Son Dakika

Son Dakika

'Saldırı altındaki' #6284 Sayılı Şiddet Kanunu neden önemli?

Okunan haber:

'Saldırı altındaki' #6284 Sayılı Şiddet Kanunu neden önemli?

'Saldırı altındaki' #6284 Sayılı Şiddet Kanunu neden önemli?
@ Copyright :
AA
Metin boyutu Aa Aa

Kadın örgütlerinin büyük mücadelesi sonucu 6284 Sayılı Kanun 2012’de çıkmasaydı şarkıcı Sıla Gençoğlu dün koruma kararı aldıramayacaktı. Bir süredir kampanyalarıyla kanunu uygulamada zayıflatmaya çalışanlar amacına kısmen ulaşmış görünüyor. Zira, yasaya göre 6 aya kadar verilebilecek koruma kararı son dönemde 10-15 günlük veya 1 aylık veriliyor. Sıla’ya da 6 ay süreyle verilebilecekken 3 ay süreyle verildi.

Şarkıcı Sıla Gençoğlu, dün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı'na geldi ve şiddet gördüğünü ifade ederek Ahmet Kural'dan şikayetçi oldu; Gençoğlu, Kural’a karşı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlemesine Dair 6284 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi uyarınca 3 ay koruma kararı aldırdı.

2012’de 6284 Sayılı Kanun çıkmasaydı, Gençoğlu bu koruma kararını aldıramayacaktı. Bundan önceki, 14 Ocak 1998’de kabul edilen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, bir şiddet yasası niteliğinde değildi. Tam da bu yüzden, kanunun yönetmeliği yine aynı yıl ikincil bir düzenlemeyle tamamlanmaya çalışıldı. Buna rağmen bu kanun ihtiyaçları karşılamıyordu.

Öldürülen kadınların 4320 uyarınca tedbir kararına başvurmuş oldukları, başvurularına cevap alamadıkları ya da aldıkları birkaç cümlelik çok yetersiz uzaklaştırma kararlarının kadınların hayatını korumadığı ortadaydı. Kadın cinayetlerinin üzeri artık kapatılamıyordu.

Artan erkek şiddeti karşısında polis, savcı, hakim, mülki amir ve idarenin dahil olduğu bütüncül bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.

Kadın örgütleri ısrarla bu mekanizmayı talep ediyor, uzaklaştırma kararını düzenleyen çerçeve bir yasadan kapsamlı bir şiddet yasasına geçiş konusunda kampanyalar düzenliyordu. Bu kampanyalar kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti olaylarında toplumu mobilize etti.

AİHM’nin Opuz kararı yeni kanunun fitili ateşledi

2009’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilk defa bir ülkeyi, Türkiye’yi, kadına yönelik şiddet davasında yaşam hakkı ihlalinden mahkum etti. Dava bir şiddet davasıydı, idari otoriteler defalarca savcılığa başvurmuş olan Nahide Opuz ve annesine karşı alınması gereken tedbirleri almamış, Opuz’un annesi devletin özen yükümlülüğünü yerine getirmediği için öldürülmüştü. Türkiye, kadına yönelik şiddetin cinsiyet temelli ayrımcılık ve yaşam hakkı ihlalinde bulunduğu kararı ile mahkum edildi. Karar, uluslararası arenada büyük yankı buldu.

AİHM’nin Opuz kararı ile Türkiye uluslararası alanda utandırılmıştı. Hükümet, artık mevcut yasal zeminin kadına yönelik şiddet alanında ihtiyacı karşılamadığını, yetersiz sistemle kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin önüne geçemeyeceğini kabul etti, bunun giderek başa çıkılmaz bir hal alacağını öngördü ve 2011’de kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yeni bir kanunun çalışmalarına başladı.

Yeni kanun çalışmalarının yapıldığı atmosfer bugünkü siyasi ortamdan çok farklıydı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile kadın örgütleri birlikte çalıştılar. Dönemin bakanı Fatma Şahin, kadın örgütlerinin yasa çalışmaları sürecine aktif katılımına önem verdi.

Tüm Türkiye’den kadın örgütlerinin bu yasal çalışma için bir araya geldiği Şiddete Son Platformu, yasanın hazırlanma sürecinde doğrudan Bakanlığın muhatabı oldu. Şahin, kadın hareketinin talebi olan ‘Şiddete sıfır tolerans’ söylemini her ortamda dile getirdi.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un çalışmaları Avrupa Konseyi’nin İstanbul Sözleşmesi çalışmaları ile aynı zamana denk düştüğü için birlikte değerlendirildi. İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet alanındaki kavramları ve ilkeleri gözetildi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kanun çalışmalarına dair kapsamlı bir basın çalışması yürüttü. Odakta, uluslararası alanda kadına yönelik şiddete dair yükümlülüklerini yerine getirmediği AİHM kararıyla tespit edilmiş Türkiye’nin imajını düzeltmek vardı.

İstanbul’da imzaya açılan, 45 ülkenin imzaladığı ve 27 ülkenin onayladığı İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı Türkiye oldu. Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca İstanbul Sözleşmesi iç hukuk normu kabul edildi. 6284 Sayılı Yasa’nın ilkeler bölümünde ‘İstanbul Sözleşmesi’ lafına yer verildi.

Ve tüm bunların sonucunda Bakanlık, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kanunun kabul edildiğini duyurdu.

6284 Sayılı Kanun, İstanbul Sözleşmesi’nin bütüncül sistemini (Önleme, Koruma, Kovuşturma, Ceza) kabul ediyor. Kanunun genel mekanizması şiddetin failini önleyen, şiddete maruz kalan kadın ve çocukları koruyup destekleyen, faili cezalandıran ve şiddeti izleyen bir teorik altyapıya dayanıyor.

‘İlkeler ve Tanımlar’ başlıklı maddesi, herhangi bir medeni hal, kan bağı, akrabalık ayrımcılığı yapmadan her kadının şiddete maruz kalabileceğinden ve her erkeğin şiddet uygulayabileceğinden hareketle ‘şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi’ amacını içeriyor.

Herhangi bir medeni hal ayrımı yapmaksızın tüm kadınlara, kendilerine yönelen şiddetin uygulayıcısı kim olursa olsun, mekanizmalara başvurma, tedbir talep etme hakkı bu kanunla tanındı.

Bu kanunla hakime, şiddetin sona ermesi ve kadının hayatının korunması için gerekli, somut, duruma uygun tedbirlerin alınabilmesi yetkisi ve görevi verildi.

Polise, uzaklaştırma kararı alma, uygulama yetkisi ve görevi verildi.

Kadınların coğrafi sınır olmaksızın istedikleri mahkemede koruma ve destek hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmesi, tedbir kararının tebliği gerekli olmaksızın uygulanabilmesi gibi birçok adım atıldı.

Şiddet Kanunu, uygulama ile zayıflatıldı

6284 sayılı kanunun güçlü bir teorik çerçevesi var. Ama sorun, kanunun cinsiyetsiz bir kalıba sokulması ve uygulama ile zayıflatılması.

4320 Sayılı Kanun’un da temel sorunlarından olan, adındaki ‘Ailenin Korunması’, 6284 Sayılı Kanun’da da aynen devam etti. Kadınların yanı sıra, ‘şiddet gören herhangi bir aile bireyi’ ifadesiyle ve tüm şiddet vakalarında uygulanmasıyla kanunun ‘kadına yönelik erkek şiddetinin önlenmesi’ amacı gölgelendi.

Sığınak, sosyal destekler, geçici maddi destek gibi güçlendirme mekanizmaları, idarenin kanunu uygulamadaki isteksizliği nedeniyle atıl kaldı.

Sığınak, ŞÖNİM, 7/24 Şiddet kadın dayanışma hattı gibi yan unsurların etkinliğinin oluşturulmaması, var olan mekanizmalarda bütçe kesintisi, erkek şiddeti gibi özellikli alandan genel şiddet gibi genel bir alanda hizmet, kanunu zayıflattı.

Kadro yetersizlikleri, şiddet yasası uygulamalarının polisin önceliği olmaktan çıkması, kanunun etkin uygulanmasına engel oluyor.

Son yıllarda, Aile Bakanlığı da 6284 Sayılı Kanun’un uygulanmasındaki eksikleri tamamlayacağına başka konulara öncelik verdi.

Boşanma Komisyonu raporu ile yasanın temellerine sahip çıkılmazken, kimi kişi ve kuruluşların 6284 Sayılı Kanun’a saldırılarına Bakanlık sessiz kaldı.

ŞÖNİM’ler aradan geçen 7 yılda stabil bir yapıya ulaştırılmadı

Kanunun uygulanması için kapsamlı kampanyalar düzenlenmedi. Kanun sadece uluslararası alanda bir halkla ilişkiler çalışması kapsamında dönemsel bir araç olarak görüldü.

Alanda çalışan kadın örgütleri bakanlık politika belirleme, uygulama ve değerlendirme süreçlerinden sistematik olarak dışlandı.

Bunlara ilaveten, son birkaç yıldır, 6284 Sayılı Kanun bazı medya kuruluşlarının hedefi haline geldi.

Özellikle Türk medyasında bazı yayın organlarında yer alan haberler, kanunun AB’den ithal, dış güçlerin Türkiye’ye baskısı olduğu ve artan boşanmaların nedeni olduğu, yasanın yuvaları dağıtıp aile birliğini bozduğu yönünde. Bu haberler yüzünden kadına yönelik şiddetle mücadele eden Mor Çatı gibi pek çok kadın örgütü ve onların çalışmaları hedef haline geldi.

Gençoğlu’nun şikayetinin ardından 6284 Sayılı Kanun sosyal medyada #6284yasa etiketi ve ‘İftira yasası, cinsiyetçi yasa’ ifadeleriyle yeniden saldırı altında.

Devleti şiddete karşı harekete geçirmede zorlayıcı güç

“6284 Sayılı Yasa her gün yüzlerce kadının şiddetten uzaklaşmak ve şiddet uygulayanın cezalandırılması için başladığı bir mücadelenin en önemli dönemeci” diyen Mor Çatı gönüllü avukatı Deniz Bayram, bu kanunun devleti şiddete karşı harekete geçirmede zorlayıcı güç olduğunu ifade ediyor.

Bir süredir bu kanunun kaldırılacağı veya etkisini azaltacak oranda kanunda değişiklikler yapılacağı gibi tehditlerin olduğunu belirten Bayram, bunların etkisini Sıla Gençoğlu örneğinden yola çıkarak anlatıyor: “Uzaklaştırma kararı 3 ay süre ile verilmiş. Yasa ilk yürürlüğe girdiğinde bu süre uygulamada 6 aydı. Bazen bu, 1 ay gibi sembolik sayılabilecek sürelerde de olabiliyor. Böylece uzaklaştırma kararının şiddet uygulayanın şiddeti sona erdirmesi yönünde caydırıcılığını zayıflatıyor. Sıla'nın tedbir kararı almasıyla, bir grup yeniden 6284 sayılı yasaya saldırılarda bulunmaya başladı. Bu grup, bir kadının şiddete karşı ses çıkarmasını, güçlenmesini, dolayısıyla şiddetin sona ermesini istemeyen bir akla sahip. Çünkü şiddete karşı 6284 Sayılı Yasa gibi bir yasal mekanizmanın kaldırılması, kadına yönelik erkek şiddetinin kabul edilmesi ve devam etmesinin desteklemesi demektir. Bunun başka bir açıklaması yok. “

“Koruma süresi neden 6 ay değil de 3 ay?”

6284 Sayılı Kanun çıktığından beri siyasi irade ile yargıda kanuna karşı bir direnç olduğunu, etkili bir biçimde uygulanmaması için herkesin elinden geleni yaptığını söyleyen feminist avukat Hülya Gülbahar ise “Artık koruma kararları 1-2 sayfalık matbu bir kağıttan ibaret. Kopyala yapıştır yöntemiyle üretiliyor ve bazen tarafların adlarını değiştirmeyi bile unutuyorlar” diyor.

“Sıla hakkındaki koruma kararı, yasada 6 aya kadar verilebilecekken neden üç ay süreyle verildi?” diye soran Gülbahar, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Son dönemde ‘şiddetin belgesini istemek’ ve ‘kısa süreli’ karar vermek gibi bir eğilim var. 10-15 günlük ve bir aylık koruma kararları maalesef yaygınlaştı. Bu yüzden, Sıla’ya üç ay koruma olunca herkes sevindi. Oysa ki, Sıla’da şiddetin belgesi de var.

Koruma süresi neden 6 ay değil? Bu kararda kamuya bir yük yok ki; sadece saldırgana ‘Şunları yapma’ diyorsun. Medya ve sosyal medya görünürlüğü olan birine ‘3 ay süreyle kadını rahatsız etme’ demek ne kadar anlamsız. ‘6 ay yasak getirebilirdim ama seni sevdim süreyi yarıya indirdim’ der gibi. Bazı koruma kararlarının süresiz olması gerek. Ama maalesef son dönemde belli çevreler tarafından yürütülen 6284 Sayılı Yasa’nın budanmasına ve hatta kaldırılmasına dair kampanyaların mahkeme kararları üzerinde de etkili olmaya başladığını görüyoruz. Bakanlık ve siyasi irade de bu adamlara ve vitrin olarak kullandıkları kadınlara karşı tek söz etmediği gibi, adeta onlarla işbirliği içindeymiş gibi görünüyor. Kadınların 6284 yasanın her kelimesine sahip çıkması çok önemli.”

Bu haberler de ilginizi çekebilir

7 yıllık Suriye Savaşı Suriyelilerde izi silinmeyecek yaralar bıraktı

Belçika'da çocuk tecavüzcüsüne 15 yıl hapis cezası

ABD Hazine Bakanlığı Gül ve Soylu'ya uygulanan yaptırımları kaldırdı