekin ise bu adımlara misilleme tehdidiyle karşılık verdi.
Avrupa Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi Maros Sefcovic, gerilimi azaltmak amacıyla 29 Haziran'da Brüksel'de Çinli mevkidaşı Wang Wentao ile görüştü. Taraflar ortak açıklamada ilişkilerin "istikrara kavuşturulması" ve "daha dengeli hale getirilmesi" çağrısında bulundu.
Sefcovic, görüşmenin ardından ekim ayına kadar sürdürülecek diyalogdan "somut" sonuçlar alınması için süre verdi. AB liderlerinin de aynı ay makroekonomik dengesizlikleri görüşmek üzere Brüksel'de bir araya gelmesi bekleniyor.
Ancak Brüksel tutumunu ciddi ölçüde sertleştirmediği sürece AB'nin Çin'le arasındaki ticaret açığını kayda değer biçimde daraltma ihtimali düşük. Üstelik Asya deviyle ekonomik bağların koparılması zaman alacak ve yüksek maliyet yaratacak.
Yapısal etkenler
Yetkililer ve uzmanlar, AB'nin Çin'le kurduğu derin ve çok katmanlı ekonomik ilişkilerin yeniden dengelenmesinin son derece karmaşık olacağı görüşünde. Dengesizliğin her iki taraftaki yapısal etkenlerden kaynaklanması nedeniyle bu süreç güçlü bir dirençle karşılaşacak.
Çin ekonomisi temelde ihracata dayalı olmayı ve yoğun biçimde devlet tarafından desteklenmeyi sürdürüyor. Bu nedenle Pekin'in verebileceği tavizlerin Çin'in Avrupa'ya ihracatını sınırlamaktan çok, Avrupalı şirketlerin Çin pazarına erişimini kolaylaştırması bekleniyor.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) uzmanı Tobias Gehrke, Euronews'e, "Çin ekonomisinin içeride gerekli uyumu sağlaması pek olası değil. Pekin, ihracat pazarındaki payını artırmak zorunda olan bir sisteme sıkışmış durumda. Şirketlerinin çoğu ihracat yapmak zorunda; aksi halde iflaslarla veya ülke içinde şirket birleşmeleriyle karşı karşıya kalacak," dedi.
Gerçek bir yeniden dengelenme, Çin'in iç talebi artırmasını gerektiriyor. Ancak iç talep, emlak sektöründeki çöküşün etkileri ve kamu emeklilik sistemi gibi unsurları içeren Batı tarzı kapsamlı bir sosyal devlet yapısının bulunmaması nedeniyle baskı altında.
Bu tür reformlar siyasi riskler taşıyor. Batı tipi tüketimin teşvik edilmesinin Komünist Parti'nin iktidar üzerindeki kontrolüyle bağdaşıp bağdaşmadığı da belirsiz. Bu nedenle Çin'in zorlanmadığı sürece küçük tavizlerin ötesine geçmesi beklenmiyor. Pekin ayrıca zamanın kendi lehine işlediğini biliyor.
Zaman Pekin'den yana
AB'nin Çin karşısındaki ticaret açığı beş yılda yaklaşık iki katına çıkarak 2020'deki 182 milyar eurodan 2025'te 360 milyar euroya yükseldi. AB'nin en büyük ihracatçısı Almanya dahil hiçbir üye ülke uzun yıllardır Çin'le ticaret fazlası veremiyor.
Avrupa ekonomisinin bazı sektörleri ise uzmanların "Çin 2.0 şoku" olarak adlandırdığı devlet destekli Çin ithalatı nedeniyle tamamen ortadan kalkma riskiyle karşı karşıya.
Temmuz 2025'te Pekin'de düzenlenen AB-Çin zirvesinin ardından "daha derin iş birliği" sözü verilmesine rağmen ne AB ne de uluslararası ortakları geçen yıl içinde Çin'den önemli bir taviz alabildi.
"Çin sorunu" için örtülü bir ifade olarak kullanılan "küresel ekonomik dengesizlikler" konusu G7'nin gündemine de girdi. G7 üyeleri, bu yıl haziran ayında düzenlenen zirve öncesinde Çinli yetkililerle video konferans yoluyla görüştü. Görüşmelerden sonuç çıkmazken G7 dönem başkanı Fransa, Pekin ile diyaloğun süreceğini açıkladı.
AB liderleri son zirvede, Avrupalı şirketlerin kritik ürünlerde yabancı tedarikçilere bağımlılığını azaltacak bir çeşitlendirme aracı geliştirmesi için Avrupa Komisyonu'na yetki verdi. Ancak bu girişimin hazırlanması, müzakere edilmesi ve uygulanması yıllar alacak.
Brüksel'in ürün bazlı anti-damping soruşturmaları da düzenli olarak etkisiz hale getiriliyor. Çinli ihracatçılar, soruşturmaların kapsamı dışında kalmak için hızla yeni ürünler piyasaya sürüyor. Avrupa Komisyonu'nun ise bu hıza ayak uyduracak kapasitesinin sınırına yaklaştığı bildiriliyor.
Buna rağmen AB yetkilileri ekonomik ilişkilerin yeniden dengelenmesinin halen mümkün olduğunu savunuyor.
Avrupa'nın pazar kozu
ABD, gümrük vergileri, ihracat kontrolleri ve ticari savunma araçlarıyla pazarına erişimi sıkılaştırınca Çin ihracatını başta Güneydoğu Asya ve Avrupa olmak üzere diğer bölgelere yönlendirmek zorunda kaldı.
AB pazarı, Pekin'e sanayi sektöründeki kapasite fazlasını azaltabilmesi için kritik bir çıkış kapısı sunuyor. Avrupa aynı zamanda Çin açısından Küresel Güney'deki diğer pazarlardan çok daha kazançlı. AB yetkilileri bu nedenle ekonomik ilişkilerin yeniden dengelenmesinin iki tarafın da çıkarına olduğunu savunuyor.
Bruegel düşünce kuruluşunun kıdemli araştırmacısı Alicia Garcia-Herrero, Euronews'e, "Çinliler Avrupa pazarının açık kalmasını istiyor," dedi.
Garcia-Herrero'ya göre en gerçekçi sonuç, büyük ithalat kotaları üzerinde anlaşılması olabilir. Ancak böyle bir sistemin orta vadede sürdürülebileceği konusunda şüpheleri bulunuyor.
Garcia-Herrero, "Avrupa'da Çin ürünlerine talep bulunduğu için büyük kotaların bile kısa sürede artırılması gerekir. Böyle bir sistemi yönetmek çok zor olur ve nihayetinde pazara erişim açısından kazanan Çin çıkar," dedi.
Çin'in nadir toprak elementlerindeki hakimiyeti
Pekin'in müzakerelerdeki en önemli kozlarından biri, Avrupa'nın Çin'den gelen nadir toprak elementlerine bağımlılığı.
Ekim ayı için belirlenen süre tesadüf değil. Bu tarih, Çin ile ABD arasındaki ve Çin'in AB dahil küresel pazarlara nadir toprak elementi ihracatını sürdürmesine olanak tanıyan bir yıllık ateşkesin sona erdiği döneme denk geliyor.
Çin, ABD ile 2025'te yaşanan kapsamlı ticaret savaşı sırasında bu ihracatı kısıtlamış ancak geçen sonbaharda kısıtlamaların kaldırılması konusunda anlaşmaya varılmıştı. Ateşkesin bu yıl ekim ayından sonra devam edip etmeyeceği henüz bilinmiyor. Nadir toprak elementi tedarikine kritik ölçüde bağımlı olan Avrupa sanayisi ise acilen açıklık sağlanmasını istiyor.
Pekin ayrıca AB'nin Rusya'ya yönelik son 21'inci yaptırım paketine misillemede bulundu. Pakette, Rusya'nın savaş çabalarına destek verdikleri gerekçesiyle Çin ve Hong Kong merkezli 14 şirket AB'nin yaptırım listesine eklenmişti.
Çin buna karşılık 14 Avrupalı şirketin çift kullanımlı ürünlere ilişkin yeni sevkiyatları almasını yasakladı. Bu adım, söz konusu şirketlerin kritik minerallere erişimini kısıtlayabilir.
Bu koşullar altında gözlemciler, mevcut takvim içinde kapsamlı bir anlaşmaya varılabileceği konusunda kuşkulu.
Gehrke, "Çin, AB'nin ticaret ve sanayi politikası önlemlerine karşı ihracat kontrollerini kullanabilir ve muhtemelen kullanacaktır. Örneğin Avrupalılar kimyasallara veya takım tezgahlarına karşı gümrük vergileri ve kotalar gibi koruma önlemleri alırsa Çin gerilimi tırmandırarak kritik mineraller üzerindeki ihracat kısıtlamalarını artırır," dedi.
Hollanda Başbakanı Rob Jetten, haziran ayındaki son Avrupa Konseyi toplantısı sırasında Avrupa'nın "saf davranmaması" ve Çin'e karşı atılacak her adımın misillemeyle karşılaşacağını hesaba katması gerektiğini söyledi.
Çin'in vereceği her karşılık, AB'nin kararlılığını sınayacak.
Siyasi mesajlar
Çin, AB içindeki görüş ayrılıklarından nasıl yararlanacağını da biliyor. Garcia-Herrero'ya göre üye ülkeler öncelikle kendi sanayilerini savunmayı sürdüreceği için Avrupalıların Çin pazarına daha fazla erişim sağlaması pek olası değil.
Buna, geçen sonbaharda kaygı verici ticaret açığı verilerinin açıklanmasının ardından daha sert bir tutum benimseyen Almanya ile Çin yatırımlarının Avrupa'daki başlıca adreslerinden biri olan İspanya da dahil.
AB, geçen yasama döneminde üçüncü ülkelerin ekonomik şantajına karşı koymak amacıyla "ticaret bazukası" olarak adlandırılan güçlü bir ekonomik zorlamayla mücadele aracı oluşturdu. Ancak bu aracın kullanılması henüz ciddi biçimde değerlendirmeye bile alınmadı.
Brüksel, Çin'in müzakere etme ve taviz verme isteğinin tamamen Avrupa'nın sergilediği güce ve AB'nin bir ticaret savaşında ne kadar ekonomik maliyete katlanmaya hazır olduğuna bağlı olduğunun farkında.
Yunanistan, Fransa, İtalya, Almanya ve Portekiz'in kendi ulusal çıkarlarını korumak için sulandırılması yönünde baskı yaptığı Rusya'ya yönelik 21'inci yaptırım paketi, Avrupa'nın kararlılığı konusunda kaygı verici ölçüde zayıf bir mesaj veriyor.
Konunun hassasiyeti nedeniyle adının açıklanmaması koşuluyla Euronews'e konuşan üst düzey bir AB yetkilisi, "Ne ektiysek onu biçeceğiz. Pek çok şey Çinlilerin bizi nasıl algılayacağına bağlı olacak," dedi.