Palantir, devlet kurumları ve şirketlerin ellerinde birbirinden kopuk halde duran, büyük ve karmaşık verileri entegre ediyor, işliyor ve analiz ederek bir büyük resim ortaya koyuyor. Peki bu yetenek, medeniyetin geleceği için ne anlama geliyor?
Bir zamanlar sislerin içinden kara bir kule yükseliyordu. Sauron’un gözünün dünyaya tepeden baktığı bu kulede bazı taşlar saklıydı. Bunlar farklı diyarlardan görüntüleri tek bir resimde birleştiren büyülü kürelerdi.
"Palantíri" adlı bu taşları kullanmak, uçsuz bucaksız bir bilgi okyanusuna dalmak gibiydi; ona bakanlar yalnızca uzak diyarlardan haber almakla kalmadı, aynı zamanda o derin bilgi okyanusunda yönünü kaybetti. Sonunda bu devasa gözetim gücü ve sınırsız bilgi, Saruman'ı yozlaştırdı, Denethor’u delirtti ve yıkımlarına neden oldu.
J.R.R. Tolkien'in efsanevi serisi Yüzüklerin Efendisi'nin yayımlanmasının üzerinden 70 yıldan fazla bir süre geçti ve büyü yerini yazılıma bıraktı. Bugün uydu görüntülerinden banka hareketlerine, bireylerin tıbbi kayıtlarından telefon görüşmelerine ve savaş alanındaki sensörlerden sosyal medya verilerine kadar her şey, serideki büyülü taşlarla aynı adı taşıyan Palantir firmasının platformlarında birleşiyor.
Firmanın kurucusu Peter Thiel'e göre bu yetenek, "sivil özgürlükleri korurken" güvenliği de sağlayacak olan yegane şey. Ama diğerlerine göre, Palantir, insan haklarının ve 21. yüzyıl değerlerinin yıkımına giden yoldaki taşları döşüyor.
Peki ama bu şirket tam olarak ne iş yapıyor?
Devasa istihbarat ağlarının arkasındaki yazılım
Palantir, devlet kurumları ve şirketlerin ellerinde birbirinden kopuk halde duran, büyük ve karmaşık verileri entegre ediyor, işliyor ve analiz ederek bir büyük resim ortaya koyuyor.
Hizmetin en büyük gücü, birbirinden farklı kaynaklardan ve formatlardan gelen parçalı veriler arasında bağlantılar kurabilmesi. Normalde aylar sürebilen bu süreci güçlü algoritmalarıyla sadece birkaç güne indirebiliyor. Ve tüm teknik karmaşıklığı ortadan kaldırarak veri mühendisliği becerisi olmayan uzmanların bile gelişmiş analizler yapmasına olanak tanıyor.
Bu durum Palantir'i özellikle 1960'lardan kalma programlama dilleriyle son teknoloji yazılımları birlikte kullamaya çalışan devlet kurumları için cazip kılıyor. Çünkü Palantir yazılımı müşterinin var olan sistemlerinin üzerine oturuyor ve altta yatan mimariyi düzeltmeye gerek kalmadan verileri hızla entegre ve analiz etmelerini sağlıyor.
'Yanlış ellerde çok tehlikeli olabilir'
Şirketin özel sektör için geliştirdiği Foundry adlı bir platformu var. Devlet, istihbarat ve kolluk kuvvetleri için geliştirdiği hizmetin adı ise Gotham.
DC Comics'in Batman evreninden esinlendiği açıkça görülen Gotham, suç raporları, tutuklama kayıtları veya sosyal medya şirketlerinden mahkeme celbiyle toplanan bilgiler de dahil olmak üzere, devlet veya kolluk kuvvetlerinin sahip olabileceği her türlü veriyi alıyor ve o anki hedefle ilgili olabilecek her kişiyi, yeri ve detayı çıkarıyor.
Örneğin bir kurumun bir kişi hakkında bildiği her şeyi -göz renginden aracın plakasına kadar- tek bir yerde toplayarak ayrıntılı bir istihbarat raporu oluşturmayı sağlıyor. Gotham'ı kullanarak bir kişiyi göçmenlik durumu, yaşadığı eyalet veya dövmesi olup olmadığı gibi bir özelliğine göre aratmak da mümkün.
Bu hizmeti alan kurumlar, bireylerin ayrıntılı profillerini oluşturma, sosyal ağlarını haritalandırma, hareketlerini takip etme, fiziksel özelliklerini belirleme ve suç geçmişlerini inceleme ve hatta gelecekteki davranış kalıplarını tahmin etme yeteneğine sahip oluyor. Bu yeteneğin, şüpheli bir çete üyesinin ağını haritalandırmak için kullanılabileceği gibi insanları gözetlemek için de kullanılması mümkün olabilir.
WIRED'a konuşan eski bir Palantir çalışanı, "Bu gerçekten çok güçlü bir araç," diyor:
"Ve yanlış ellerde gerçekten tehlikeli olabilir. Bence insanlar bundan gerçekten korkmalı."
ICE ile anlaşmalar
Palantir'in en tartışmalı yönlerinden biri, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) ile çalışması. Son dönemde ABD'de ICE'ın birden fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan ve protesto dalgalarına yol açan sert göçmen operasyonlarında Palantir'in de olası rolü tartışılıyor.
Palantir, 2014'te ICE ile çalışmaya başladı. Son olarak geçen yıl 30 milyon dolarlık iş kapsamında belgesiz göçmenleri takip etmek, tutuklamak ve sınır dışı etmek için bir sistem tasarlamaya başladı. Bu sistem, yakın zamanda duyurulan 'ImmigrationOS'a dönüştü.
Söz konusu faaliyetler, özellikle de son dönemde yapay zeka firması Anthropic'in itirazıyla gündeme gelen bir riskin altını çiziyor: ABD'nin kendi vatandaşları için bir gözetleme ve etiketleme sistemi kurması.
Yakın zamanda Palantir'in stratejistlerinden Brianna Katherine Martin, ICE ile çalışmaları nedeniyle şirketten ayrıldığını LinkedIn'de şöyle duyurmuştu:
“Burada geçirdiğim zamanın büyük bölümünde, Palantir'in yeteneklerimizin ağırlığıyla başa çıkma biçimini ferahlatıcı, şeffaf ve vicdanlı buldum. Bu durum son birkaç ayda benim için değişti. Benim için bu, asla geri adım atmayacağım bir kırmızı çizgi.”
İsrail'in Gazze'deki gözetim ağı
Palantir'in en tartışmalı faaliyetlerinden bir diğeri, İsrail ile yaptığı anlaşmalar. Şirketin yapay zeka yazılımı, İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından Gazze'deki hedeflere saldırmak için kullanılıyor.
2024'te şirketin CEO'su Alex Karp, Tel Aviv'e giderek İsrail Savunma Bakanlığı ile bir anlaşma imzalamıştı. Proje, bakanlığa, hangi hedeflere saldırılacağına karar vermesi için çok sayıda gizli istihbarat raporunu kullanan bir yapay zeka platformu satmayı içeriyordu.
Palantir'in yapay zeka makinelerinin yakıt olarak veriye ihtiyacı var; bu veri de işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilere dair istihbarat raporlarından oluşuyor. Ünlü ifşacı Edward Snowden'a göre onlarca yıl boyunca bu verilerin kilit kaynağı da yine ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) oldu.
Snowden'ın gazeteci James Bamford'a verdiği bir röportaja göre, NSA, ABD'deki Filistinli Amerikalılar ile işgal altındaki topraklarda yaşayan akrabaları arasındaki ham, sansürsüz telefon ve e-posta yazışmalarını İsrail'e gizlice sağlamıştı.
Bu esnada, İsrail hükümeti ve ordusu, 2021'de Google ve Amazon Web Services (AWS) ile de 1,2 milyar dolarlık Project Nimbus anlaşmasını imzalamıştı. +972 Magazine ve The Guardian'ın haberlerine göre, İsrail ordusu Gazze'deki neredeyse her birey hakkında toplanan devasa istihbarat verilerini (sinyal istihbaratı, sosyal medya, gözetleme görüntüleri) AWS sunucularında depoluyor.
Bulut servislerindeki bu verilerin üzerine oturtulan Palantir yazılımları, böylece Filistinlilerin hareketlerini izleyen devasa bir gözetim ağı ve istihbarat havuzuna dönüştü.
Yapay zeka ne işe yarıyor?
Palantir, 2023 yılında "Yapay Zeka Platformu (AIP)" adlı hizmetini duyurmuştu. Platform, kuruluşların büyük dil modelleri (LLM'ler) de dahil olmak üzere en yeni yapay zeka teknolojilerini güvenli ve etkili bir şekilde entegre edebilmeleri için tasarlandı.
AIP bugünlerde Palantir'in itici gücü olarak görülüyor. Nitekim, ABD bu hizmet sayesinde Anthropic'in, OpenAI'ın veya xAI'ın yapay zekasını istihbarat görevlerinde kullanabiliyor.
Son olarak, Palantir ve Amazon Web Services (AWS) güçlerini birleştirerek Anthropic’in Claude yapay zeka modellerini ABD savunma ve istihbarat kurumlarının kullanımına sundu. Bu sayede, AWS üzerinde çalışan Palantir platformu içinde, askeri belgeleri analiz edebilen ve operasyonel kararlara yardımcı olan gelişmiş bir dil modeli var.
ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM'un da Anthropic'in modellerini kullanarak, dinleme kayıtları, uydu görüntüleri ve sinyal istihbaratı da dahil olmak üzere çok büyük miktarda veriyi işleyip analiz ettiği ve özetler, tehdit değerlendirmeleri ile durumsal bilgiler ürettiği belirtiliyor.
İran'da nasıl kullanıldı?
WION News'ün analizina göre, 28 Şubat 2026'da başlayan son İran saldırısında Palantir sistemleriyle bütünleştirilmiş yapay zeka, "istihbarat değerlendirmesi" kapsamında, tehditleri, hedef mevzileri ve durumsal farkındalığı değerlendirmek için verileri analiz etti.
"Hedef belirleme" sürecinde ise İran liderlik binaları, askeri varlıklar veya stratejik bölgeler gibi yüksek değerli hedeflerin yerini tespit etmeye, önceliklendirmeye, çapraz referanslamaya ve doğrulamaya yardımcı oldu.
"Savaş senaryolarının simülasyonu" başlığında da, olası sonuçları modellemek, saldırıları prova etmek, riskleri ve ikincil hasarı tahmin etmek için kullanıldı.
Washington Post gazetesine konuşan kaynaklara göre, Pentagon saldırının ilk 24 saatinde bin hedefin vurulmasını sağlayan operasyonlarda bugüne kadar savaşta kullandığı en gelişmiş yapay zeka araçlarından yararlandı.
ABD ordusu, Maven Smart System (MSS) adlı bir sistem kullanıyor. Yine Palantir'in üstlendiği bu sistem, uydular, gözetleme ağları ve diğer istihbarat kaynaklarından gelen çok büyük miktarda gizli veriyi analiz ederek askeri operasyonlara gerçek zamanlı hedefleme ve önceliklendirme desteği sağlıyor.
Kaynaklara göre İran’a yönelik saldırı planları hazırlanırken Claude yapay zeka aracı destekli Maven sistemi yüzlerce olası hedef önerdi, hedeflerin tam koordinatlarını belirledi ve bunları stratejik önemlerine göre sıraladı.
İran'da Devrim Muhafızları'nın zannedilerek vurulan ve 175 kız öğrencinin hayatını kaybettiği ilkokul saldırısında bu sistemin olası rolü de halen tartışmalı. Bazı yorumcular, savaşta yapay zekayla hedefleme yapılırken okulun yanlış şekilde hedef alındığı görüşünde.
Palantir'in suç tahmin yöntemleri
Yapay zeka ve veri söz konusu olduğunda en sık tartışılan hususlardan biri henüz gerçekleşmemiş suçları öngörme amaçlı sistemler. Bu yaklaşım genel olarak “predictive policing” (öngörücü polislik) diye adlandırılıyor. Palantir tam olarak öngörücü polislik yapmadıklarını savunsa da pek çok eleştirmen, şirketin suç tahmin sistemlerinin bu kalıba girdiği görüşünde.
Palantir’in "suç tahmini" diye anılan sistemi üç aşamalı bir süreç. İlk olarak sistem geçmiş suçları analiz ederek örüntüler (patterns) çıkarıyor ve şu sorulara cevap arıyor: Hangi bölgelerde hangi tür suçlar yoğunlaşıyor? Hangi kişiler birbirleriyle bağlantılı? hangi olaylar birbirine benziyor?
İkinci aşamada bu örüntülerden olasılık hesapları üretiliyor. Örneğin belirli bir mahalle “yüksek riskli” olarak işaretlenebiliyor ya da belirli kişiler “yüksek risk profili”ne dahil edilebiliyor.
Üçüncü aşamada ise bu analizler operasyonel karara dönüşüyor: Polis devriyeleri nereye gönderilecek? Hangi kişiler izlenecek ve hangi dosya öncelikli olacak?
Öte yandan bu tip sistemlerde kullanılan verilerin yanlı veya önyargılı olabileceği de uzun süredir etik araştırmacıları tarafından dile getiriliyor. Araştırmalar, bu tür sistemlerin kendi kendini besleyen bir döngü (feedback loop) oluşturabildiğini gösteriyor. Polis bir bölgeyi riskli gördüğü için daha fazla denetliyor, bu da daha fazla veri üretiyor ve algoritma o bölgeyi daha da riskli sayıyor.
Irak ve Afganistan'da saldırıları tahmin etmek için kullanıldı
Söz konusu tahmin sistemi, 2017'de polis teşkilatlarına satılmaya başlamasından önce, ABD'nin Irak ve Afganistan'daki işgalleri sırasında kullanıldı. Risklerine rağmen bu sistemin sahada -özellikle savaş alanında- ABD'ye büyük faydası oldu ve şirketin rüştünü ispatlamasında da önemli rol oynadı.
Örneğin, Irak'ta Pentagon'un yol kenarına yerleştirilen bombalarla başı dertteydi. Zira bu saldırılar düzensiz, öngörülmesi zor ve son derece ölümcüldü. Palantir burada devreye girerek geçmiş saldırı verilerini analiz etti. Sistem, patlamaların nerede ve hangi koşullarda gerçekleştiğini inceleyerek belirli yolları ve bölgeleri “yüksek riskli” olarak işaretliyordu. ABD ordusu bu analizleri kullanarak devriye rotalarını değiştirdi.
WIRED'a göre aynı sistem, hem Irak hem Afganistan'da geçmiş patlama verilerini analiz ederek yol kenarı bombalarının yerleştirilebileceği noktaları tahmin etmek için de kullanıldı.
Sistem Afganistan’da esasen “pattern of life” yani yaşam örüntüsü analizi için kullanıldı Sürekli gözetim altında tutulan bölgelerde insanların günlük hareketleri bu izleniyor, “normal davranış” modeli çıkarılıyor ve bu modelden sapmalar olası tehdit olarak yorumlanıyordu.
ABD devletine 'ahlaki borç': CIA yatırımı
Şirket, 2003 yılında, şu an milyarder yatırımcı ve Trump danışmanı olan Peter Thiel tarafından kuruldu.
11 Eylül 2001'deki saldırıların ardından, PayPal'ın kurucu ortağı Thiel, sahte işlemleri tespit etmek için kullandığı kalıp tanıma algoritmalarını "teröristleri tespit etmek üzere" uyarlamaya karar verdi.
2003'te Peter Thiel şirketi resmen kurdu ama şirketin ilk yıllarındaki fon toplama süreci, geleneksel Silikon Vadisi girişimlerinden epey farklıydı. O dönemde ulusal güvenlik alanı, teknoloji yatırımcıları için bilinmeyen bir niş olarak görülüyor ve getiri potansiyeli belirsiz bulunduğu için birçok risk sermayesi şirketi bu alana yatırım yapmaktan kaçınıyordu. Hatta Amerikalı risk sermayedarları şirkete karşı adeta alerjik bir tavır sergilemiş, kurucuların yatırım toplantılarında şirketin başarısız olacağına dair uzun dersler vermiş veya toplantıları ciddiye almamışlardı.
Bu noktada kurucu ortak Thiel, şirketi ilk yıllarında kendi kişisel servetinden 40 milyon dolara kadar fonlarken, aynı zamanda CIA'in girişim sermayesi kolu olan In-Q-Tel'i de hedef aldı.
2005 yılında In-Q-Tel, Palantir'e çeşitli aşamalarda yaklaşık 2 milyon dolarlık yatırım yaptı. Miktar kurumsal ölçekte nispeten küçük olsa da bu adım, CIA'nın şirketin teknolojisine değer verdiğinin bir kanıtı olarak görüldü ve Palantir'e piyasada muazzam bir güvenilirlik kazandırdı.
In-Q-Tel'in bu onayından kısa bir süre sonra Palantir, Irak ve Afganistan'a konuşlandırılan silahlı kuvvetler mensuplarına yazılım ve eğitim sağlamaya başlayacaktı.
Thiel şirketi kurduğu dönemde ekibini de büyük ölçüde PayPal'den oluşturdu. İlk olarak eski PayPal mühendisi Nathan Gettings'i işe aldı. Ayrıca, o zamanlar Stanford Üniversitesi öğrencisi olan Joe Lonsdale ve Stephen Cohen'i de bir prototip geliştirmek için ekibe dahil etti.
Ancak en önemli isim, Thiel'in Stanford Hukuk Fakültesi'nde okuduğu dönemden arkadaşı Alex Karp'tı. Karp mühendislik veya girişimcilik deneyiminin olmamasına rağmen, CEO olarak göreve getirildi. Karp'ın fikirleri bugün şirketin yönünün belirleyici unsurlarından.
'Karanlık' manifesto
Silikon Vadisi'nin ABD devletine "ahlaki bir borcu" olduğunu düşünen Karp, teknoloji sektörünün ABD hükümetiyle işbirliği yapma geleneğine dönmesi gerektiğini de savunuyor.
Karp ayrıca, Batı'nın "bir kavram olarak" üstünlüğünden de sıkça bahsediyor:
"Bir kavram ve üzerine inşa edildiği bir ilke olarak Batı'nın açıkça üstün olduğunu düşünüyorum; bunu kabul etmemek ya da inkar ederek olduğunuzdan daha akıllı veya daha iyiymişsiniz gibi davranmak, toplumumuzda devasa sorunlara yol açtı."
Karp tüm bu fikirlerini geçen yıl rafa çıkan "Teknolojik Cumhuriyet" kitabında dile getirdi. Kitaba ve şirketin hükümetlerle ilişkilerine yönelik tartışmalar henüz durulmamışken, 19 Nisan akşamı Palantir'in resmi X hesabından, 22 maddelik bir "manifesto" yayımlandı.
Söz konusu metin, büyük ölçüde Karp'ın kitabında dile getirdiği fikirlerin özetlenmesiyle oluşturulmuş gibi görünüyor. İçindeki fikirler daha önce kitapta dile getirilmiş olsa da şirketin bunları madde madde, adeta manifesto gibi paylaşması büyük yankı uyandırdı.
Silikon Vadisi devlerinin Amerikan devletine ahlaki bir borcu olduğunu savunan manifestoda, teknoloji firmalarının günümüz Apple ekosistemi ve sosyal medya anlayışının ötesine geçerek savunma sanayiyle bütünleşmesi gerektiği ve teknoloji "güvenlik" ürettiği ölçüde mahremiyet ihlallerinin önemsizleşeceği gibi son derece tartışmalı imalar yer alıyor.
Karp'ın fikirleriyle benzer şekilde, Batı'nın dünyanın geri kalanından açıkça üstün olduğu ifade edilen manifestoda Japonya ve Almanya'nın silahsızlandırılmasına da karşı çıkılarak II. Dünya Savaşı sonrası düzene eleştiriler de sıralanıyor.
Manifestoya yönelik tepkiler ise sert oldu. Eleştirilerin önemli bir kısmı kullanıcı mahremiyetine odaklanan çözümler üreten teknoloji vakıf ve girişimlerinden geliyor.
Bunlardan biri olan Proton Vakfı, X'te yayınladığı gönderide şu ifadelere yer veriyor:
"'Neden gizliliğe önem vereyim ki? Saklayacak bir şeyim yok.' Bunu her hafta duyuyoruz. Bugün, tıbbi kayıtlarınızı tarayarak kolluk kuvvetleri için yazılım geliştiren şirket, 'özgürlük' ve 'demokrasi' hakkında 22 maddelik bir manifesto yayınladı. İşte bu yüzden önemsemelisiniz."