Loader
Bize Ulaşın
Reklam

11 AB ülkesinden dış politikada veto yetkisinin sınırlandırılması çağrısı

AB dış politikasında kararlar oybirliğiyle alınıyor.
AB'nin dış politikası oybirliğiyle belirleniyor. ©  Virginia Mayo/Copyright 2023 The AP. All rights reserved
© Virginia Mayo/Copyright 2023 The AP. All rights reserved
By Jorge Liboreiro
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Avusturya, Danimarka, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Romanya, İspanya ve İsveç, dış politikada oy birliğinden nitelikli çoğunluk sistemine geçiş seçeneğinin değerlendirilmesini istiyor.

Avrupa Birliği'ne üye 11 ülke, son yıllarda Birliğin dış politika alanındaki ortak adımlarını felce uğratan "engelleyici" vetoların son bulması için güçlerini birleştirdi. Ülkeler, AB'nin dış politikasında "samimi iş birliği" ilkesinin öncelikli olması gerektiğini savunuyor.

REKLAM
REKLAM

Euronews tarafından görülen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'a gönderilen mektupta ülkeler, "Birliğin uzlaşı kültürü, meşruiyetinin önemli bir kaynağıdır. Bu nedenle, mümkün olan her durumda uzlaşı sağlamaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.

Ancak mektupta, "Aynı zamanda bu uzlaşı kültürünün ortak hareket etmeyi engellemek yerine teşvik etmesini sağlamalıyız. Aksi takdirde meşruiyetimiz olur ancak gücümüz olmaz" denildi.

Avusturya, Danimarka, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Romanya, İspanya ve İsveç mektuba imza attı.

AB'nin en büyük üyesi Almanya, Birliğin dış politika karar alma mekanizmasında reform yapılması çağrılarına öncülük ediyor.

Mektupta, "Birliğin dış politikası; stratejik rekabet, artan istikrarsızlık ve kurallara dayalı uluslararası düzeni zayıflatma girişimleriyle şekillenen köklü biçimde değişmiş bir ortamla karşı karşıya," denildi.

"Bu ortamda, Birliğin değerlerini ve çıkarlarını savunma kapasitesi, siyasi, ekonomik ve diplomatik toplam ağırlığını ne kadar hızlı ve etkili şekilde harekete geçirebildiğine bağlıdır."

AB kurallarına göre, dış politika kararları sıkı biçimde oy birliği ile alınıyor. Bu da tek bir ülkenin, dilediği anda diğer 26 üye devletin elini kolunu bağlayabildiği anlamına geliyor.

Bu tablo, Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın 16 yıllık iktidarı boyunca defalarca kendini gösterdi. Orban, nisan ayında iktidarı kaybetmeden önce, vetosunu taviz koparmak ve kendi çıkarlarını ilerletmek için kullanarak mevkidaşlarını düzenli olarak öfkelendiriyordu.

Bu yılın başlarında, Kiev ile Druzhba petrol boru hattı konusunda esasen ilgisiz bir anlaşmazlık nedeniyle, AB liderlerinin bizzat üzerinde uzlaştığı Ukrayna'ya yönelik 90 milyar euroluk krediyi bir anda bloke ederek eşi görülmemiş bir krizi tetikledi.

İleriye giden yol

Orban yıllarından çıkarılan derslere dayanarak, mektuba imza atan ülkeler, Birliğin ortak dış politikasına yön vermesi ve onu geliştirmesi gerektiğini düşündükleri beş ilkeyi sıralıyor:

  • Samimi iş birliği ve karşılıklı dayanışma ilkelerine bağlı kalmak
  • Vetoların yerine geçmesi için yapıcı çekimserlik uygulamasını artırmak
  • Dış politika kararlarını "esaslı biçimde ilgisiz" konularla ilişkilendirmekten kaçınmak
  • Oy birliğinden nitelikli çoğunluğa geçmek için AB antlaşmalarının sunduğu seçenekleri araştırmak
  • Böyle bir geçişi engellemek için "gerekçelendirilmiş hayati nedenler" sunmak

Mektupta, "Beş ilkenin tümü için hukuki çerçeve zaten mevcut. Bunları hayata geçirmek ve böylece dış politikamızı ilerletmek tamamen bizim elimizde," deniliyor.

AB Antlaşması'nın 31. maddesi kapsamında yer alan ve oy birliğinden nitelikli çoğunluk oylamasına geçişi sağlayabilecek sözde "köprü maddesinin" (passerelle clause) işletilmesi fikri, Brüksel'de uzun süredir tartışılıyor. Konu, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşının ardından daha fazla gündeme geldi.

Bu geçişin tüm alanlarda bir anda uygulanması yerine, vaka bazında hayata geçirilmesi de mümkün. Örneğin Almanya, İsrail yerleşimleriyle ticaret konusunda oybirliğiyle karar alınmasına karşı çıkıyor.

Değişikliğin savunucuları, nitelikli çoğunluk sisteminin karar alma süreçlerini hızlandıracağını ve gereksiz vetoları önleyeceğini belirtiyor. Karşı çıkanlar ise bunun demokratik meşruiyeti zayıflatacağını savunuyor. Küçük üye ülkeler, daha büyük ülkelerin ağırlığı karşısında kendi görüş ve çıkarlarını korumak için vetoyu önemli bir son çare aracı olarak değerlendiriyor. Baltık ülkelerinin hiçbiri girişime imza atmadı.

"Passerelle clause", oy birliğinden nitelikli çoğunluğa geçişin kendisinin de oy birliği gerektirmesi nedeniyle bir "kısır döngü" olarak nitelendiriliyor. Bu durum, değişikliğe karşı çıkan ülkelerin süreci daha baştan engelleyebilmesi anlamına geliyor. Ortak mektupta ise olası bir anlaşmazlığın ele alınması ve uzlaşmaya varılması için "anlamlı" istişareler yapılması çağrısında bulunuluyor.

AB'nin dış politikasını yeniden yapılandırma girişimi, Orban'ın yenilgisinin ardından ivme kazandı. Pek çok kişi bunu, son derece değerli bir fırsat penceresi olarak görüyor. Ancak güçlü bir Avrupa şüphecisi olan Marine Le Pen'in gelecek yıl Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması halinde bu fırsat penceresinin kapanabileceği belirtiliyor.

Almanya ve Fransa, Yüksek Temsilci Kaja Kallas'ın rolünü güçlendirecek, ancak onu Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in doğrudan denetimi altına sokacak bir planı gündeme getirdi.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Karadağ AB üyeliğine yaklaşıyor: Sırbistan süreci baltalamaya çalışabilir

AB’de göç krizi: Schengen sarsılıyor, dayanışma zayıflıyor

Almanya'dan AB’de veto reformu çağrısı: 'Karar alma mekanizması felç olmamalı'