Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Macron, Ürdün ve Lübnan liderleriyle Lübnan ordusuna desteği görüşecek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (solda), Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun'u 28 Mart 2025'te Paris'teki Elysee Sarayı'nda karşılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, solda, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun'u Paris'teki Elysee Sarayı'nda 28 Mart 2025'te karşılıyor. ©  AP Photo
© AP Photo
By Estelle Nilsson-Julien
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Paris'teki görüşmeler, Lübnan'ın silahlı kuvvetlerini güçlendirmek ve ülkenin güneyinde oluşabilecek bir güvenlik boşluğunu önlemek için uluslararası destek aradığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne (LAF) destek sağlanması amacıyla düzenlenecek uluslararası zirve öncesinde, Ürdün Kralı 2'inci Abdullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun'u perşembe günü Paris'te ağırlayacak.

REKLAM
REKLAM

Elysee Sarayı'ndan bir kaynağın aktardığına göre, 2015 yılında Ürdün tarafından başlatılan Akabe Süreci kapsamında gerçekleştirilecek görüşmelerde Fransa, İngiltere, Ürdün, Lübnan ve ABD'den üst düzey yetkililer ile askerî uzmanlar bir araya gelecek. Görüşmelerde Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin konuşlandırılmasına ilişkin planların yanı sıra bölgenin istikrara kavuşturulmasına yönelik daha geniş kapsamlı çabalar ele alınacak.

Lübnan şu anda silahlı kuvvetlerine uluslararası destek ararken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü'nün (UNIFIL) görev süresini 31 Aralık 2026'da sona erdirme kararının ardından ülkenin güneyinde güvenlik boşluğu oluşmasını önlemeye çalışıyor. Karar, ABD tarafından da destekleniyor. UNIFIL'in görev süresinin sona ermesinin ardından bir yıl boyunca kademeli çekilme süreci yürütülecek. Hâlihazırda yaklaşık 50 ülkeden 7 bin 500 barış gücü askeri bölgede görev yapıyor.

Elysee Sarayı kaynağına göre perşembe günkü görüşmenin odağında "doğrudan operasyonel konular" bulunacak. Fransa ve ortakları, Lübnan ordusuna mali yardım, ekipman ve istihbarat desteğinin yanı sıra gerekmesi halinde operasyonel rehberlik sağlanması konusunda nasıl yardımcı olunabileceğini değerlendirecek.

UNIFIL, 1978'de İsrail askerlerinin güney Lübnan'dan çekilmesini denetlemek ve Lübnan hükümetine bölge üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmesinde yardımcı olmak amacıyla kuruldu. İsrail'in üç ay süren işgali, Filistinli El Fetih grubuna bağlı militanların gerçekleştirdiği ve 30'dan fazla İsraillinin hayatını kaybettiği Mart 1978'deki "Sahil Yolu Katliamı"nın ardından başlamıştı.

UNIFIL'in görev alanı, 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın ardından genişletildi. Bu kapsamda Hizbullah ve diğer silahlı grupların güney Lübnan'da askerî varlıklarını sürdürmesinin önlenmesine yardımcı olunması hedeflendi.

Avrupa'nın UNIFIL sonrası girişimleri

Fransa ve İtalya, haziran ayında düzenlenen Fransa-İtalya zirvesinde, 2026 sonbaharında Lübnan'ı desteklemek üzere UNIFIL sonrası oluşturulacak uluslararası bir koalisyon kurulması çalışmalarına öncülük edeceklerini açıkladı.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise 1 Eylül'de, 10'dan fazla AB üyesi ülkenin Lübnan güçlerini destekleyecek yeni bir sivil ve askerî misyona personel ve kaynak sağlamaya hazır olduğunu söyledi.

Kallas, AB'nin UNIFIL'in "yerini almak" istemediğini, bunun yerine "Lübnan'ın kendi güvenliğini sağlama kapasitesine yatırım yapmayı" amaçladığını vurguladı.

Fransa ziyareti öncesinde Agence France-Presse'ye (AFP) konuşan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun da yeni bir gücün oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Aoun, bu gücün Avrupa ülkelerinden oluşup oluşmamasının kendisi açısından sorun olmadığını belirtti.

Aoun, "Bu gücün niteliği ne olursa olsun benim için sorun değil: Avrupalı, Avrupalı olmayan, Amerikalı, başka bir Birleşmiş Milletler gücü, Asyalı ya da Avrupalı, Arap ve Asyalı güçlerin bir karışımı olabilir," dedi.

Aoun, "en iyi ve en uygun seçeneğin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması olmaya devam ettiğini" de sözlerine ekledi.

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in işgali altındaki bölgelerin de bulunduğu güney Lübnan'da kurulacak herhangi bir yeni gücün, Lübnan ordusu bölgeye konuşlanabilecek duruma gelene kadar "geçici" olması gerektiğini söyledi.

Aoun, hedefin İsrail ile "öncelikle düşmanlık durumunu sona erdirmek ve ordunun sınırda konuşlandırılmasını sağlamak" amacıyla bir güvenlik anlaşmasına varmak olduğunu vurgularken, "doğrudan bir barış anlaşmasına geçemeyiz" uyarısında bulundu.

Devam eden çatışma

İran destekli Hizbullah’ın, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına misilleme olarak mart ayı başında İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan, daha geniş Orta Doğu çatışmasının içine çekildi ve İsrail’in ülke genelinde askeri karşılık vermesine yol açtı.

Çatışmaların başlamasından altı aydan uzun süre geçmiş ve Haziran’da sağlanan ateşkese rağmen, İsrail’in güney Lübnan’daki hava saldırıları, askeri operasyonları ve yıkım faaliyetleri sürüyor. Köyler boşalmış durumda ve halk yerinden edilmiş halde.

Bu arada Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlere yönelik saldırılarını sürdürüyor; bu saldırılar sivil ve askeri kayıplara yol açıyor, ayrıca Lübnan sınırı boyunca uzanan yerleşimlerden halkın tahliyesine neden oluyor.

İsrail ile Lübnan arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen çok sayıda müzakere turu, çatışmayı sonlandırmayı başaramadı. Hizbullah, silahsızlanma çağrılarını reddederken İsrail, güney Lübnan’dan tamamen çekilmesini grubun silahsızlanmasına ve askeri altyapısının kaldırılmasına bağlıyor.

Bu arada İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi sert sağcı siyasetçiler, İsrail’in Litani Nehri’ne kadar Güney Lübnan’ı ilhak etmesini savunuyor. İsrail ile Lübnan, 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan bu yana tekrarlanan silahlı çatışma dönemleri ve yeniden alevlenen düşmanlıklar yaşadı.

Paris ziyareti öncesinde AFP’ye konuşan Aoun, Lübnan’ın Hizbullah’ı silahsızlandırma kararlılığının sürdüğünü belirterek konuyu “ne müzakereye açık ne de tartışmaya konu” olarak niteledi.

Buna rağmen Lübnan silahlı kuvvetleri, Hizbullah’ın silah bırakmayı reddetmesi nedeniyle, devletin silahlar üzerinde tekel kurma yönündeki hükümet kararını hayata geçirmekte zorlanıyor.

Hizbullah, yıllardır İsrail’le tekrarlanan savaşlarda kullandığı büyük bir silah cephanesini elinde tutarken, Lübnan siyasetinde de başat bir rol oynuyor. Hem silahlı bir grup hem de siyasi parti olarak faaliyet gösteren Hizbullah’ın parlamentoda milletvekilleri, hükümet kabinesinde ise bakanları bulunuyor.

Fransa’nın rolü

Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü’nde (IRIS) misafir araştırmacı olan Karim Émile Bitar, kendi görüşüne göre Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik kampanyanın “imkânsız” bir görev olduğunu söyledi.

Bitar, “Ordu, Lübnan’da toplumlar üstü bir kurum ve imkânsız bir görevle karşı karşıya. Kendinden onlarca yıldır daha güçlü olan bir milisi birkaç hafta içinde silahsızlandırması isteniyor. Bu ordunun lojistik kaynaklardan finansal imkânlara kadar her şeyden yoksun olduğunu görüyoruz. Siyasi açıdan da, Lübnanlı Şiiler arasında hâlâ ciddi bir desteğe sahip olan Hizbullah’la yüzleşmek kolay değil,” dedi.

Bitar’a göre perşembe günkü toplantı, Fransa’nın Lübnan meselesindeki uzun süredir devam eden rolünün bir örneği niteliğinde. Lübnan, 1920’den 1943’e kadar Fransız mandası altında yönetilmişti.

“Bugün Fransa, kendisini ve sık sık başkaları tarafından Lübnan için birlik, egemenlik ve toprak bütünlüğünün garantörü olarak görüyor. Bu üç unsur artık tehdit altında: Toprak bütünlüğü, İsrail’in Lübnan topraklarının yüzde 6’sını işgal etmesi nedeniyle fiilen ortadan kalkmış durumda; egemenlik, Hizbullah’ın askeri cephaneliğini orduya devretmeyi reddetmesi nedeniyle aşınıyor; birlik ise artan aşırılık, kutuplaşma ve parçalanma ışığında ciddi bir sınamayla karşı karşıya” diye konuştu.

Bitar, ABD ve İsrail’in bu yılın başlarında İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes müzakerelerinden Fransa’yı dışlama kararının Beyrut’u zor bir durumda bıraktığını vurguladı.

“Lübnan açısından bu bir sorun teşkil etti; çünkü Amerika Birleşik Devletleri ‘dürüst arabulucu’ olarak görülmüyor. Lübnanlılar, İsrail’in ABD tarafından desteklenen uzlaşmaz tutumuyla baş başa kalmamak için, bu müzakerelere Fransa, İtalya ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de dâhil olmasını isterdi,” dedi.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Von der Leyen'den Avrupa için yeni güvenlik planı: Neler öneriliyor?

Trump'tan AB'ye ticareti kesme tehdidi: Kanada'nın ortak üyeliği 'düşmanca bir eylem' olabilir

İsrail'in Lübnan'a saldırılarında üç kişi hayatını kaybetti