Son Dakika

Son Dakika

16 ay hapis yatan Türk NATO subayı konuştu

Okunan haber:

16 ay hapis yatan Türk NATO subayı konuştu

16 ay hapis yatan Türk NATO subayı konuştu
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye'de 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan başarısız darbe girişimi sonrası görev yaptığı Brüksel'deki NATO Karargahı'ndan Ankara'ya çağrılan Cafer Topkaya yaşadıklarını Euronews'e değerlendirdi. 'Suçsuz olduğunu' düşündüğü için Türkiye'ye döndüğünü ifade eden Topkaya, birçok arkadaşının o dönemde ihraç edildiğini, görevlerinin sonlandırıldığını, bazılarına ise 48 saat içinde Türkiye'ye dönün emri verildiğini söyledi.

O dönemde NATO Karargahı'nda standardizasyon ofisinde çalışan Cafer Topkaya Ekim 2016 tarihinde toplantı için Türkiye'ye çağrıldı. 'Endişelenecek bir şey yoktu' ifadelerini kullanan Cafer Topkaya: "O dönemde göreve devam eden çok az subay kalmıştı, onlardan birisiydim. Bir sıkıntı yoktu. Her şey yolundaydı. 10 Ekim 2016 tarihinde 13 Ekim'de Türkiye'de yapılacak toplantıya katılmam talep edildi. Ama biz rutin işlerde çalışıyoruz normalde ani bir şey çıkmaz. NATO'da çalışan yabancı arkadaşlar beni uyardı, 'seni tuzağa çekmek istiyorlar' dediler. Suçsuzum bunun ortaya çıkacağını söyledim ve Türkiye'ye gittim." dedi.

"Bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım"

İstanbul ve Ankara'da sıkıntı yaşamadığını, resmi binalara rahatlıkla girip çıktığını belirten Topkaya, " Genelkurmay'daki bir arkadaşa çikolata almıştım. Odasına gittiğimde çikolata paketini verince yüz ifadesi değişti. Mahçup oldu. Arkadaşına dönerek "Biz ne yapıyoruz adam bize ne yapıyor" şeklinde cümleler sarf etti. Yüzünde suçluluk ifadesi vardı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım." şeklinde konuştu.

"Beni tutuklamayı kafaya koymuşlardı"

Neyle suçlandığını anlamadığını belirten Cafer Topkaya, sözlerine şöyle devam etti: "Genelkurmay'da toplantı devam ederken beni emniyete ihbar ettiler. Yolsuzlukları sert bir dille deşifre eden Cem Aydın adındaki Twitter hesabının bana ait olduğunu öne sürdüler. Emniyete bu hesabın benimle ilgili olduğuna dair bir istihbarat gitmiş ancak somut bir delil yoktu. Beni tutuklatmayı kafalarına koymuşlardı. Toplantı bitti. Terörle mücadele polisi beni gözaltına aldı. Israrla cüzdanımı aradılar. Ne arıyorsunuz dedim: Dolar nerede diye sordular. Biz maaşımızı Euro olarak alıyoruz diye cevap verdim. Onu demiyorum 1 Dolar nerede dediler. Cocukların hangi okula gidiyor gibi absürt sorular sordular. Neticede bir şey bulamadılar ama işlem yapacağız dediler. Twitter olayından bir şey çıkmadı. Daha sonra Bylock suçlamasında bulundular. En sonunda da kaçtım. Beni rahat bırakmayacaklardı."

"Gözaltı merkezi kan gölü halindeydi"

Cafer Topkaya gözaltı merkezlerinin kan gölü halinde döndüğünü söyledi: "Gözaltına aldılar, Beştepe'de Saraya yakın bir spor salonuna götürdüler, orası 15 Temmuz sonrasında gözaltı merkezine dönüştü. 100-150 civarında insan vardı. Devletin en üst kademe bürokratları, akademisyenler, doktorlar, bazen ataşeler vardı benim gibi onları da toplantıya çağırmışlar onları da tutuklamışlar. 13 Ekim'den 25 Ekim'e kadar 12 gün gözaltı merkezinde kaldım. Normalde 4 gündü gözaltı süresi OHAL ile 30 güne çıkarılmıştı. İnsanlık dışı bir ortam vardı. İşkencenin olduğunu ben orada yakından gördüm. Hala her yerde kanlı gazlı bezler, dipten köşeden her yerden çıkıyordu. Yerlerde süngerler vardı yatmak için ancak her yer kan gölü halindeydi. Kurumuş kan lekeleri vardı."

"İnsanlar bir deri bir kemik kalmıştı"

Gözaltı merkezlerinde insanların aşırı derecede zayıfladığını belirten Topkaya "Gözaltı merkezinde geceleri soğuk oluyor gündüzleri ise sıcak. Gece klimayı açıyorlar, titriyorsunuz. Gündüz 35-40 derecede ısıtmayı açıyorlar. Yiyecekler öldürmeyecek kadar sadece iki öğün. Kahvaltıda hamburger ekmeği, 15 gramlık krem peynir, akşam yemeği yine hamburger ekmeği biraz pilav veya makarna. İnsanların hepsi çok zayıftı, bir deri bir kemik kalmıştı. Kemerleri girerken elinizden alıyorlar. Pantolonlar bol gelmeye başlıyor ve düşüyor. Pet şişelerin üzerindeki etiketleri çıkarıp uçuca bağlayıp kemer gibi onları belimize bağlıyorduk." şeklinde konuştu.

Topkaya doktorların bu durumdan rahatsız olduğunu ifade etti: "Her gün doktorların karşısına geçiyorduk. Doktorlar vicdanlı ve durumundan rahatsız insanlardı. Bunu hissedebiliyorduk. Ama polisler etraflarındaydı. Doktorlar bir şey yapmak istese bile elleri kolları bağlıydı. İlaç vermek istiyorlardı ancak yanlarında yoktu. Hastaneye kaldırılmanız lazım, ancak polis buna izin vermiyor. Rahatsızlığınızı soruyorlar, söylemenize rağmen formu boş bırakıyorlardı."

16 ay cezaevinde kalan Cafer Topkaya cezaevlerinin dolup taştığını belirtti: " F tipi Sincan cezaevine gönderildim. 3 kişilik odalarda 5 kişi kalıyorduk. 2 metal yatak vardı, 3 kişi yerde yatıyorduk. Ancak 3 veya 2 kişilik yemek veriliyordu. Odaya giren beşimci kişiydim. Ocak ayında, Birleşmiş Milletler'den bir delegasyon geldi, şikayetler basına yansımıştı. Bize bu yüzden bir sünger daha verilmişti. Kendimizi 5 yıldızlı otelde gibi hissetmiştik. Çok mutluyduk."

"Gazetelere ve kitaplara ulaşamıyorduk"

Topkaya cezaevinde entellektüel içerikli kitapların kaldırıldığını ifade etti: "15 temmuz darbe girişiminin ardından cezaevindeki birçok kitaba ulaşımı kaldırmışlar. Sadece Diyanet'in kitapları kalmış. Entellektüel kitap bulmak imkansızdı. İngilizcemin gerilememesi için bu dilde gazete okumak istiyordum ancak gazetelere de ulaşamıyorduk. İçeriğini anlamadıkları için tercüme edilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Bu da bize pahalıya mal olacaktı. Fethullah Gülen cemaatine yakın bir maatbada basılmış bir Kur'an-ı Kerim bile suç teşkil ediyor. Birçok kişi hapiste Kur'an istiyor ancak ulaşamıyor. 20 kişilik koğuşa bir Kuran veriyorlar."

"İsyan ediyorsunuz, kendinizi yakmak istiyorsunuz ama benzin yok, kibrit yok"

Hukuksuz uygulamaların tavan yaptığını belirten Cafer Topkaya "Demokratik düşünen , Batı yanlısı herkes olağan şüpheli. Kendinizi aklamanızın imkanı yok. Ankara'nın bir kişiyi hedefe oturtması çok kolay, fazla gayret sarfetmiyorlar. Fetöcüsün diyorlar ondan sonra 3 yıl uğraşmanız gerekiyor bunun böyle olmadığını ispat etmek için." şeklinde konuştu.

Topkaya "Ben daha gözaltındayken beni meslekten ihraç ettiler. Mahkeme karşısına bile çıkmamıştım. Ortada hiç bir şey yoktu. İsyan ediyorsunuz, kendinizi yakmak istiyorsunuz ama benzin ve kibrit yok." dedi.

Cafer Topkaya "Türkiye'deki birçok arkadaşım ihraç edildi, çoğunun evine el konuldu, banka hesapları donduruldu, emeklilik statüsünü kazanmalarına rağmen bunu hakkı kendilerine vermiyorlar." şeklinde konuştu.

16 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen Cafer Topkaya Meriç üzerinden Yunanistan'a ulaşarak Belçika'ya döndü.

Türkiye, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan başarısız darbe girişiminden Fethullah Gülen ve hareketini sorumlu tutuyor. Gülen'in Türkiye'ye iadesi konusunda Ankara ile Washington hattında yaşanan gerginlik, rahip Andrew Brunson'ın tutuklanmasıyla daha da büyüdü.

Bu haberlerimizi de okuyabilirsiniz :

İhraç edilen NATO subayları Euronews'e konuştu

NATO'dan S-400 açıklaması