Son Dakika

Son Dakika

CHP’nin yeni stratejisi seçmene “radikal sevgi” besliyor

CHP’nin yeni stratejisi seçmene “radikal sevgi” besliyor
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’nin yerelde siyasi tablosunu önemli bir düzeyde değiştiren 31 Mart yerel seçimlerinin sonucunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) birçok kilit kentte büyükşehir belediye başkanlığını Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) elinden aldı.

CHP açısından bu başarının ardında, seçim kampanyasını bilinçli bir strateji çerçevesinde yürütmesinin ve söyleminde yaşanan kırılmanın payı büyük.

Seçimlerden on beş ay önce reklamcı ve siyasal iletişim uzmanı Ateş İlyas Başsoy’dan bir sunum yapmasını talep eden CHP, seçime 7 ay kala Başsoy’la çalışmaya başladı. Kendisi, 2009 yılındaki yerel seçimlerde Antalya’da CHP adayının kazanması sürecinde seçim çalışmalarının mimarı olan kişi.

Ayrıca, 2014 yerel seçimlerinde Ankara büyükşehir belediye başkanı adayı olan Mansur Yavaş’ın da “Yavaş gardaşım Yavaş” sloganının ardında Başsoy var.

Türkiye’nin 81 ilini gezen ve toplantılar yapan Başsoy, belediye başkan adaylarının, meclis üyesi adaylarının ve kampanya görevlisi partililerin seçim çalışmaları sırasında nasıl davranmaları gerektiğine dair önerilerini “Radikal Sevgi” başlıklı bir kitapta derledi.

CHP’nin 2019 yerel seçim kampanyasının başkanı olan Başsoy, “an için yaşanılan”, anlık beğeniler ve tepkilerin ağır bastığını belirttiği yeni çağda kitlelerin temel hislerini tetikleyen liderlerin öne çıktığını kaydediyor.

Kitlelerin temel hislerini tetikleyen liderler ön plana çıkıyor

Hedeflenen tüm seçim bölgelerinde adayın ve bölgenin durumuna göre farklılaşan ayrı kampanyalar yürüttü; ardından da bu ayrı kampanyaları ulusal kampanya ile birleştirdi.

Korku siyasetine son

Euronews Türkçe’ye konuşan Başsoy’a göre, kitlelerdeki en temel his korku. Dolayısıyla, siyasette bir kesimin “korku” güdüsünü tetikleyip kavga üzerinden siyaset yapması karşısında Başsoy farklı bir yöntem önerisi getirdi.

“Biz öfkelenip kavga ettikçe, rakibimiz daha güçleniyordu. Aynı yöntemi defalarca deneyerek dayak yedik. Bir tür anti-süper kahraman gibi: Korku ve öfkeyle beslenen,” diye açıklıyor Başsoy bu durumu.

Başsoy, CHP’nin en büyük gücünün kendisinde olduğunu belirtiyor; keza yapılan anketlere göre Türkiye’nin en eğitimli yüzde 25’lik kesimi CHP seçmeni durumunda, ancak ortada kırılması gereken önemli bir bariyer vardı:

“Ortalama bir CHP’liyi bir kasaba doktoru gibi düşünün. İstese 500 hastasına örnek olabilir, onların siyasi kararlarını etkileyebilir. Ama bu kasaba doktorları öfkeli, çevrelerini azarlayan kişilerdi. Mükemmel bir seçmenin var, ama bu seçmen sırf bu öfke sarmalı nedeniyle dönüştürebileceği muazzam bir kitleyi elinden kaçırıyor, hatta onlara itici geliyor.”

Bu hedef doğrultusunda ilk yapılan; CHP örgütünün ruh halini değiştirerek bunun CHP seçmenine yansımasını sağlamak, sevgi dilini politik söyleme yerleştirmek. Bunun için de öncelikli olarak sosyal medyada ötekileştirici, halkı küçümseyen, “yankı odaları” kuran, “öfke çemberini” artıran, kibir ve alaycılık kokan paylaşımları “bir bahçıvan edasıyla” yok ettiler.

Somut örneklerle anlatım

Kitapta, seçmenle konuşurken de gündelik somut sorunlara değinilmesi öneriliyor. Örneğin “köylüyü zengin etme” vaadi yerine “Amca, senin mahsulünü tarlada bırakmayacağım” şeklinde somut, samimi, “insana dokunan” bir anlatımın önemi vurgulanıyor.

“Az konuşun, çok dinleyin”, “seçmenle arkadaşınızla konuşur gibi muhabbet edin”, “karşınızdaki kişinin oy verdiği partiye veya partinin liderine hakaret etmeyin” önerileri de var.

Bu açıdan, “hepimiz aynı belediye otobüsündeyiz” sloganıyla çekilen ve CHP’nin ulusal seçim kampanyasına start veren reklam filmi de 50 saniye içerisinde bu algıyı perçinledi.

“Psikolojik üstünlük bu reklam filmiyle ilk andan elimize geçti,” diyor Başsoy.

Seçim sürecinde reklamlarda CHP’nin adaylarının kendi başına özgün ve özgür bir karakter olarak ortaya çıkmasına önem verildi. “Tüm reklamlarında cumhurbaşkanını kullanan AK Parti’nin adayları ise sanki babasıyla poz veren küçük çocuklar gibiydi,” diyor Başsoy.

Ancak bir özeleştiri yapmaktan da kaçınmayan Başsoy, bu stratejinin çok daha erken bir tarihte, zaman baskısı olmadan uygulamaya geçirilebileceğini ve birçok kentte çok daha yüksek oylar alınabileceğini söylüyor.

Sürdürülebilir olacak mı?

2023 yılında gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dek olan süreçte CHP’nin bu stratejisini ne oranda izleyeceği ise merak konusu.

Öte yandan, CHP’nin bu yeni siyasi söyleminin seçmen davranışında büyük bir etki yaratması ise zaman alacak. Keza ekonomik krize rağmen AK Parti ve Milliyetçi Halk Partisi’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın oyunda sadece birkaç puanlık bir düşüş yaşandı. Dolayısıyla bu yeni söylemin Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını etkilemesi için kampanya dönemiyle sınırlı olmayıp yaygın olarak kullanılması gerekiyor.

CHP yeniden yoksulların partisi olacak. Eğer heba etmezse elinde bu şans var.

Bu çerçevede, “yenilmezler takımı” olarak adlandırılan CHP’li yeni belediye başkanlarının, partilerinin çok az oy aldığı yoksul mahallelere ve köylere odaklanmaları bekleniyor.

İzmir büyükşehir belediye başkanı Tunç Soyer'in, seçilmesinin ertesi günü İzmir’de kendisine en az oy veren Kiraz ilçesinin Dokuzlar mahallesini ziyaret etmesi, bunun ilk somut adımı oldu.

İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı görevini 17 gün boyunca kritik ilçelerde oyların yeniden sayılması sonucunda üstlenen Ekrem İmamoğlu’nun mazbata alışı sonrasında 16 milyon İstanbullunun başkanı olduğunu ve farklı dine mensup herkesi kucaklayıcı söylemi de bu stratejinin yansıması.

“Devlet geleneği neyi gerektiriyorsa onu yaparım” diyen İmamoğlu’nun Recep Tayyip Erdoğan'ı havalimanında karşılamaya gitmesi de kucaklayıcı adımların devamlılığını gösteriyor.

Aynı şekilde, Ankara büyükşehir belediye başkanı Mansur Yavaş da Altındağ, Mamak, Keçiören gibi CHP seçmeninin görece az olduğu bölgeleri “kent”in parçası haline getirmeyi, tüm gücünü az oy aldığı çevre ilçelere vermeyi planlıyor.

Yeni söylem, adayların halkın kalbine ve zihnine erişmesini öngörüyor. “Mart’ın sonu bahar” diyerek halkın umut özlemlerini diri tutuyor; rövanşizm dilinden vazgeçiyor.

“Tunç Soyer’in seçim kampanyasının odağı “zenginlerin değil, yoksulların başkanı olacağım” şeklindeki yaklaşımıydı. Antalya büyükşehir belediye başkanı Muhittin Böcek, her yıl 12 milyon turistin geldiği Antalya’da “garsonların, şoförlerin, tarım işçilerinin başkanıyım” diyerek seçim aldı,” diye açıklıyor Başsoy.

“Derman belediyeciliği”

“Derman belediyeciliği” olarak adlandırılan bu yaklaşım, belediye seçimlerini genel seçimler açısından çok önemli bir viraj olarak görüyor.

“Derman belediyeciliği, önceliği yoksula, en muhtaca vermek demek. Eğer kazanan adaylar iyi çalışırlarsa, kentlerde AK Parti’ye oy veren yoksul kesim, bir sonraki seçimde önemli oranda CHP’ye oy verecek,” diyor Başsoy.

Dolayısıyla, yeni belediye başkanlarının fildişi kulelerinden kenti yönetmesi istenmiyor. Yeni stratejiye göre; her başkan CHP tarafından denetlenecek ve bir karne sistemi getirilecek.

“İyi örnekler ödüllendirilirken, zorluk yaşayan başkanlara destek olunacak, sorunlar çözülmeye çalışılacak. Kimsenin bu fırsatı heba etme lüksü yok,” diye belirtiyor Başsoy.

CHP İstanbul milletvekili Gürsel Tekin de seçim kampanyası sırasında ve oy sayım sürecinde sahada en aktif siyasilerden biri oldu.

Kutuplaştıran değil kutupları aşan, karşı kutba hitap edebilen, bölen değil birleştiren kazanacak

Vaatler gerçekleşecek mi?

Euronews Türkçe’ye konuşan Tekin, stratejinin sürdürülebilir olmasının bundan sonraki süreçte vaatlerin gerçekleştirilmesine bağlı olduğunu belirtiyor.

“Çoğulcu, katılımcı, şeffaf bir yönetim anlayışı ile icraatlar başladığı anda Türkiye'deki önyargı duvarları tamamen yıkılacak. Sözlerimizi eylemle desteklemeliyiz,” diyor Tekin ve ekliyor:

“Seçmeni konsolide etmek için iktidar tarafından uygulanan kutuplaştırma stratejisi marjinal faydasını doldurdu. Sürekli tekrarlanan bu strateji artık seçmende yorgunluk ve bıkkınlık yaratmış durumda. Halkı sürekli ötekine düşmanlık hisleriyle oy vermeye, adeta savaş ruhuyla cepheye çağırmak da aşınma yaratıyor.”

Tekin’e göre, seçmen artık kendi sorunlarının çözülmesini istiyor; “tencere kaynamıyor”, “huzur istiyoruz” diyor; korkudan ziyade umut eksenli bir stratejiye, sevgi ve saygı dolu bir dile ihtiyaç var.

“İktidarın dışlayıcı dilinden rencide olan muhafazakar Kürt seçmenin bir kısmının ilk kez CHP’ye oy verdiğine” değinen Tekin, “artık yüzde 50'lik iki blok var. Kutuplaştıran değil kutupları aşan, karşı kutba hitap edebilen, bölen değil birleştiren kazanacak,” diyor.